Doğu’nun Leonardo da Vinci’si/ Batı’nın el-Cezerî’si

Dosya Haberleri —

12. yüzyılda yaşamış Diyarbakırlı mucit İsmail el-Cezeri

12. yüzyılda yaşamış Diyarbakırlı mucit İsmail el-Cezeri

  • Modern mühendisliğin, hidrolik biliminin ve hatta robotik düşüncenin zeminini hazırlayan 12. yüzyıl Diyarbakırlı mucidi İsmail el-Cezerî icatlarından yalnızca birkaçı…

JORGE ELİCES* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Bugün el-Cezerî’nin adı bilim tarihçileri arasında saygıyla anılıyor. Donald R. Hill, el-Cezerî’nin çalışmalarının öneminin “ne kadar vurgulansa az” olduğunu söyledi. “Robotik biliminin babası” olarak, “Doğu’nun Leonardo da Vinci’si” diye de anıldı; ama bu lakap birçok bakımdan yanıltıcı olabilir. Leonardo’yu “Batı’nın el-Cezerî’si” diye tanımlamak belki daha yerinde olur.

Programlanıp kapanıp açılabilen çeşmeler. Filinin başına vurarak yarım saatleri haber veren bir Hint mahut (fil sürücüsü) modeli. Konuklara havlu uzatabilen hizmetkâr biçimli otomatlar.

Bunlar, modern mühendisliğin, hidrolik biliminin ve hatta robotik düşüncenin zeminini hazırlayan 12. yüzyıl Diyarbakırlı mucidi İsmail el-Cezerî’nin hayranlık uyandıran icatlarından yalnızca birkaçı. Gösterişli ve renkli bazı düzenekleri çok zenginler için birer “merak oyuncağı” olarak tasarlanmış olsa da el-Cezerî, sıradan insanların işine yarayan pratik makineler de yaptı; çiftçilerin yüzyıllar boyunca kullandığı su çıkarma düzenekleri bunların başında geliyordu.

İcat tutkusu

Bedîüzzaman Ebû’l-İzz İsmail b. er-Rezzâz el-Cezerî, 1136’da Diyarbakır’da (bugünkü Türkiye’nin güneydoğusunda) doğdu. Mütevazı bir zanaatkârın oğluydu ve hem yerel güç mücadelelerinin hem de Haçlı Seferleri’nin etkileri nedeniyle siyasî çalkantıların yaşandığı bir dönemde dünyaya geldi.

El-Cezerî, bölgesel hükümdarlar olan Artukluların hizmetinde mühendis olarak çalıştı. Bu hanedan bir dönem imparatorluğunu Suriye’ye kadar genişletmişti. Ancak el-Cezerî’nin yaşamı boyunca Artuklu gücü, önce daha güçlü komşu Zengî hanedanının, ardından da Müslüman kahraman Selahaddin Eyübi’in ardıllarının nüfuzu altına girdi.

Haçlı Seferleri’nin sarsıntısına ve Müslüman güçler arasındaki çalkantılı ilişkilere rağmen, parlak mühendisin hayatı, hizmet ettiği birkaç Artuklu kralı için yüzü aşkın zekice aygıt tasarlayarak görece huzurlu geçti. Dönemin başka pratik mucitleri çalışmalarına dair geride pek iz bırakmazken, el-Cezerî yaptığı işi kayda geçirmeye ve olağanüstü makinelerini nasıl inşa ettiğini anlatmaya özel bir merak duyuyordu.

1206’da, çeyrek yüzyılı aşan verimli üretimine dayanarak “emsalsiz makinelerinin” bir kataloğunu dünyaya sundu: Bugün “Kitâb fî Maʿrifet el-iyel el-Hendesiyye” (Ustaca Mekanik Cihazların Bilgi Kitabı) adıyla bilinen eser. El-Cezerî, parçaların nasıl bir araya geldiğini göstermek için titiz şemalar ve renkli çizimler ekledi. Eserin birkaç eksik nüshası günümüze ulaştı; bunlardan biri İstanbul’daki Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunuyor ve sanatsal ayrıntısı ile güzelliği nedeniyle büyük değer taşıyor.

