Bir başkadır gerçek

Kültür/Sanat Haberleri —

16 Aralık 2020 Çarşamba - 22:30

  • Birbirimizi anlamamız gerekiyor, diyen laik ve modern kesimler, bu cümleyle İslamcı muhafazakar kesime beyaz bayrakla teslim oluyoruz, demiyorsa daha başka bir anlaşmanın arayışındadır. 

ALİ EKBER ERDOĞAN


Netflix’in Türkiye yapımı dizisi Bir Başkadır’ın üzerine çok konuşuldu, konuşmanın yoğunluğu da dizinin verdiği mesajlar üzerineydi. Dizinin böyle bir derdi var mı, ayrı bir tartışma ama Türkiye’de insanlar birbirini anlamıyor ve ötekileştirerek görmezden geliyor diyenler, bu durumun arkasında işleyen sağlam bir politikanın olduğunu ya anlamıyor ya da anlamamazlıktan geliyor. Birbirimizi anlamamız gerekiyor, diyen laik ve modern kesimler, bu cümleyle İslamcı muhafazakar kesime beyaz bayrakla teslim oluyoruz, demiyorsa daha başka bir anlaşmanın arayışındadır. İslamcı muhafazakar kesim ise dinlediklerimi ve okuduklarımı indirgeyerek ifade edersem, niye hep temizlikçi kadınların başı kapalı ve cahil gösteriliyor, diyordu. Bu söylenenlerde, ne teslim olmaya hazır düşmanına merhamet ne de anlaşma koşullarını görüşme isteği var. İşimiz bitmedi, daha yaşayacaklarınız var rövanşist bakışından başka bir tutum.
Bu dizi, Türkiye’nin şimdiki ya da şimdiki durumuna neden olan 40 yıllık geçmişine ilişkin bir şeyler söyler mi, emin değilim. İslamcı muhafazakar kesimin, Türkiye’deki laiklere, Kürtlere ya da Alevilere verdiği açık mesajın ya da uzattığı elin varlığından da emin değilim. Üç değişik ülkede fiili savaşların içinde olan şimdiki iktidar ve taraftarları, seçmenleri, gönüldaşları, hem bu savaşları yetersiz buluyor hem de iç düşmana karşı daha çok şey yapılması gerektiğini düşünüyor. 
Bu nedenle diziye söylemek istediğinden fazlasını söyletmek isteyenler, farkında olmadan açıkça kendi acizliklerini ve güçsüzlüklerini anlatıyor. Türk faşizmi, belki yayılmacı emellerinde başarı gösterse, bir kabuk değiştirme hareketi olarak Erdoğan-Bahçeli ikilisinin yerine laik ve modern kesimlerden ve yarı milliyetçi, yarı muhafazakar birilerini vitrine koyabilir ama bu devletin özü değişmez. Bu devlet, Ermeni kıyımıyla şekillenmiş faşist bir devlettir.
İslamcı muhafazakar kesim denilince, zaten dünyayı değiştirmek yerine, özüne dokunmadan yeniden kurmak ya da onu ele geçirmeye yönelik isteklerini anlıyorum. Önemli olan; kaynakları kontrol etmek, onlardan yararlanmaktır. Dizinin de böyle bir sorunu var.

Bir masal kahramanı gibi

Bir masal kahramanı gibi sisler içerisindeki ormandan çıkarak beliren Meryem, ulaştığı yeşil açıklığı da emin adımlarla geçer, oradaki köpeklere elini uzatır, onlarla selamlaşır ve kendi köyü ile bilmediği, tanımadığı yerleri birbirinden ayıran vadiye (asfalt yol, otobüs durağı) gelir gibidir. Masallardaki gibi, yeni ve yabancı dünyalar, insanın yaşadığı vadinin öte kıyısından itibaren başlıyor. Bu öte kıyı da gercekten viyadüklerden, köprülerden, meydanlardan, üst geçitlerden geçilerek varılan şehirdir.

Yeni ve bilinmez dünya

Buradaki masal kahramanı ve masal kahramanının yaşadığı yer ile onu terkederek ulaşacağı yeni ve bilinmez dünya benzetmesinin üzerinde biraz durmak gerekiyor. Masallardaki yeni ve bilinmez dünya, insanın alışkın olduğu algılama dünyasından çok farklı yaşam ortamları (çoğunlukla, zenginlik) olabileceğini varsayar ve buradan edinilen tecrübe de aslında insanın ya da toplumun var olan hayatına tutulmuş bir aynadır.

