Duruşmaları izlemek bile işkenceydi

Dosya Haberleri —

12 Eylül 2022 Pazartesi - 20:00

PKK ana davası

PKK ana davası

12 Eylül'de sıkıyönetim mahkemelerini takip eden gazeteci Faruk Balıkçı, PKK ana davasının görüldüğü duruşmalardaki tanıklığını gazetemize anlattı.

  • Gazeteciliğe yeni başlamıştım. Bir anda kendimi Diyarbakır'da sıkıyönetim mahkemelerinde PKK davalarını takip ederken buldum. 30 yıllık gazetecilik maceramın en önemli ve izlerini unutamadığım, sarsıntıya uğradığım 20’li yaşlardaki tanıklığım bende derin izler bıraktı.
  • Yaşananları en yakınımızdakilerine bile anlatamıyorduk. İnanmazlardı biliyorum. Dünyaya haykırmak istiyorsun ama gücün yetmiyor. Duruşmalarda yaşananlara tanıklık eden biri olarak psikolojim bozulmuştu. Nefes almakta zorlanıyordum. Doktora gittim çeşitli ilaçlar verdiler. 
  • Kemal Pir'in sözleri halen hafızamda. Gür bir sesi vardı. Duruşmada oturduğu yerden kalkarak mahkeme heyetine seslendi. Dimdik duruyordu. Kararlıydı ve gür bir sesle konuşmaya başladı. "Sizin mahkemeniz formaliteden başka bir şey değil. Mahkemenizi tanımıyorum."

YILMAZ KAYA / AMED

Türk devletinin en kanlı tarihleri arasında yer alan 12 Eylül 1980 darbesinde yaşatılan vahşet hafızalardaki yerini koruyor. Kürt özgürlük hareketinin ivme kazandığı dönemde gerçekleşen darbenin işkence simgesi Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi oldu. Direnişin sembolü olan Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi'de bulunan PKK'nin öncü kadroları insanlık dışı işkenceye rağmen onurlu mücadele ve direnişlerini yaşamlarının son anına kadar korudu.

12 Eylül'de 7. Kolordu Komutanlığı içinde kurulan sıkıyönetim mahkemelerini takip eden ender gazetecilerden olan Faruk Balıkçı, PKK ana davasının görüldüğü duruşmalarda yaşadıklarını gazetemize anlattı. Duruşma salonuna nasıl alındıklarını, mahkeme heyetinin, askerlerin ve gardiyanların tutsaklara nasıl davrandıklarını detaylarıyla açıklayan Balıkçı, Kemal Pir ile Hayri Durmuş'un ölüm orucuna başlamadan önce mahkeme heyetine yaptıkları son konuşmaya da tanıklık etti. DHA eski bölge müdürü ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti eski başkanlarından olan gazeteci Faruk Balıkçı, 12 Eylül'den hemen sonra, 7. Kolordu Komutanlığı içinde kurulan sıkıyönetim mahkemelerini takip ederek, bir döneme damga vuran anlara tanıklık gazetecilerde biri. 

Faruk Balıkçı

Gazeteciliğe yeni başlamıştım

1980'li yıllarda daktiloyu iyi kullanabildiği için önce kısa süre bir ajansa, daha sonra da bir gazete de mesleğe başladığını ve adliye muhabiri olarak görevlendirdiğini belirten Balıkçı, "Gazeteciliğe yeni başlamıştım. Bir anda kendimi Diyarbakır'da sıkıyönetim mahkemelerinde PKK davalarını takip ederek buldum. 30 yıllık gazetecilik maceramın en önemli ve izlerini unutamadığım, sarsıntıya uğradığım 20’li yaşlardaki tanıklığım bende derin izler bıraktı" dedi. 

İki farklı dünya arasındaydım

7. Kolordu içerisinde bulunan sıkıyönetim askeri mahkemelerinde tüm siyasi davaların görüldüğünü kaydeden Balıkçı, duruşmaya nasıl alındıklarını şöyle anlatıyor: "Duruşmaları takip için önceden isimlerimiz sıkıyönetim komutanlığına bildirilmişi. Zaten 3-5 gazeteciydik. Bir o kadar da avukatlar. Hatırladığım avukatlar Fethi Gümüş, Mustafa Özer, Cimşit Bilek, Erdinç Uzunoğlu, Süleyman Demirkapı, Kemal Bingöl, Yücel Önen, Hüseyin Tayfur ve Hacı Akyol vardı. 7. Kolordu Komutanlığı kapısının girişinin hemen solunda bir salon vardı. İlk uğradığımız yer burasıydı. Kimliklerimiz alınır ve bir kart verilirdi bizlere. Duruşma başlamadan hemen önce sıraya dizilirdik. Önde avukatlar, arkasında gazeteciler ve tutuklu yakınları sıraya geçerek yanımızda bir asker eşliğinde mahkemenin yapılacağı salona götürülürdük. Mahkeme salonu girişinde ise bu kez bir subay, elindeki deftere duruşmaları izleyeceklerin isimlerini kaydederdi. İlk salonda bizlere verilen kartlar alınarak başka bir kart verilirdi. Duruşmalara bu şekilde alınırdık. Mahkeme salonunda tutuklularla göz göze gelmemiz yasaktı. Öksürmek, aksırmak sıkıntılıydı. Duruşma bitene veya ara verilene kadar biz gazetecilerin de dışarıya çıkmasına izin verilmezdi. Bunlar rutin kurallardı. Tutuklular elleri dizlerinin üzerinde, yüzleri mahkeme heyetine dönüktü. Gün boyu süren duruşmalar işkenceye dönüşür ve hareketsiz kalan tutuklulardan bazıları olduğu yerde bayılırdı. Bayılanları ise askerler sürükleyerek dışarı çıkarırlardı."

Kürtçe kasetten tutuklamışlardı

Tanklığını anlatmaya devam eden Balıkçı, şöyle konuştu: "Hiç unutmuyorum amcamın oğlu da cezaevindeydi. Çekmecesinde Kürtçe kaset bulunduğu için tutuklamışlardı. Duruşmalarda gözlerim onu arıyordu. Bir gün önümden geçti. Ayaklarında zincir vardı. Başı öne eğik, kısa adımlarla yürüyordu. Kendimi ona göstermek istedim; beni görsün, bilsin buradayım diye. Ama sağa sola bakması işkenceye dönüşeceği için göz göze gelemedik. Duruşmaları izlemek artık bir işkence haline geliyordu. İki farklı dünya arasındaydım. Duruşma salonunda yaşanan işkencelere tanık oluyorduk. Dışarıya çıktığımızda ise farklı bir dünya vardı. 

Yaşananları en yakınımızdakilerine bile anlatamıyorduk. İnanmazlardı biliyorum. Dünyaya haykırmak istiyorsun ama gücün yetmiyor. Duruşmalarda yaşananları ve dışarıda devam eden güllük gülistanlık hayata tanıklık eden biri olarak psikolojim bozulmuştu. Nefes almakta zorlanıyordum. Doktora gittim çeşitli ilaçlar verdiler. Verdiği ilacın etkisiyle uyuklamaya başlıyordum. Mahkeme salonlarında gözlerim kapanmaması için direnmeye çalışıyordum. Duruşmalarda bunlar oluyorsa, kim bilir cezaevinde neler oluyordu. Cezaevinde ne işkenceler, ne ölümler yaşandığını ancak yıllar sonra öğrenebildik."