Diasporanın festivalcilikte tıkanmış kültür sanat anlayışı

İlham BAKIR yazdı —

8 Temmuz 2022 Cuma - 08:00

  • Kültürel, sanatsal ve estetik açıdan bir yeniliğin kapısını aralayamayan, toplumunu eğitemeyen, değiştirip dönüştürebilme gücünden yoksun olan, sadece kaba ajitatif bir gündem ve hedefe sahip bu popülist “festivalcilik” anlayışın, diasporada yol açacağı tahribat kat be kat fazla olacaktır. 

Bir halkın kültürünün talan edilmesinin, kökünden kültüründen uzaklaştırılmasının en etkin yollarından biri de toplu göçe tabi tutulmasıdır. Ülkesiyle, coğrafyasıyla, toplumsallığı ile bağı kesilen insanlar gittikleri ülkelerde kültürel olarak kaybolmakta, hafıza yitimi yaşamaktadır. Bu durum aynı zamanda gittiği ülkede sağlıklı bir entegrasyon yaşamasını da engellemekte, yeni geldiği ülkenin kültürüyle eşit bir ilişki kurmasını engellediği için kendini bu yeni kültür karşısında aşağıda bir yerde hissetmekte ve bundan dolayı da bu kültürle ilişki kurmak yerine bu kültüre karşı içerisinde yoğun bir düşmanlık biriktirmekte, büyütmektedir.

Ülkesinde yaşanan savaş nedeniyle, baskıcı iktidarlar nedeniyle, politik sebeplerle göç etmek zorunda kalmış halklara ait diaspora toplulukları ekonomik nedenlerle göç etmiş olan topluluklara nazaran yeni geldikleri ülkelerde daha örgütlü bir topluluk yaratabilmekte, toplumsallığını ve kültürel dokusunu koruyabilmektedir. Bu nedenle de bulundukları ülkenin kültürüne karşı aşağılık duygusu yaşanmamakta, eşit bir ilişkinin koşulları zorlanarak karşılıklı bir iletişim ve etkileşimin kanalları açılabilmektedir. Bu anlamda Kürtler dünyadaki en yoğun göç alan coğrafya olan Avrupa kıtasının en örgütlü halkıdırlar. Bu kıtada Kürtlerin nüfus olarak da hayli büyük bir kitleye sahip olduklarını belirtmek gerekir. Bu anlamda Kürtler siyasi örgütlenmenin yanı sıra kültürel ve sanatsal alanlarda da bir örgütlenme geliştirmeyi başarmış bir halktır. Avrupa’nın pek çok ülkesinde ve şehrinde büyük festivaller düzenleyebilmektedirler. Bu festivaller yoluyla hem bu ülkeye göç etmek zorunda kalmış bir halkın kendi kültürel dokusunu koruyabilmesi hem de örgütlülüğünü güçlendirebilmesi sağlanıyor. Aynı zamanda bir araya getirebildiği kitlesel topluluklar vasıtasıyla da bir güç olduğunu ortaya koyabiliyor.

Fakat birbirini tekrar eden, nitelik olarak gelişmek bir yana gittikçe nitelik kaybeden, sadece büyük bir topluluğu bir araya getirmeyi ve büyük miktarda bilet satmayı hedef alan bir yaklaşım çok uzun bir süredir diasporada örgütlü bir halk olarak kalabilmenin, siyasi ve kültürel bir güç olabilmenin dinamiklerinin altını oymaktadır. Kültürel, sanatsal ve estetik açıdan bir yeniliğin kapısını aralayamayan, toplumunu eğitemeyen, değiştirip dönüştürebilme gücünden yoksun olan, sadece kaba ajitatif bir gündem ve hedefe sahip bu popülist “festivalcilik” anlayışı kültürel kaynak olan ülkede bile kültür sanat alanının dejenerasyonuna onca zemin hazırlamışken, diasporada bunun yol açacağı tahribat kat be kat fazla olacaktır.  Festivaller halk nezdinde sadece kendilerinden ekonomik bir desteğin istendiği etkinlikler olarak algılanmakta ve çoğu insan biletini satın aldığı bu etkinliklere gitmemektedir bile.

Sanatsal organizasyonların, faaliyetlerin, aksiyonların sadece festivallere sıkıştırılması yaşanmakta olan açmazın en büyük nedenidir. Elbette müzik, sinema, tiyatro gibi alanlarda festivaller yapılması önemli ve değerlidir. Fakat festival bir semeredir, bir sonuçtur. Festivale gelinceye kadar kültürel sanatsal alanda tüm bir yıla yayılmış güçlü, örgütlü sanatsal eğitimlerin verilmesi, akademik üretimlerin ve eğitimin örgütlenmesi ve gerçekleştirilmesi, bulunulan ülkedeki kültür sanat çevreleriyle güçlü ilişkiler kurulması, bu çevrelerin estetik katkılarının sağlanması hedef alınmadan kültürel alanda bir dinamik yaratmak ve diasporanın hafıza yitimine uğramasını engellemek imkansızdır. Unutmamak gerekir ki kültür sanat alanı sadece diasporanın hafıza yitimine, kültürel kırıma uğramasını engellemekle kalmaz aynı zamanda çok güçlü bir diplomasi potansiyelini de ortaya çıkarır, halklarla dayanışma ağının geliştirilmesine muazzam bir alan açar. Etik, estetik, sanatsal yönü güçlü bir sinema filminin yaratacağı etki, onlarca siyasi faaliyetten çok daha büyük alan açma ve ilişki kurma şansına sahiptir. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.