Kahramanın elindeki ayna

Masallarda anlatılan canavarlar, insani olmayan, alıştığımız bildiğimiz şeylere benzemeyen yaratıklar da yine kahramanın kendi ilişkilerine, insan tiplerine tutulmuş birer aynadır. Burada masalın kahramanı, masalı anlatan ve dinleyen de aynadaki suretini ve diğer suretleri tanır; her anlatışta bu aynadaki görüntüler yenilenir, yeniden üretilir.
Meryem, bu masal kahramanları gibidir. Mahalledeki Hilmi ile vadinin öte tarafındaki Sinan aşık olunacak insanlar olarak başka başka insanlardır. Yine mahallenin/köyün imamı Ali Sadi Hoca ile Peri de Meryem için referansları, verdikleri tepkiler, sorunlarına yaklaşım tarzları ile yine bambaşka insanlardır. Meryem, bu serüveniyle bunları karşılaştırabilme olanağı elde eder. Aynı aynayı gerektiği zamanlarda kendisine, ağabeyine, yengesine ve içinde yaşadığı topluma tutuyor.

Sevmek ve sevilmek isteği

Meryem‘in annesi ve babası ölmüştür ve ağabeyi ile birlikte dededen kalma evde yaşıyor. Ağabeyinin sorunlu bir evliliği ve bu evlilikten olan iki çocuğu var. Çocuklardan küçük olanı konuşmuyor. Yengesi, çocukluğunda/gençliğinde yaşadığı tecavüzün artçı dalgaları ile sarsılıyor, devamlı içine dönüyor ve mutsuzdur. Hatta bir sefer intihara bile kalkışıyor. Ağabey Yasin, askerliğini komando olarak yaptığı için mahallede komando olarak anılıyor. Son zamanlarda işleri bozulmuş, marangoz atölyesini kapatmış, bir diskotekte güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Bu darmadağınık yapıyı, derleyen, toplayan, biçim veren, çocuklara bakan, deyim yerindeyse dükkanı açık tutan Meryem’dir. Bu da yetmez, İstanbul’da gündeliğe gittiği evlerden kazandığı parayla aile bütçesine katkıda bulunur.
 Bir de Meryem, sevmek, sevilmek, evlenmek istiyor. Bu isteklerini bastırmanın Meryem’e bir maliyeti var; baygınlık geçiriyor. Bir sefer akrabasının düğününde Erzincan’da, bir sefer mahalledeki bir nişanda ve bir sefer de evde evlilik programı izlerken. (Bayılma anları hep evlilik ya da evliliğe hazırlık törenlerinde oluyor.)

Meşaleye dönüşen sorun

Ağabeyinin sorunlu aile hayatı, televizyon dizileri ve temizliğe gittiği evlerin arasına sıkışmış yaşamı ile bir komşunun tavsiyesi üzerine devlet hastanelerinden birindeki psikiyatriste gidiyor Meryem. Artık yalnızca temizliğe gitmek için değil, bu sefer de doktora gitmek için köyünü, mahallesini, vadisini terkedip tanımadığı, bilmediği, yabancısı olduğu ortamlara, insanlara ulaşıyor Meryem.
Meryem’in Hilmi’den yüzüğü alıp bitmesiyle başlayan dizi, Meryem’in içinde yaşadığı ilişkilerin, sorunlarına yanıt verememesini ve arayışını çıkış noktası yapıyor. Bayılmasına neden olan sorunu, bir meşale gibi eline vererek, bilmediği, tanımadığı yerlere, insani iliskilere sürüklüyor.

Mistik telkinlerin yetersizliği

Ali Sadi Hoca ne kadar muhterem bir hoca, ne kadar alim bir insan olursa olsun Meryem’le gerçekleştirebildiği diyalog, Meryem’in evlenme isteğini ya da cinsel sorunlarını teşhis edebilse bile öneri yapabilecek, açımlayabilecek bir donanımdan yoksundur. Meryem ile konuşması, yaşanan hayatı değişmez göstermeye yarayan benzerlikler ve karşıtlarla kurduğu retoriktir. Ali Sadi Hoca’nın kasımpatı ve yapma laleyi karşılaştırarak yaptığı açıklama, ne kadar birşey söylüyor ve bunları algılama/deneyimlemenin içinde anlamlandırıyor gibi görünse de gerçek hayatı ve dünyayı zamanın dışında bir değişmezlik boyutuna aktarıyor ve değişmezlikler olarak algılatmaya çalışıyor. Meryem’in ise Ali Sadi Hoca‘nın hayatı mistifiye edici telkinlerinden ötesine ihtiyacı var. Elinde tuttuğu meşale halen yanıyor; duruma göre bu meşalenin ışığıyla her şey daha değişik görünüyor Meryem’e.

