Çöp toplayanların memleketi

Dosya Haberleri —

19 Eylül 2021 Pazar - 22:00

COP ATIK ISCI

COP ATIK ISCI

  • “En fazla ezilenlerin” mesleğini sürdüren mülteciler, Kürtler ve diğer ötekiler, topladıkları onlarca kiloluk atığı çekçeklere yüklüyor, şehri sokak sokak dolaşıyor ve böylece ülkenin  mahkûm edildiği derin yoksulluğu aşmaya çabalıyor. Ankara’da bu işi yapan Kürt, Suriyeli ve Afganistanlı emekçilerle hikâyelerini konuştuk. 

 

MASİS HESKİF / ANKARA

Farklı, uzun göç hikayelerini buluşturan ekmek kavgası: Atık kağıt/geri dönüşüm işçiliği. Onlarca kiloluk emeklerini çekçeklere yükleyerek şehri karış karış gezen atık kağıt/geri dönüşüm işçileri, “Memleketimize dönmek istiyoruz ama nasıl?” diye soruyor.

Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaşla birlikte Afganistan’da Taliban’ın zulmünden kaçan yüz binlerce insan Türkiye’ye gelerek mülteci konumuna düştü. Türkiye’de çeşitli iş kollarında kendilerine yaşam alanı bulmaya çalışan mültecilerin çalıştıkları işlerde en çok sömürülen kesim oldukları da biliniyor. Çok düşük ücretler verilerek ağır ve zorlu yaşam koşullarında çalıştırılan mülteciler, son yıllarda bu zor şartlardan kurtulmak için atık kâğıt/geri dönüşüm işini tercih ediyor. Mülteciler, zorlu yaşam koşullarında ayakta kalabilmek adına kağıt, karton ve plastik atık toplayarak geçimlerini sağlama telaşında.

 

Mülteciler için çok daha zor

Atık kâğıt/geri dönüşüm işçiliğinin Türkiye’de yasal bir güvencesi yok; bu nedenle de işçiler, sıklıkla belediye ve valiliklerin engellemelerine maruz kalıyor. Mülteciler için bu iş çok daha zor: Haklarında yasal işlem başlatılmaması için bu işi yapan Türkiyelilerden çok daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor ve bir nevi görünmez olmaları da şart.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Valiliği’nin kararıyla emniyet ve belediye görevlileri, Ümraniye ve Bakırköy bölgesinde gece yarısı 100’e yakın atık toplama deposuna baskın düzenlemiş, yapılan baskınlarda 145’i Afganistanlı göçmenler olmak üzere 286 atık kâğıt/geri dönüşüm işçisi hakkında idari işlem yapılmıştı. Gözaltına alınan Afganistanlı göçmenler ise sınır dışı edilmek üzere Tuzla Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildi.

Bu işi yapıp aynı zorlukları yaşayan, polisten, zabıtadan saklanan Kürtler de var. Çoğunluğu Hakkari’den Ankara’ya gelmiş işçiler, zabıta ve polislerin kendilerine sık sık müdahale etmesinden kaynaklı işlerini çok gizli yapmak zorunda kalıyor.

 

Kürt, Suriyeli, Afganistanlı

“En fazla ezilenlerin” mesleğini sürdüren mülteciler, Kürtler ve diğer ötekiler, topladıkları onlarca kiloluk atığı çekçeklere yüklüyor, şehri sokak sokak dolaşıyor ve böylece ülkenin mahkûm edildiği derin yoksulluğu aşmaya çabalıyor. Ankara’da bu işi yapan Kürt, Suriyeli ve Afganistanlı emekçilerle hikâyelerini konuştuk.

 

Girê Spîli Muhammed

Yasin Muhammed (18), 8 yıl önce Suriye’nin Girê Spî (Tel Abyad) kentinden Türkiye’ye gelmiş. İlk durağı Urfa, sonraki İstanbul olmuş; şimdi Ankara’da yaşıyor. Altındağ ilçesi Hacıbayram Mahallesi’nde oturan Muhammed, 9 kardeş olduklarını ve 6 yıldır atık kağıt işi yaptığını söylüyor.

Muhammed hikâyesini şöyle özetliyor: “Abim de burada, o da bu işi yapıyor. Babam çalışmıyor. Diğer kardeşlerim kızdır, evde oturuyorlar. En küçük kız kardeşim Urfa’dayken okula gidiyordu, şimdi gitmiyor. Okulu seviyordu ama olmadı. Suriye’de de bu işe benzer bir iş yapıyordum, ailece hurdacıydık. Şimdi de Ankara’da bu işi yapıyorum. Urfa ve İstanbul’da da çeşitli işlerde çalıştım ama en iyi şehir Ankara. Çünkü burada çok mülteci yok, kağıt işini yapan da çok yok ve bu yüzden memnunum Ankara’dan. Günlük ortalama 90 lira kazanıyorum. Ben sabah çıkmıyorum. Genel olarak biz sabah ve öğlen çıkmıyoruz. Ya akşamdan sonra ya da geceden sabaha kadar dışarıda oluyoruz. Ben 6 saat çalışıyorum. Arabamın dolmasına bağlı bazen 10 saat oluyor dışarıda olduğum.”

