İç cephede birlik ve zıtlık

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Bir iktidar değişikliği olsa bile o iktidar da ya yine şimdiki iki programın ortak hedefine yönelecek ya da Türkiye’yi dünya savaşında mahva sürükleyecektir. Üstelik savaş erken seçimi beklemez.

Türk Dışişleri Bakanı, “nasıl olur da ülkem savaşa sürüklenmez” sorusuna cevap arayacağına, İran’a akıl veriyor. “İç cephesi” karışmış ama TRT’de yaptığı upuzun konuşmada çözüm sürecinden tek kelimeyle söz etmiyor. Şaşırtıcı değil.

Türkiye’nin dünya savaşı dışında kalmasına dönük iki stratejik program dışında ne AKP’nin, ne CHP’nin ne de diğer sistem partilerinin ve hatta büyük çoğunluğu ile sosyalist partilerin kayda değer bir stratejik programları var. Şu anda bütün tartışmaların konusu, biri Başkan Öcalan’ın ve diğeri MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin dünya savaşının dışında kalma amaçlı stratejik programları. Diğer siyasi partiler bu iki programdan birine ne ölçüde yaklaşıyorlarsa Türkiye’nin dünya savaşının dışında kalması amacına o ölçüde hizmet ediyorlar demektir. Her iki programdan ne kadar uzaktaysalar ABD ve İsrail’in Türkiye’yi dünya savaşının içine çekme amaçlarına o kadar hizmet ediyorlar demektir. Aktüel politik ölçü işte budur.

Devam edelim.

Her iki program Türkiye’yi dünya savaşının dışında tutma hedefinin yanı sıra Ortadoğu’da İsrail'in hegemonyasını önleme hedefinde de birleşiyor. O nedenle her iki program dört parça Kürdistan’ın Türkiye ile ittifakını savunuyor. Tarihi Türk-Kürt kardeşliğini yeniden canlandırmayı hedefliyor. Her iki programın ortaklığı bundan ibarettir. Türkiye dünya savaşının dışında kalmayı başardıktan ve dört parça Kürdistan’la güçlerini birleştirerek İsrail’in hegemonyasını önledikten sonra yollar ayrılıyor. Bahçeli’nin temsil ettiği Türk devletinin amacı, dört parça Kürdistan da içinde Ortadoğu’nun tümünde bölgesel emperyalist Türk hegemonyasını kurmaktır. Asgari olarak bölge pazarlarını İsrail’le, dolayısı ile küresel emperyalizm ile paylaşmaktır. Bu amaca uygun olarak devleti militarist, oligarşik, milliyetçi temelde güçlendirmektir.

Kürdistan’ı temsil eden Öcalan’ın amacı ise Kürdistan ulusunun ve kadınların öncülüğünde dört sömürgeci ülkenin Demokratik Cumhuriyetlere dönüşmesi; Kürtlerin, Arapların, Farsların ve diğer halkların demokratik uluslaşması temelinde Ortadoğu konfederal ortak evinde birleştirilmesi ve kadın özgürlükçü, ekolojik ve komünal demokratik sosyalist toplumun inşa edilmesidir.

Görüldüğü gibi iki programın ortaklığı da, ayrıldığı amaçları da stratejiktir. Çünkü Türkiye, dolayısıyla dört parça Kürdistan dünya savaşının yeni aşamasında savaş dışı kalmayı başaramazsa ne Bahçeli’nin bölgesel emperyalist programı amacına ne de Öcalan’ın konfederalist demokratik toplum programı amacına ulaşır. Nihai amacı zıt bu iki program temelinde şu andaki ortaklık o nedenle stratejiktir. Ne Bahçeli Kürt halkını kandırma gibi ucuz bir taktik anlayışı içindedir ne de Öcalan Kürt halkının çıkarlarını hiçe sayan ucuz bir uzlaşma taktiği peşindedir. Her iki programın sahipleri ortak bir somut durum saptamasından hareket etmişler ve birbirlerine taban tabana zıt hedeflerine ulaşmak için ortak bir hedefte, yani Türkiye’yi ve dört parça Kürdistan’ı dünya savaşının dışında tutma, İsrail’in bölgesel hegemonyasını önleme hedefinde birleşmişlerdir.

Adına ne denirse densin şu anda sürmekte olan çözüm süreci dışında, Türkiye’yi ve Kürdistan’ı dünya savaşından korumanın bir başka yolunu göstermeden, bu sürece karşı yıkıcı kampanya açanlar, eğer sağ cenahta yer alıyorlarsa Türk milletine karşı, eğer sol cenahta yer alıyorlarsa ezilen halklara karşı ihanet içindedirler. İki programın ortak hedefi dışında hiçbir alternatif yoktur. Bir iktidar değişikliği olsa bile o iktidar da ya yine şimdiki iki programın ortak hedefine yönelecek ya da Türkiye’yi dünya savaşında mahva sürükleyecektir. Üstelik böyle bir ortak hedefte birleşmeyi erken seçimle iktidar değişikliğine ertelemenin mümkün olmadığı da ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla ortaya çıkmıştır. Savaş erken seçimi beklemez.

Türkiye’nin savaşa doğrudan sürüklenmemesi için “iç cephede” süregitmekte olan AKP’nin baş sorumlusu olduğu AKP-CHP siyasi iç meydan savaşına son verilmesi büyük önem taşımaktadır. Makul bir zamanda yapılacak seçimlerin de dürüst, şeffaf ve güvenlik içinde yapılması buna bağlıdır. Tutuklamaların devam ettiği, milyonlarca insanın CHP mitinglerine öfkeyle koştuğu şu sırada, Türkiye’yi İran savaşına bulaştırmak isteyen MOSSAD’ından CIA’sına ve MI6’sından Türk “norm dışı devletine” kadar karanlık güçler basit ve kanlı bir provokasyonla tıpkı İran’daki kaosa benzer bir ortamı istedikleri saatte yaratabilirler. Savaşın daha şimdiden yarattığı ekonomik yıkım koşullarında Türkiye “ipten ince, kılıçtan keskin sırat köprüsünden” geçmektedir. En küçük bir hatada cehennemin dibine yuvarlanmamız işten bile değildir.

Tekrar ediyorum: İlk iş, Başkan Öcalan’ın ve Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’nun özgürlüğünü sağlamaktır. Ne Öcalansız barış ve demokrasi olur ne de İmamoğlusuz ülke siyasetinde geçici de olsa normalleşme sağlanır. Kapılar Trump’a ve Netanyahu’ya ardına kadar açılır. Komünist şair Brecht’in şiirinden dizelerle söyleyecek olursak: “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber,ya hiçbirimiz.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.