Canavarı yenme sonrası

Halk masallarında, destanlarda kahramanların başına gelen, burada Meryem’in de başına geliyor. Bilmediği, tanımadığı yabancı dünyaya girerken, bir yandan eski köyüne ve değerler sistemine; diğer yandan da karşılaştığı tanımadığı, bilmediği insanlar, insani varlıklar, yaratıklar ve canavarlardan edindiği tecrübeden yararlanarak kendine tuttuğu ayna ile değişmeye/dönüşmeye başlıyor. Kahramanların başına gelenler, sonuç itibarıyla Meryem’in de başına geliyor. Nasıl ki masallarda, destanlarda binbir güçlükle karşılaşılarak canavarı alt eden kahramanlar, oyunun kurallarını değiştirmekten çok kişisel fayda peşindelerse burada da Meryem -basitleştirerek söyleyecek olursak- sadece bayılmaktan kurtulmak, cinsel ihtiyaçlarını ve evlenme isteğini konuşmak istiyor. (Bazı kritiklerde ve Peri’nin Meryem’e yaklaşımında başat olan küçümseme tavrını iğrenç bularak reddediyorum. Marx, insan karşısına çıkan sorunları çözer, der.)

Dünyayı değiştirmek yerine

Çekilen bütün acılar ve edinilen bütün tecrübeler, sonunda sistemin var olan etiğin onanmasına hizmet eder. Başarının bu istisna hali de sadece kuralı onaylamaya yarar. Burada dizinin, gerçekçi bir dizi olmasına vurgu yapmak isterim. Dizinin seyri ve senaryodaki entrika ya da olay örgüsünün nasıl sonuçlanacağı, dizideki ayrıcalıksız insanların aralarındaki etkileşime göre belirlenir. Meryem’in kaderi, kurgunun dünyasında da hayattaki gibi başka insanlar ve toplumsal kurumlarla olan iliskilerine göre belirlenir. Masallar ya da halk öykülerindeki gibi fiziki dünya, kahramandan yana değil ama trajedilerdeki gibi kahramana karşı da degil. Dünyayı değiştirmek yerine özüne dokunmadan yeniden kurmaya yönelik bir girişimdir. Güneşin altında yerini bulmaya yönelik bir ataktır.
Pencereden biraz sarkarak diyeyim; Türkiye’deki İslamcı muhafazakar kesimin, 12 Eylül darbesinden (dizideki Ferdi Özbeğen’in şarkılarını dinlerken, hep aklıma 12 Eylül geliyordu) itibaren beslenip korunarak hızlı yükselişleriyle değiştirmekten çok, özüne dokunmadan varolanı korumaya, ele geçirmeye ve düzenlemeye yönelik bir girişim olduklarını da ileri sürebiliriz. Yine bu kesimin geçirdiği evrime bakarak, Türkiye’de devlet sınıfları ve kapitalizmin son sözü söylediğini de ekleyebiliriz belki.

Bilinçaltının harekete geçmesi

Dönelim diziye. Meryem, psikiyatrist Peri Hanım’la karşılaşır. Lafa nereden başlayacağını bilemez. Bir iş görüşmesinde iş yeri sahibinin ya da yöneticinin, nasıl kolay buldunuz mu burayı, sorusunu bile kendisi sorup yanıtlar. Peri, öyle bir aymazlık ve yok saymanın, görmemenin etkisindedir. Otobüsleri, minibüsleri, meydanları sorar psikiyatriste önce. Meryem, tutuktur ama zoraki gülümsemesi ve yapay, alttan alan halleriyle Peri daha da tutuktur. Küçük bir kahve cezvesi, Meryem’in bilinçaltını harekete geçirir ve elinde olmadan Sinan Bey’den bahsetmeye başlar. 