 

Memleket hasreti

“Suriye’ye dönmeyi düşünüyorum, ailece istiyoruz ama şimdi savaştan dolayı gidemiyoruz” diyen Muhammed, birkaç kez ülkesini çok sevdiğini ve çok özlediğini dillendiriyor.

Bir süre duraksadıktan sonra “İnsan memleketini neden özlemesin ki” diyen Muhammed, ellerinden hiçbir şeyin gelmediğini belirtiyor ve devam ediyor: “Hayalim Suriye’ye dönmek. Hayatta kalan arkadaşlarımla, akrabalarımızla vakit geçirmek. Dönmek istiyoruz ama nasıl, ne yapacağız bilmiyoruz. Türkiye’de bazen zorluk çekiyoruz, iyi insanlar da kötü insanlar da var. Bizi insan yerine koyan da, bizi görmezden gelen de var. Suriye’ye dönmek, hayatta kalan arkadaşlarımla, akrabalarımızla vakit geçirmek istiyorum.”

Masud Muradi (17) : "Memlekete gitmeyi hiç düşünmüyorum. 12 kardeşiz. Annem, babam ve 9 kardeşim Afganistan’da; ben ve bir kardeşim buradayız, bu işi yapıyoruz."

Ankara’da çöp bitmiyor

Türkiye’ye geldiğinde 10 yaşında olduğunu ve 6 yıldır atık kağıt işinde çalıştığını kaydeden Muhammed, anlatmayı sürdürüyor: “Genel olarak Çankaya tarafında karton topluyorum. Hacıbayram’dan Kızılay’a kadar çekçek arabamla geliyorum. Burada arabamı doldurduktan sonra Hacıbayram’a dönüp orada satıyorum. Her gün geliyorum, boş günümüz yok çünkü her gün çöp çıkıyor. Ankara’da çöp bitmiyor. Yüküm ne kadar ağır olursa o kadar çok kazanıyorum. Bu da ortalama günlük 80-90 lira oluyor. Türkiye’de daha önce inşaatta çalışıyordum, orada bize az para veriyorlardı ama çok çalışıyorduk, bana çok ağır işler veriyorlardı.”

 

Ülkemize artık dönemeyiz

Afganistan’dan Türkiye’ye iki yıl önce gelen Masud Muradi (17), çok az Türkçe biliyor. Taliban’ın zulmünden kaçıp İran üzerinden Van’a, oradan da Türkiye’ye geldiğini aktaran Muradi, kaçakçılara 5 bin dolar verdiklerini de sözlerine ekliyor.

Ankara’da iki yıldır atık kağıt işçiliği yapan Muradi, hikâyesini şöyle özetliyor: “Genelde gece dışarı çıkıp kağıt topluyorum. İşimden memnunum, burada bir hayat oluşturmayı düşünüyorum. İlk önceleri memlekete dönmeyi düşünüyordum ama Taliban tam gelince o düşüncem kalmadı. Şu an memlekete gitmeyi hiç düşünmüyorum. 12 kardeşiz. Annem, babam ve 9 kardeşim Afganistan’da yaşıyor; ben ve bir kardeşim buradayız, bu işi yapıyoruz. Ankara Hastanesi’nin oradaki gecekondu evlerde oturuyoruz. Akşama doğru çıkıp geceye kadar kardeşimle sokaklardayız, haftada bin lira kazanıyoruz.”

 

 

Her çöpü toplayamıyoruz

Muradi, işlerinden memnun olduklarını ancak bazı sokaklara kendilerinin giremediğini kaydederek şöyle devam ediyor: “Bazı caddeleri, sokakları diğer kağıt işçileri kapmış, herkesin girmesine izin vermiyorlar. Girdiğimizde bizi çıkartıyorlar. Her çöpü toplayamıyoruz. Bu sıkıntı olmasaydı güzel olurdu.”   

 

Polisler bırakmıyor çalışalım

Hakkari’den Ankara’ya 2004 yılında gelen ve o tarihten beri burada atık kağıt işinde çalışan İsmail Konyar (35) ise ailece Mamak Türközü’nde yaşadıklarını aktarıyor.

Konyar, atık kağıt işinde zamanın, sabahın, akşamın sınırının olmadığını, her saat çalıştıklarını belirtiyor.

“Sabah geliyoruz, gece saat 1-2’ye kadar çalışıyoruz ve bunu 100-200 lira karşılığında yapıyoruz” diyen Konya, çoğu zaman bu kadar da kazanamadıklarına dikkat çekiyor.

Konyar, şunları söylüyor: “Yaptığımız işi de rahat yapamıyoruz, çünkü yasal güvencemiz yok. Bazen zabıta, bazen polislerin engellemeleriyle karşılaşıyoruz. Polisler bırakmıyor ki çalışalım. Her gün birimize ceza yazıyorlar. Şu an her birimizin e-devletinde birçok para cezası var. Kimliği alıyor, fotoğrafını çekiyor; sonra e-devlete bir bakıyoruz, ceza yazılmış. Gerekçesini sorduğumuzda da, ‘Sokağı ihlal ediyorsunuz, bize emir gelmiş, kağıt toplamayın’ yanıtını veriyorlar. Artık öyle bir hal almış ki bir polisi nerede görsek saklanıyoruz.”

