Kafkasya'da yaşayan Kürtlerin trajedisi

Forum Haberleri —

12 Aralık 2021 Pazar - 23:30

❏

  • Nehir akmaya devam ediyor; Kürtlük tüm tarihsel kültürel değerleri ile Mezopotamyadan Kafkaslara dipdiridir, ölecek olan toplumsal mühendisliktir!

Kerem ELEGEZ

Kafkaslar, Orta-Asya ve genel Rusya’da yaşayan Kürtler “Sovyet Kürtleri” olarak tanımlanırlar.

Öncelikle tanımın yanlışlığını belirtmekte fayda var. Zira “Sovyet Kürtleri” tanımı, tıpkı İran Kürtleri, Türkiye Kürtleri tanımı gibi yanlıştır, eksiktir ve Kürt hakikatini, Kürdistan gerçekliğini görmeme, bu hakikati tersyüz etme amaçlı olarak sömürgeciler tarafından yaratılmıştır. Uzun yıllar boyunca kullanılan bu kavramlar artık tarihin çöp sepetine atılmış durumda… Kürdistan tektir ve hakikattir; Kürtler kimsenin değil, Kürdistan’ın Kürtleridirler…

Ancak tanımın doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak değil, konumuz.

“Sovyet Kürtleri” olarak adlandırılan bu topluluğun Kafkaslardan orta-Asya ve Rusya’nın her tarafına dağılmış; param parça, adressiz, kimliksiz, geleceği belirsiz, tanımsız kimlikler toplamı haline gelmiş olmasıdır, asıl üzerinde durmak istediğimiz…

Oysa kendi yurtları vardı; MÖ.1000’lerde Urartular döneminde Ağrı dağının silsilesi olan Kafkas dağlarının yerleşik idiler. Şeddadi Mirliği en bilinen zamanlarıydı…

Birinci dünya savaşının ulus-devlet inşaları ile onlardan bir kısmı İran, bir kısmı Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye toprakları olarak tanımlanan ülkelerde yaşamaya duçar oldular.

Azerbaycan ve Ermenistan arasına denk gelen ve bu gün üzerinde savaş gerekçesi olan Karabağ alanında yaşamaya başladılar…

Sovyetlerin ilk kuruluş yıllarında; halkların kendi kaderini tayin hakkına dayanarak “Kürdistan’a Sor” otonomisini kurdular.

Ancak Sovyet Kominist Partisi Azerbeycan Kominist partisinin Türkçü şoven dayatmalarını aşamadı ve Azerbaycan kominist partisi ve TC ile birlikte Sovyetler birliği anlaşarak Kızıl Kürdistan feshi edildi.

Bununla sınırlı kalınmadı; Kürtler toplu olarak Ort-Asyaya sürgün edildiler, on binler yük tirenlerine bindirilerek Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’a boş arazilere dağıtıldılar. Kendi emekleri ile ev yaptılar, tarla ektiler, çobanlık yaptılar…

Sovyetler yıkıldı ve Karabağ savaşı başladı; Müslüman Kürtler Orta-asya ve Azerbaycan’ın içlerine, Êzîdî kürtler Ermenistan ve Gürcistan’a dağıldılar. Bir kısmı Rusya’ya gitti. Rusya’dan Avrupa varoşlarına savruldu…

Özbekistan tüm Kürtleri ülkesinden kovdu, ordan çıkanlar Rusya ve Kazakistan’a gittiler. Ortam biraz duruldu, halk dünya ile ilişkilendi; Kars, Ağrı ve Erzurum’a kadar gidip eski akrabalarını aradılar. Bazıları gördü ama eskiden Êzîdî olan şimdi Müslüman olmuştu! İçleri buruk kucaklaştılar…

Son yıllarda Türkçü şovenizm orta-asya halklarına da bulaştı, daha doğrusu TC bulaştırdı. Kırgızistan’da ve Kazakistan’da Kürtler üzerine son beş yıldır baskılar artmış durumdadır. Özellikle Kırgızistan’da artık Kürtler için yaşam çekilmez bir hal almış durumda.

Hiçbir kurumda Kürtlere yer verilmiyor; pazarda, çarşıda çalışmaları engelleniyor.

Kimi yerlerde Kürt köyleri üzerine çeteler eli ile baskı uygulanarak göçe zorlanıyorlar. Bundan dolayı son bir yılda Kırgızistan’dan onlarca aile Rusya topraklarına göç etmiştir ve etmeye devam ediyor. Kazakistan’da da aynı durumlar yaşanıyor.

kürt köyleri basılarak tarlalarındaki ekinler talan ediliyor, şehir merkezlerinde iş imkanları ellerinden alınıyor ve Kürtler evlerini, mal ve mülklerini ucuz fiyata satmak pahasına Rusya’ya yerleşiyorlar.

