Devletin sistematik saldırısı: Tecavüz

Dosya Haberleri —

12 Ekim 2021 Salı - 21:00

Kürt kadınlar 8 Mart kutlamalarında

Kürt kadınlar 8 Mart kutlamalarında

  • “Türk silahlı güçleri Kürt bölgelerinde düzenli olarak cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti bir yıldırma taktiği olarak kullanıyor ve bu ihlaller için neredeyse hiçbir zaman cezalandırılmıyorlar."

Türk devletinin savaş ve çatışma ortamında Kürt Kadın Hareketi’ne sistematik baskısını analiz eden Bodette, Kürt kadınının müzakere süreçlerine katılımının hayati olduğun söylüyor. Bu değişimin ana dinamiği olan PKK’de değişime uğradı. Kadın özgürlükçü toplum paradigmasını benimseyerek değişim dinamiklerini harekete geçiren bu gücün başardıklarını Meghan Bodette Newlinesinstitute sitesine yazdı.

Meghan Bodette

Çeviri: Serap Güneş

Türkiye'deki cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele eden Kürt kadın hareketi, ülkenin daha geniş güvenlik sorunlarıyla doğrudan bağlantılı bir çatışmanın ortasında, eşitliğe doğru anlamlı bir ilerleme kaydetti.

Türkiye ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında süregelen ve Türk devleti ile Kürt azınlığı arasındaki daha uzun bir çatışmanın evresi olan bu çatışma, jeopolitik ve etnik olduğu kadar, cinsiyetçi çizgilerle de anlaşılmalıdır. Türk güvenlik güçleri Kürt kadınlarına karşı bir savaş ve siyasi baskı taktiği olarak yaygın şiddete ve ayrımcılığa başvururken, Türkiye'de ortaya çıkan Kürt kadın hareketi, Türk devletinin bu cinsiyetçi saldırılarına, ideolojik temelde ortaklaştığı çok çeşitli askeri ve siyasi yapılarda cinsiyet eşitliğini ilerleterek karşılık verdi. ABD, Türkiye'deki otoriterlik ve militarizm krizini kendi çıkarları doğrultusunda ele almak istiyorsa, somut ilerlemeler kaydeden yerel kökenli bir kadın hareketinin kanıtlanmış başarılarını görmezden gelemez. 

Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin milliyetçi ilkelerle kurulduğu 1923'ten bu yana, birbiri ardı sıra tüm Türk hükümetleri, Türkiye nüfusunun yaklaşık %20'sini oluşturan ve esas olarak ülkenin güneydoğusunda yaşayan Kürt halkını katliamlara, sistematik baskıya ve zorunlu asimilasyona tabi tuttu.

Devlet ile ülkenin en büyük etnik azınlığı arasındaki bu çatışma, 1970'lerin sonlarında bağımsız, sosyalist bir Kürdistan yaratmayı amaçlayan silahlı bir ulusal kurtuluş hareketi olan PKK'nin kurulmasıyla yeni bir aşamaya girdi. Grup, Türk askeri karakollarına ilk saldırılarını Ağustos 1984'te başlattı. Aynı zamanda Türkiye sınırlarının ötesine geçerek Suriye ve Irak'ta çatışmaları daha da istikrarsızlaştırdı.  

AKP müzakereyi bitirip çatışmayı yükseltti.

2013-2015 yılları arasında Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, sadece Kürt kimliğini tamamen inkar etme politikasından uzaklaşmakla kalmayıp, aynı zamanda barış görüşmelerine ciddi bir şekilde girişen ve çatışmaya siyasi bir çözüm arayan ilk Türk hükümeti de olmuştu. Ancak bu müzakere sürecinin çökmesinden bu yana, yeniden yükselen çatışmaya, demokratik gerileme ve daha militarist bir Türk dış politikasının gelişmesi eşlik etti. İki gelişme de, Türkiye'yi uzun süredir müttefik olarak kabul eden ABD'yi ciddi şekilde endişelendiriyor. 

Cinsiyet eşitliği, barış ve güvenlik arasındaki bağlar, literatürde sağlam şekilde gösterilmiştir. Biden yönetimi, kadınların ve kız çocuklarının haklarını teşvik etmeye, otokrasilere karşı demokrasileri desteklemeye ve Ortadoğu'daki gerilimi diplomasi yolu ile düşürmeye, siyaseti ve dış politikayı doğrudan etkileyen bir çatışmaya cinsiyet boyutunu da içeren bir barış anlaşması ile çözümü teşvik etmeye çalışırken, kilit bir NATO üyesinin hem bu taahhütlerle hem de diğer çıkarlarla uyumlu olması gerekir. 