El-Cezeri tarafından Arapça yazılmış, ‘Ustaca Mekanik Cihazların Bilgi Kitabı’

 

Kitaptaki renkli şemalar yalnız göze hitap eden resimler değil; zihne de yol gösteren pratik kılavuzlardı. Her biri, makinelerin ve hareketin arkasındaki mekanizmaların nasıl kurulacağını adım adım anlatan birer “inşa talimatı” işlevi görüyordu. El-Cezerî’nin ünlü tavuskuşu çeşmesinde suyun nasıl aktığı ve düzeneklerin nasıl çalıştığı bile bu çizimlerle anlaşılır hale getiriliyordu.

El-Cezeri’nin “tavus kuşu çeşmesi”, sabun ve havlu sunan insansı otomatların yer aldığı gelişmiş bir el yıkama aletiydi.

 

Zihinsel miras

El-Cezerî’nin hayatına dair biyografik bilgilerin tek kaynağı da bu kitaptır. Metin onu Bedîüzzaman (eşsiz, benzersiz) ve eş-Şeyh (bilge ve saygın) diye yüceltirken, “eski bilginlere ve hikmet sahiplerine” borcunu da teslim eder.

El-Cezerî’nin icatları, önceki çağların yüzyıllara yayılan yenilik ve birikiminden beslendi; Antik Yunan, Hint, Pers, Çin ve başka kültürlerin bilim ve bilgeliğine uzanan bir mirası devraldı. İslam’ın 7. yüzyıldaki hızlı yayılışı sırasında Müslüman yöneticiler fethettikleri toprakların bilgisine derin ilgi gösterdi; Beytülhikme’de (Bilgelik Evi) elyazmaları ve kitaplar toplandı. Bağdat’taki Abbasî halifeleri döneminde 8. ve 9. yüzyıllarda kütüphane ve akademi olarak gelişen bu kurum, başka merkezlerle birlikte İslam’ın “altın çağ”ındaki bilimsel ve düşünsel atılımlarda temel rol oynadı.

Felsefe, tıp, astronomi ve zoolojiyle birlikte, Müslüman mekanik mühendisliği de olağanüstü düzeylere ulaştı. 9. yüzyılda yaşamış üç Pers mucit -Benû Mûsâ kardeşler- bu alandaki öne çıkan isimlerdendi. Çok sayıda eser verdiler; el-Cezerî’nin özellikle “Kitâb el-iyel” ya da “Kitâb el-iyel el-Mühendise” olarak bilinen “Hileler Kitabı”ndaki buluşlardan etkilenmiş olması muhtemel. El-Cezerî ayrıca Müslüman olmayan mucitlerden de esinlendi; MÖ 3. yüzyıl sonlarında yaşamış geometrinin önemli adı Apollonios’u eserinde anarak ona atıf yaptı.

Yeni bir seviye

El-Cezerî’nin amacı yalnızca büyük mucitlerin mirasını sürdürmek değil, onu kusursuzlaştırmaktı. Kitabının önsözünde şöyle yazar: “Önceki âlimlerin ve bilgelerin bazı düzenekler yaptığını ve yaptıklarını anlattıklarını gördüm. Fakat hepsini tam olarak ele almamışlar, hepsi için doğru yolu izlememişlerdi… böylece doğru ile yanlış arasında gidip geldiler.”

Kitabındaki makineler hem pratikti hem de oyunbaz: saatler, içecek dağıtan otomat tekneler, kan alma cihazları, çeşmeler, müzikli otomatlar, su kaldırma makineleri ve ölçüm düzenekleri… En ünlü aygıtlarından biri, üzerinde sürücüsü ve içinde çeşitli yaratıkların bulunduğu devasa bir fil biçimli su saatiydi. Basit su saatleri Antik Mısır ve Babil’de de kullanılmıştı; ama el-Cezerî’nin ayrıntılı düzeni, onları “mükemmelleştirme” iddiasını açıkça yansıtır.

Bu fil saatinde her yarım saatte bir içerideki mekanizmalar harekete geçer: kubbenin üstündeki kuş ötüşe benzer bir ıslık çalar, bir adam bir topu ejderhanın ağzına bırakır, fil sürücüsü filin başına vurur. Yarım saatleri canlandıran yaratıklar, Çin’den ejderha ve Hindistan’dan fil gibi farklı kültürleri de temsil eder.

El-Cezerî, bir başka düzenekte “uyuyanı nazikçe uyandıran” bir tür “çalar saat” olarak su gücüyle çalışan flütçü otomatı tarif eder; teknenin bir saat içinde dolup batmasıyla birlikte flüt sesi, uyuklayan kişiye “vaktin geçtiğini” haber verir.

Fil saati her yarım saatte bir içerideki mekanizmaları harekete geçiriyor

Tarihin ilk robotu mu?