Anlamanın dışındaki arzu nesnesi

Sinan Bey, Meryem muhayyilesinde kodlanmış evlenilecek insandır. Eşi gibi davranır, evi temizler ya da düzeltirken. Yemekler pişirir, portakallı kekler hazırlar. Sinan da bunları diğer kadınlarla birlikte yer, gelen kız yapmış, der. Sinan, bilinmeyen yabancı dünyadaki yaratık ya da canavar gibi birşeydir. Hilmi’yle karşılaşıp gerçek bir karşılaştırma olanağı bulana kadar, Meryem için anlamanın dışında sadece bir arzu nesnesidir.


İmkansızlığa karşı bilinçakışı

Bazen ağza atılan bir çikolatanın bıraktığı tat (Proust), bazen dükkanların tabelaları ve Dublin sokakları (Joyce) harekete geçirir bu bilinçaltını; konuşmak ve hatırlamak kendiliğinden devreye girer. Ünsal Hoca’nın (Prof. Ünsal Oskay) bilinçakışına yaptığı vurgular aklıma geliyor şimdi. İş bölümünün kurumsallaşmasıyla işlikteki hayatla dışarıdaki hayatın birbirinden kopmasına, fragmanlara ayrılmasına; bütünlüklü insani bir bakış açısının, meta üretimi ve toplumun anonimleşmesi ve kitleleşmesiyle neredeyse imkansız olduğunu; bu imkansızlığa karşı bilinçakışı formunun ortaya çıktığını defalarca defalarca anlatması. Bir de meta üretimi ile kitle iletişim araçlarının ve tekniklerinin, eşgüdümlü olarak devreye konulduğunu ve insanın kitle iletişiminin müşterisi ve tüketicisi olarak (tv izleyicisi olarak) sistemi istihdam ettigini... Yalnızlaştırılmış hayatlarımızın, yalnız bekçilerine dönüştürüldüğümüzü; moda ve kıyafetle değişmeyen hayatımızı yeniden organize etmeye çalıştığımızı, anlatır dururdu Ünsal Hoca.

Peri’nin bilinçaltında hizmetçi Hazal olarak kodlanan Meryem, Peri’yi de değiştirir. Peri, ilerlemiş yaşına rağmen, ailesinden kopamamış bir kadındır. Aldığı seçkin eğitim ve mesleği, dünyanın dört bir yanına yaptığı turistik seyahatler falan, bağımsızlaştıramamış ve birey yapamamıştır. 

Peri’nin sorunlu hayatı

Daha ilk andan itibaren Peri’nin güvensizliği ve daha sonra da kıskançlığı tavan yapar. Kıskanç insan, aslında överken de söverken de kendi başarısızlığını/mutsuzluğunu ve hıncını anlatır. Hıncına bir nesne gereksinimi duysa kendinden güçlü olana karşı öykünme, gerçek olmayan özdeşleşmeler aracılığıyla kendinden vazgeçme ve güçlü ile birleşme isteği; güçsüz olanı ise yok sayma, görmezden gelme ve yok etmeye yönelme. Peri de Meryem’i daha sonra hırpalamaya, örselemeye başlar. Lafı dönüp dolaşıp Sinan’a getirir. Meryem’i Sinan’la sıkıştırır, zorlar. Hatta psikiyatrist ya da psikolog arkadaşına anlatırken, türbanlı birini görünce, öcü görmüş gibi olduğunu söyler, öfke duyduğundan bahseder. Öfke, psikolojinin dilinde engellenmiş, gerçekleşmemiş istektir, diyerek, ışığı biraz Peri’nin sorunlu hayatı üzerine tutalım.
Aile denilince aklıma hep uyduları, sondaları ve diğer uzay araçlarını yörüngeye ya da daha ilerisine taşıyan roketler geliyor. Nasıl ki roketler, bu araçları sürtünmeli ortam bitene kadar taşır ve orada ayrılıyorsa aile ile çocuk da öyle olmalıdır. Aile eğitimini tamamlamış bir çocuğu, kesinlikle kapının önüne koymalı, yollarını ayırmalı. Roketler, uzay araçları sürtünmesiz ortama geçtiklerinde nasıl ki son hızlarını korurlarsa cocuklar da eğitimleri sayesinde aileden aldıkları son hızlarıyla -bu hız azalır ya da artar, önemli değil- kendi yörüngelerine geçmeli. Hareketleri ve ilişkileri, ailelerden bağımsız olmalı.
Peri, kendi sürtünmesiz ortamına geçememiş bir kadındır. Ayrılma cesareti bulamamış ve kopamamıştır. Michael Haneke’nin, kötülüklerin anası olarak anne ve babaları tarafından idealleştirilmiş; bu ideallerin mutlaklaştırılması  olarak devredilmiş çocukları ve onların yetişkin hallerini göstermesi de tesadüf olmasa gerek. Faşizmin tabanının da bu olduğunu söyler bir yerde.