 

Yasin Muhammed (18): "Urfa ve İstanbul’da da çeşitli işlerde çalıştım ama en iyi şehir Ankara. Çünkü burada çok mülteci yok, kağıt işini yapan da çok yok. Bu yüzden memnunum Ankara’dan."

 

Hiçbirimizin sigortası yok

Bazen arabalarına da el konulduğunu aktaran Konyar, “Bu işin yasal güvencesi var. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, bazen gazetecilere röportaj veriyor; diyor ki, ‘kağıt işçilerinin sigortalarını yaptırmışım.’ Öyle bir şey yok. Kimin sigortasını yapmış?” diyerek sigortalarının yapılmadığına vurgu yapıyor.

“Bizi neden sahadan çektiklerini bilmiyoruz. Ya Hakkarili olduğumuz için ya da bu işte rant gördükleri için” diyen Konyar, “Bu işi yapamazsak ne yapacağız? İşimiz bu, buna alıştık. Yapacak başka işimiz yok. Her birimizin bir sürü çoluk çocuğu var. Benim 3 çocuğum var, her üçü de okula gidiyor. Bu iş elimizden alınsa ekmeğimizi nasıl çıkaracağız, çocuklara nasıl bakacağız?” diyerek üzerlerindeki valilik ve belediye baskısına tepki gösteriyor.

“Memlekete dönmek ister misin?” sorusunu yönelttiğim Konyar, “Elbette dönmek istiyoruz ama dönüp ne yapacağız? İş güç yok. Zaten iş bulamadığımız için memleketten çıktık” yanıtını veriyor.

 

O mahalleler zaten aç, çöpe ne atabilirler ki?

Sokak sokak, mahalle mahalle “dünyanın kilometresini” yürüdüklerini belirten Konyar, anlatıyor: “Sabah 10’da çıkıp gece 10’a kadar dolaşıyorum. Bu kilolarca karton, bu kağıt torbaya birdenbire girmiyor ki… Kilometrelerce gezmeler sonucu torbaya giriyor. Kolay değil. İnsanlar dışarıda görüyor, kolay sanıyor ama kolay değil. Birkaç kuruş kazanıyoruz, sigortamız yok, bir güvencemiz yok. Her an zabıta, polis, arabalarımıza el koyabiliyor. Ana caddelere çıkamıyoruz, çıktığımız an bizi yakalıyorlar. Nerede uzakta bir polis görsek kendimizi hemen saklıyoruz, bize ceza yazacak korkusuyla. Bize diyorlar ki, ‘Kızılay’da toplama, git başka yerde topla.’ Mamak’ı veya diğer semtleri gösteriyorlar. Biz o fakir semtlerden ne toplayacağız? Orada ne para kazanacağız? Öyle yerleri gösteriyor ki, hayatta kağıt bulamadığımız yerler. O mahalleler zaten açtır, çöpe ne atabilir ki?”

 

Çöp kutusuna yansıyan ekonomik kriz

İsmail Konyar, Türkiye’deki yoksulluk ve ekonomik krizin çöplere yansıdığına dikkat çekerek şunları söylüyor: 
“Eskisi gibi çöp çıkmıyor. Millet eskisi gibi çalışmıyor. Eskiden 300-400 kilo kağıt topluyordum, şimdi ise 200 kilo toplayamıyorum. Pandemide herkes kendini çok sıkıya aldı. İnsanların içinde bir de kapanma korkusu var ve harcama hiç yapmıyorlar. Büyük bir kriz var, bu kriz çöpe de yansımış. Eskiden karton ve plastiklerin yanında eve götürecek yiyecek ya da satacak kaset, cd, elektronik eşya gibi eşyalar da buluyorduk ama inancın olsun şimdi karton ve plastik dışında hiçbir şey bulamıyoruz. Bu hakikaten böyle gitmiyor. Bittik. 

Mülteciler sokakta aç geziyor
Şimdi yabancılar da geldi ve işimiz iyice düştü. Eskiden mahallelerde 5-10 kişiysek şimdi 50-60 kişi olduk. Onlar da gariban ama onlar da iş bulamadıkları için kartonculuğa giriyor. Mültecilere de hak tanınsın istiyoruz. Mülteciler bize, ‘Normalde AB’den şu kadar para bana geliyor ama kimse bana bir kuruş vermiyor’ diyor ve haklılar. Onlar da ekmek peşinde, ona karşı değiliz. Onlara da üzülüyoruz ama yapacak bir şey de yok. Hükümet de bunlara bakamıyor. Her gün televizyonlara çıkıp çıkıp, ‘Bu kadar insanı barındırıyorum’ diyorlar ama mülteciler sokaklarda aç geziyor.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.