İçte değişimin dinamosu 

Türkiye'deki Kürt kadınları, çeşitli askeri ve siyasi kurumlarda birçok etnik kökenden kadın ve erkek tarafından farklı düzeylerde de olsa benimsenmiş durumda. Kürt kadınları kadınların güçlendirilmesi için benzersiz bir paradigma geliştirdi ve uyguladı.

Silahlı çatışmalar ve ulusal kurtuluş hareketleri genellikle kadınlara muhafazakar toplumlar tarafından dayatılan geleneksel toplumsal rollerin ötesine geçme fırsatları sağlar. Bununla birlikte, kadınlardan genellikle, toplumsal cinsiyete dayalı talepleri, savaş çabalarının veya ulusal davanın acil kaygılarına tabi olmaları beklenir.  

Türkiye'deki Kürt hareketi de başlangıçta farklı değildi. Yine de kırk yılda meydana gelen eşzamanlı ve birbirini besleyen iki süreç - harekette artan sayıda kadının Kürt mücadelesinin bir parçası olarak kadınların kurtuluşuna öncelik verilmesi konusunda aşağıdan yukarı ısrarı ve hareketin resmi ideolojisinde yukarıdan aşağıya gelişen bir değişim - bu dinamiği büyük ölçüde aştı.   

Bu süreçler, 1980'lerin sonunda ve 1990'ların başında PKK'nin kendi içinde başladı ve 2000'lerin ortalarında, çatışmaya barışçıl bir çözüm arayan yasal Kürt yanlısı siyasi partilerin güçlenmesiyle sivil alana da yayıldı.  

Kürt Özgürlük Hareketi’nin temelde esas aldığı siyaset felsefesi, diğer tüm baskı biçimlerine ortam hazırlayanın kadınların erkekler tarafından ezilmesi olduğu ve baskıya bunun yol açtığı ilkesine dayanmaktadır. Kadınların temsilini ve siyasi gücünü artırmak için üç özel önlem yaygın olarak uygulanmaktadır:

Liderlikte eşitliği sağlamak için bir eş-başkanlık sistemi; dengeli temsili sağlamak için kadın kotaları; ve karma (kadın erkek birlikte örgütlenen) örgütlerle birlikte çalışan ve kadınları ilgilendiren konularda, onları eleştirme ve kararlarını geçersiz kılma yetkisine sahip paralel, özerk kadın örgütleri ilkesi. 

Kürt hareketi toplumu değiştirdi

Bu önlemler, kadınların anlamlı şekilde siyasi katılım göstermesi konusunda başarıyı arttırdı. Türkiye'nin en büyük ikinci muhalefet partisi olan Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi (HDP), bu üç ilkeyi de uyguluyor.  

Sonuç olarak, son milletvekili seçimlerinde seçilen HDP milletvekillerinin %36'sı kadındı, oysa kadınlar TBMM’nin sadece %17'sini oluşturuyor. Dengesizlik yerel düzeyde daha geniş: Türkiye'nin son belediye seçimlerinde resmi olarak seçilen tüm kadın belediye başkanlarının %65'i HDP'dendi, oysa parti ulusal oyların sadece %4'ünü aldı.  

Kürt hareketi yalnızca örgütlenmesinde değil, toplumsal değişime de neden oldu. Türkiye'de 2004 ve 2014 yılları arasında kadınların belediye başkanı olduğu tüm belediyeler üzerinde yapılan bir araştırmada, yalnızca Kürt yanlısı partiler tarafından kontrol edilenlerin (DTP ve BDP) kadına yönelik şiddetle mücadele için önemli politikalar uyguladığını ortaya koydu. Milliyetçi-İslamcı AKP ve laik-milliyetçi Cumhuriyet Halk Partisi'nden (CHP) kadınların yönettiği belediyeler bu adımları atmadı. Çalışmada, Kürt yanlısı partilerin aktif olduğu illerde aile içi şiddet oranlarında düşüş yaşandığına dikkat çekilerek, bu politikaların istenilen etkiyi yaptığını ortaya koydu. 

Kürt yanlısı partileri destekleyen Kürt seçmenler de kadınların liderliğine iktidardaki AKP'yi destekleyen Kürt seçmenlerden daha az karşı çıkıyor. 2018'de yapılan bir ankete göre, Kürt yanlısı BDP'ye oy veren Kürtlerin, “erkekler kadınlardan daha iyi siyasi liderler” ve “bir kadın kocasından daha fazla para kazanıyorsa, bunun sorun yaratması neredeyse kesindir” ifadelerine katılanların sayısı, AKP'ye veya diğer ana akım partilere oy veren Kürtlerden ciddi şekide daha azdı. 