Kimin egemen olduğu

Meryem ile Perin’nin bu karşılaşmaları ve arka planları, zaten Türkiye’deki son aktüel tartışmaların konusu. Hatta Peri’nin babası bir yerde, ‘herhalde Özdil’i dinleseydik’ diyor da Peri, ‘çok dinlediniz zaten’ deyip yogada tanıştığı kızın dizisine geçiyor. Laikler, modernler ve Aleviler ile İslamcı muhafazakarlar arasındaki siyasi çatışma ve rekabet. Rantın paylaşılamaması ve çatışması da diyebilirdik buna. Siyaset zaten eni konu kaynakları yönetmek degil midir? Hadi cesaret edip Carl Schmitt acemisi olarak, dostla düşman ayrımını belirleme meselesidir, diyeyim. “Olağanüstü durumu ilan eden  kimse egemen de odur” alıntısıyla Türkiye’de kimin egemen olduğu tartışmasında bir nokta koyalım. İslamcı muhafazakar kesim, bu çatışmayı şimdilik kazandı gibi görünüyor.

Arzularının nesnesini bulur

Meryem, kendi güçsüzlüğünün ve bu anlamda gücünün farkında olarak, Peri’nin üstünkörü söylediği herşeyi anlamaya çalışıyor. Konuşmanın bir yerinde bastırılmış duyguların insanı hasta etmesinden bahsedilirken, hani su yolunu bulur gibi bir cümle eder Peri. Meryem, bu cümleyi daha önce de değişik bir bağlamda taliplisi Hilmi’den duymuştur. Meryem, Peri’nin istemeden de tanımlamak zorunda kaldığı sorunlarını, Hilmi’nin kulaktan dolma referanslarına dönerek çözmeye çalışır. Arzularının nesnesini bulmuştur, Hilmi’nin verdigi hediyeye çorapla karşılık verir Meryem, ancak bir sefer bu serüvene girilmiş ve geri gelinmiştir, aynı insan olarak kalmak mümkün degil. Namazlarına ne kadar da aksatmadan devam etse Meryem, Peri’nin söyledikleriyle hayatını değiştirecek değildir ama o sözler bilincin derinliklerinde bir yerlerde kalır. Meryem, bilinmez ve yabancı olandan kendi köyüne dönmüştür artık. Değiştirmeye değil, yeniden kurmaya yönelir. İçinde yaşadığı etiği onaylar ve Hilmi’yle evlenir herhalde.

Yabancılaşan hayattan avuntuya

Dizide cereyan eden başka seyler de var, ancak bunlar benim icin Meryem-Peri, Meryem-Ali Sadi Hoca, Meryem-Sinan ve Meryem-Hilmi iliskisinin gerçekçi görünmesi için sahneye taşınmış dekordur. Sadece dizinin gerçekçi görünmesini sağlıyorlar.
Dizideki Kürt aile ise eni konu Meryem, Hilmi, Peri ya da Sinan gibi meta üretiminin ve anonimleşmenin sonuçlarını yabancılaşma olarak yaşayarak, kaybolup gidecektir.
Modern kapitalist ilişkilerin yaşandığı kentlerde, ne Türk ya da Kürt ne de Sünni ya da Alevi kalarak yaşamak mümkündür. Kendi Sünniliğini ya da Aleviliğini, devlet ritüellerinde yabancılaşma olarak yaşamak mümkündür. Kendi yabancılaşmalarını, kendilerine gösterecek yabancılaştırmaya yabancılaştırıcı kavramların yokluğuyla dizilerde, romanlarda, sinemalarda eski sınıfsız toplumun ya da eşit ve gerçekçi cinselliğin hayalini görüp avunacaktır.
Son söz yerine önce Walter Benjamin’den bir alıntı: Çocuklar, gerçek ütopyalardır. Bir de Marx’tan: Tarihte ne olmuşsa başka türlü olmadığı için öyle olmuştur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.