Yüz yılda dört kez ev kur, köy kur fakat her seferinde göçe zorlan, tüm maddi değerlerin hiç pahasına elinden alınsın?

Kürtler ilk üç göçte topluluk hallerini korumuş, ortak yerleşimler kurmuşlardı.

Lakin dördüncü göç öyle bir savrulmayı getirmiş ki, toplumsal doku-Kürtlük dokusu bitme, aile bağları çökme aşamasına gelmiş halde:

Toplumsallıklarını tanımlama zeminleri kalmamış, sadece yas ve düğünlerde en yakın akrabaların bir araya gelme durumu var.

Ancak uzaklık, ekonomik imkansızlık, eski Sovyet kimliğinin bağlayıcılığını yitirmesi ve yerine inşa edilen ulus devletçiklerin pasaport vermemesi ya da engellemeleri büyük oranda bu toplumsallaşma ortamlarını da sekteye uğratmıştır. Geriye sanal medya üzerinden dertleşme kalmış ki, oda kendi ana dili ile değil, bulundukları ülkenin dili ile…

Sovyetler birliğinin son zamanları ve dağılma sürecinde Erivan radyosunun Kürtçe haber, tiyatro ve diğer politik çalışmaları ve aydınların varlığı halkta bir ulusal bilinç ve ülke sevgisini canlı tutuyordu. Gelinen aşamada ise, bu çalışmaları yapan aydınların büyük çoğunluğunun vefat etmiş olması, gençliğin yetiştirilmemesi halkı örgüt ve yerel önderlerden de yoksun bırakmış.

Aydınını yitirmiş, ortak kültürel zeminini yitirmiş, var olan ülkelerde gelecek kaygısı artmış, her an evsiz kalmak, her an katliamlarla yüz yüze gelmek ya da bilinmeyene sürgün edilmek bu coğrafya da yaşayan Kürtlerde korkuya dönüşmüş.

100 yılda dört kez sürgün ve göç, şimdi ise, yersizlik, yurtsuzluk ve kimliksizlik!

Şehirlerde yaşayan Genç kuşak ana dilini iyi bilmiyor, on  yaşındakilerin ağırlığı ana dillerini hiç bilmiyor.

Tutundukları Mala Kurda kültür evleri-dernekleri var; ancak sürgün korkusu öylesine içe sinmiş ki, en küçük bir politik eyleme katılım dahi “yine sürgün, evsizlik” korkularını depreştiriyor.

Bu bir halkın trajedisidir. Fakat trajedi bununla sınırlı değil: Ermenistan devleti, veya Taşnak partisi eli ile geliştirilen “Êzîdîler Kürt değil” çalışmalarının Êzîdî toplumsallığını parçaladığının görülmemesi yaşanan trajedinin boyutunu katlamaktadır.

Bu propaganda ile Êzîdîler Kürt toplumsallığından koparılmak isteniyor. Masa başında hazırlanan bu tezlerle “zimanê Êzîdî” icat! edilmiş, bunun yanında uygulanan birçok kültürel asimilasyon politikaları Êzîdîler arasında bölünmelere, sosyal parçalanmaya zemin yaratmış, yol açmıştır.

Dağılan demografi, Sovyet topraklarında yaşayan Kürtleri kültürel yok oluşla yüz yüze getirmiş durumdadır, bu yok oluş üzerinden, bu dağılmadan medet uman bazı çevreler, devletler ve partiler Kürt toplumsallığını hem fiziki hem de kültürel olarak kendi potasında eritmenin peşine düşmüştür.

Ermenistan taraflarında yaşayan Kürtlere yönelim bu biçimdeyken, Azerbeycan tarafında da yaklaşım farklı değil:

Azerbaycan’da “Ata kürt, özü Azeri” denilen ve Kürtler üzerinde yeni tarih tezleri, etimoloji ve din tezleri ile  kendi uluslarına katma çalışmaları yapılmaktadır.

Fakat ulus devletlerin Kürtler üzerine uyguladığı politikalar ne olursa olsun; Kürtler yurtsuz değil, altmış milyonluk bir halktır. Bu halk kendi topraklarında yaşıyor, kendi toraklarında özgürlük savaşımı veriyor; bu savaşa eski Sovyet coğrafyasından da birçok Kürt genci katıldı ve halen de katılıyor.

Dolayısıyla kültürel asimilasyon, ekonomik olarak yoksullaştırma ve daha birçok baskı politikaları ile toplumdan bir iki tüy kopsa da, toplumsal var oluşu belirleyen, besleyen öz damar diridir.

Nehir akmaya devam ediyor; Kürtlük tüm tarihsel kültürel değerleri ile Mezopotamyadan Kafkaslara dipdiridir, ölecek olan toplumsal mühendisliktir!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.