Cinsel şiddet bilinçli bir tercih

Kürt hareketi, kadın özgürlüğünü Kürt ulusal kurtuluşuyla eşdeğer bir dava olarak benimserken, Türkiye'nin PKK ile çatışmaya sistematik ve orantısız bir şekilde askeri bir çözüm arama çabaları, kadınları ve kız çocuklarını özellikle hedef alıyor, zarar veriyor ve güçsüzleştiriyor.  

En belirgin etki, bireylere yönelik doğrudan devlet şiddetidir. Türk güvenlik güçleri Kürt bölgelerinde düzenli olarak cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti bir yıldırma taktiği olarak kullanıyor ve bu ihlaller için neredeyse hiçbir zaman cezalandırılmıyorlar.

Kürt kadını hedef seçildi

2002 tarihli bir raporda Uluslararası Af Örgütü, “[Türkiye'de] devlet güvenlik güçleri tarafından cinsel şiddeti rapor eden kadınların çoğunluğunun Kürt veya ordu ya da hükümet tarafından kabul edilemez siyasi görüşler ifade eden kadınlar olduğunu” tespit etti.  

Yüksek profilli davalar, cinsiyet eşitliği ve azınlık haklarını barışçıl bir şekilde savunan Kürt kadınlarını hedef aldı. Özellikle Kürt bölgelerindeki yoğun askeri faaliyet dönemlerinde, siyasi bağlantısı olmayan kadınlar ve kız çocukları da bunlardan etkilenmiştir. Bu saldırılara maruz kalıp kurtulanlar, bu suistimalleri bildirmenin, ölüm veya hapis cezası olasılığına kadar varabilen sistemli sosyal ve yasal engellerle karşı karşıyadır. İnsan hakları örgütleri, güvenlik güçleri tarafından tecavüze uğradıkları ortaya çıktıktan sonra erkek akrabaları tarafından öldürülen kadın ve kız çocuklarına dair vakalar belgelemiştir. 2001 yılında, avukatlar, insan hakları grupları ve hayatta kalanlar, Türkiye'de güvenlik güçleri tarafından uygulanan yaygın cinsel şiddet konusunda dönüm noktası niteliğinde bir konferans düzenledikten sonra 19 katılımcı, devlet karşıtı suçlamalarla yargılandı.

BM tacizi tecavüzü belgeledi 

Bu ihlaller, daha önceki daha yoğun bir çatışma döneminde kalmış değildir. 2017 Birleşmiş Milletler raporu, cinsel şiddetin - tecavüz, tecavüz tehditleri ve çıplak fotoğrafların çekilmesi ve dağıtılması dahil olmak üzere - Türk güvenlik güçlerinin barış görüşmelerinin 2015 yılında sona ermesinin ardından Kürt bölgelerinde yeniden başlayan çatışmalar sırasında kullandığı bir işkence ve aşağılayıcı muamele biçimi olduğunu gösterdi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı, yalnızca 2020'de Türkiye'deki işkence mağdurlarının yaklaşık %40'ının gözaltında bir tür cinsel şiddete maruz kaldığını bildirdi. 

Türkiye'nin hem PKK'ye hem de yasal, sivil Kürt gruplara karşı koymaya yönelik siyasi stratejileri de kadınlara ve kız çocuklarına zarar veriyor. Kadın haklarını ve Kürt kadınları tarafından şiddet ve ayrımcılığa karşı oluşturulan sivil kurumları barışçıl bir şekilde savunan Kürt kadınları, devletin “teröre karşı savaşında” giderek daha fazla hedef haline geliyor.  

2015'ten bu yana, seçimle gelen Türkiye'nin önde gelen kadın Kürt politikacılarının çoğu görevden alındı, hapse atıldı veya her ikisine birden maruz kaldı. Halihazırda tutuklu bulunan 10 HDP milletvekilinden 5'i kadın. Savcılar, belediye düzeyinde eşbaşkanlık sisteminin kullanılmasını, seçilmiş HDP belediye başkanlarının yargılanmasında terör faaliyetinin kanıtı olarak gösterdiler. Kürt kadın kurumları, özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti ele alan kurumlar, ulusal güvenlik gerekçesiyle de yasal kovuşturma ile karşı karşıya kaldı.