Renklendirilen tabutlar, hafiflemeyen suçlar

Forum Haberleri —

27 Ekim 2021 Çarşamba - 23:30

.

.

  • Amaç hafıza yaratma olsaydı bir halkın taptaze, daha soğumamış acıları ile bu kadar alay edercesine halaylar çekilip kahkahalar atılmazdı.

Sevim AKGÜL

Diyarbakır’da Ahmet Güneştekin'in “Hafıza Odası” adlı sergisinin oluşturduğu duygu durumu sevgili Latife Tekin'in cümlesinde vuku buluyor: “acı çekenler bizi bağışlasın".

Amed'liler dışında herkesin orda olduğu, acının hâlen dinmediği, sadece bir rakam olmayan renkli tabutların önünde defileye gider gibi poz veren, gülümseyen insan fotoğrafları; korkunç bir çağda yaşıyor olduğumuzun ve bellek yaratmak gayesinin aksine, acıların ince ince silindiğinin ve sıradanlaştığının kanıtı.

Sergi neyi anlatıyor?

Sergi acı çekenlere neyi anlatıyor? Acıyı yaşayanlar mı yoksa müsebbibi olanlar mı bununla yüzleşmeli?

Sergi Batı’da, ya da İstanbul’da bir galeri’de yapılıyor olsaydı bir ihtimal anlamlı olabilirdi yüzleşme adına.

Altı yıl önce Sur ve Cizre’de yaşananlar taptaze, dipdiri aklımızda.

Keşke tarih bu denli tekerrür etmese; insanlik tarihi ölümleri tarihe hep not düşmese, başka bir tarih anlatısı yaratabilsek... 

Mıh gibi çakılıp kalır aklında bazı görüntüler…

Kaç ömür yeter unutmaya beyaz tülbentini sıkan ellerin taş olmuş acısını?

Kaç yüreği delip geçti de yedi gün yedi gece duyamaz olduk Taybet Ana’yı.

Yedi gün yedi gece annesinin acı çekmiş bedenine bakan Taybet Ana’nın çocuklarına bakmaya yüzünüz olacak mı?

Cemile'nin cansız bedeni ile uyuyan anasına ya?

Devlet makamlarınca işgal edilen bir coğrafyanın acılarını ve katliamlarını devletin tayin ettiği ölçüler içinde meşru şekilde yaparsanız bu hakikat yüzleşmesi değil, acıya kendi ölçülerinde yeniden şekil vermektir ve asıl hakikatten uzaklaşmak da tam da bu noktada başlıyor.

Zira bu yeni bir hafıza yaratımı, resmi tarih yazımı için alan açmanın ta kendisi oluyor.

Renklendirilen tabutlar, hafiflemeyen suçlar

Tabutlar renklendirilince devletin işlediği suçlar hafiflemiyor, aksine; lüks otellerde milyonlar harcanmış, galası yapılan, müzikli-kokteylli, koca masa da oturmuş oburca insan eti yiyen distopik bir film sahnesinden farksız gibi geliyor.

Amaç hafıza yaratma olsaydı bir halkın taptaze, daha soğumamış acıları ile bu kadar alay edercesine halaylar çekilip kahkahalar atılmazdı.

Görüntüleri izleyip mide bulantısı hissi oluşan pek çok kişi oldu benim gibi haklı olarak.

Acılarını nasıl yaşayacağından, yas tutma şekline ve hafızanın yaratımına kadar, bir üst akıl var hep sana sömürge olduğunu hatırlatan.

Dört ayaklı minare artık altından geçip dilek dilediğimiz bir yer değil, bir ölüm ile anılıyor; önünde gülümseyerek resim çekilecek bir mekân hiç değil.

Sur, yıkılmayan her taşı ile hâlen bir çığlık ve Sur’un yakılıp yıkılmasından sonra direnerek ayakta kalabilmeyi başarmış taşlar bana, her baktığımda Munch'un çığlık tablosundaki bakışları anımsatıyor.

Hafızayı başka yerde aramaya gerek yok! Kentin, surların kendisi insanlık var oldukça o çığlığı haykıracak.

Sergiyi protesto eden gençleri, “sanat her şeyin üstünde, esere saygısızlık” diye eleştirenler de oldu. Sanat her şeyin üstünde değil; öncelikle benim nazarımda canlı yaşamı sanattan daha değerlidir ve saldırı olarak görmüyorum, ben bu protestoyu; aksine değerine hafızasına olan saldırıya karşı bir özsavunma olarak nitelendiriyorum.

Hakikati görmek

Hakikat; aynı gün Amed'de ki Koşuyolu yaşam anıtı önünde yıllardır çocuklarını arayan annelerdir; görmek isteyen için hakikat, HDP'nin  istasyon meydanındaki mitinginde bir anneye, tülbentinin renklerinden dolayı saldırıp gözaltına alan sistemin uygulamalarındadır.

Kürtçe bir söz vardır: “Bi gur re dikujin, bi şivan re dixwin, bi xwedî re digirîn" (Kurtla beraber öldürüyor, çobanla beraber yiyor, sahibiyle beraber ağlıyor”)meselemiz sanırım bundan ötesi değil.

“Hafıza odası” hafızamızda yeni bir utanç odası daha açtı kendi varlığıyla. Güneştekin evine, coğrafyasına dürbün ile bakmayı tercih ediyor; korunaklı alanlarından çıkmayı göze alabilecek biri mi? Sanmam!

Acı çekenlerin çığlığını hakikaten duymak isteseydi, bu kentin her evinde savaşa kurban gitmiş bir gencin hikayesi var; gider o evlere konuk olur, acıları paylaşır, dinler, belki bölüşürdü. 

Ancak Güneştekin, belki hayatında bu sergi dışında bölgeye gelmemiş insanları halkı olarak görüyor, halkına tercih ediyor. 

Kürtler artık kendileriyle ağlayan değil (ki bu samimi bir acı paylaşımı da değil)  gençlerin ölmemesi, savaşın durması için  saf tutma cesaretini gösterenleri yanlarında görmek istiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.