El-Cezerî’nin fantastik düzeneklerinden biri, bilim tarihi açısından ayrıca ilgi çekicidir; birçok araştırmacı bunu tarihteki ilk “programlanabilir robot” olarak görür. Müzik kutusuna benzer bir mantıkla çalışan bu icat, eğlence için tasarlanmış, dört “müzisyenin” bulunduğu bir teknedir: bir arpçı, bir flütçü ve iki davulcu. Davulcuları hareket ettiren mekanizma, farklı ritimler çalacak şekilde programlanabilir.

Bu tür aygıtlar bütün becerisine rağmen zenginlere yönelik oyuncaklardı. El-Cezerî, saray mensubu kimliğiyle, varlıklı hamilerini etkilemesi gerektiğini biliyordu; hamiler de saraylarında “yerleşik dâhilerinin” son harikasını konuklara göstererek prestij devşiriyordu. Öte yandan mütevazı kökenden gelen bir zanaatkâr olarak gündelik hayatın ihtiyaçlarını da tanıyordu; bu nedenle emeği hafifleten kullanışlı araçlar da tasarladı. Kitapta, çiftlikte ve evde su çekmeyi ve sulamayı kolaylaştıran en az beş makine ayrıntılarıyla anlatılır. Ayrıca doğrusal hareketi dairesel harekete çeviren bir krank mili ve kilitler ile açıklıkların hassas ayarı için yöntemler gibi son derece pratik mekanizmalar da yer alır.

Kitabın “alçakgönüllü” karakteri diliyle de görülür. Bazı mucitler metinlerini bilerek kapalı bir dille yazar, bilgiyi küçük bir seçkin zümreyle sınırlar. El-Cezerî ise dönemin genel okurunun anlayabileceği açıklıkta yazmaya özen gösterdi; böylece okurlar, özellikle pratik makinelerinden bazılarını kendileri de inşa edebilsin istedi. İnşa süreçlerine teori ve hesap kadar ilgi duyması nedeniyle, bazı araştırmacılar kitabını bir tür “kullanıcı kılavuzu” olarak bile nitelendirdi.

Yaşamı ve mirası

El-Cezerî, 1206’da -Kitâb’ını sultana sunduğu yıl- öldü. Bugün öncelikle bu eserle anılır; ancak gerçekleştirdiği icatlar, uzun yıllar boyunca kent yaşamında da önemli rol oynadı. Dişliler ve hidrolik enerjiyle çalışan su temin sistemi, Diyarbakır ve Şam’daki camilerde ve hastanelerde kullanıldı. Bazı örneklerde, onun tasarımına dayanan düzenekler yakın zamanlara kadar varlığını sürdürdü.

El-Cezerî’nin birçok yeniliği, Avrupa bilimindeki karşılıklarından yüzyıllar önce ortaya çıkmıştı. Hidrolik mühendisliğinin kilit parçalarından konik valfler üzerine çalışmaları, Avrupa’da iki yüzyıldan fazla süre sonra Leonardo da Vinci tarafından anıldı; Leonardo’nun el-Cezerî’nin otomatlarına da hayranlık duyduğu aktarılır.

Bugün el-Cezerî’nin adı bilim tarihçileri arasında saygıyla anılıyor. Kitabın 1974 tarihli önemli çevirisinin yazarı, mühendis ve teknoloji tarihçisi Donald R. Hill, el-Cezerî’nin çalışmalarının öneminin “ne kadar vurgulansa az” olduğunu söyledi. “Robotik biliminin babası” olarak, “Doğu’nun Leonardo da Vinci’si” diye de anıldı; ama bu lakap birçok bakımdan yanıltıcı olabilir. Leonardo’yu “Batı’nın el-Cezerî’si” diye tanımlamak belki daha yerinde olur.

* Jorge Elices, İspanyol tarihçi ve akademisyen olarak İspanya Ulusal Araştırma Konseyi'ne (CSIC) bağlı Beşeri ve Sosyal Bilimler Merkezi'nde (CCHS) araştırmacı olarak görev yapmakta. Orta Çağ toplumları, Endülüs (İslam İspanya’sı) tarihi, arkeoloji ve kültürel miras üzerine uzman.

National Geographic’ten kısaltılarak alındı.

Kaynak link: https://www.nationalgeographic.com/history/history-magazine/article/ismail-al-jazari-muslim-inventor-called-father-robotics-

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.