İran değişim arifesinde
Dosya Haberleri —

İran protesto/ foto:AFP
- İran’da kötüleşen hayat şartları nedeniyle halkın kaybedecek bir şeyi kalmadığını söyleyen PJAK Yürütme Konseyi Üyesi Siyamend Muînî, “Bir süre çatışmasızlık olsa da halk, haklarını elde edene kadar bu protestolar ve itirazlar devam edecek gibi görünüyor. Halk bu konuda çok kararlı. Şu anda bir değişim aşamasındayız” dedi.
- KJAR Avrupa Temsilcisi Maryam Fathi de, “Kürt kadınları örgütlü, politik ve özgürlük mücadelesinin ön saflarında. İran’daki kadınlar da Kürt kadınlarının direnişinden ilham alıyor. Kadınlar, gençler ve ezilen topluluklar ne kadar örgütlü olursa, İran’ın geleceğinde o kadar belirleyici olacaklar” diye konuştu.
ERDOĞAN ALAYUMAT
İran’da son yıllarda yükselen protestolar, yalnızca güncel bir öfke patlaması değil; onlarca yıla yayılan baskı, inkâr ve şiddet politikalarının birikmiş bir sonucu. İran yönetimi bu protestolara katılan binlerce göstericiyi katletti, binlercesini tutukladı ve işkencelerden geçirdi. İran’ın tüm şiddetine rağmen isyan yok olmuyor tam tersine güçlendiriyor. İran ve Doğu Kürdistan’daki gelişmeleri, Kürt örgütleri arasındaki ilişkileri ve yükselen halk hareketini Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Yürütme Konseyi Üyesi Siyamend Muînî’yle konuştuk.
Halk özgürlük için ayakta
Protestoların kaynağını yalnızca güncel gelişmelerden değil, uzun yıllara yayılan siyasal ve toplumsal baskılardan aldığını belirten Muînî, “Kapsamlı bir yorum için, yaşananların evveliyatına bakmak gerekir. Protestoların ve eylemlerin sebeplerine baktığımızda, halkın özgürlük için ayakta olduğunu ve canını ortaya koymaya hazır olduğunu görüyoruz. Bu, Doğu Kürdistan’ın siyasetinden geliyor. Sadece Kürtler değil; İran’daki bütün halklar özgür ve demokratik bir ortamda yaşamak istiyor. Fakat İran sistemi totaliter, teokratik ve diktatörlüğe dayalı; ‘bizim gibi yaşayacaksınız’ dayatmasını sürdürüyor” şeklinde konuştu.
İran rejiminin protestolara yönelik yaklaşımının halk ile devlet arasındaki çatışmayı derinleştirdiğini vurgulayan Muînî, “Kısa zaman içerisinde yalnızca Doğu Kürdistan’da değil, İran’ın tamamında binlerce insan katledildi. Halk bu duruma itiraz ediyor. İran yönetimi ve halk arasında ciddi bir çatışma var ve bu protestolar çatışmaların devamı niteliğindedir. Bir süre çatışmasızlık olsa da halk, haklarını elde edene kadar bu protestolar ve itirazlar devam edecek gibi görünüyor. Halk bu konuda çok kararlı. Özellikle yakınlarını kaybedenler çok öfkeli ve bu durumu kabullenemiyorlar; çok öfkeliler ve intikam almak istiyorlar” dedi.
Ekonomik çöküş ve çok yönlü baskının, halkın korku eşiğini aşmasına neden olduğunu vurgulayan Muînî, protestoların kısa vadede sona ermeyeceğine işaret ederek şöyle devam etti: “Uzun yıllardır uygulanan ambargolar nedeniyle ekonomik durum çok kötü. Halk sefaletle yüz yüze olduğu için ölmekten korkmuyor. İran hem içeride hem de dışarıdan büyük baskı altında. Ancak önemli olan şu ki halk bu sistemi istemiyor. Daha özgür ve nispeten daha demokratik bir yönetim talep ediliyor.”
İktidar korkuyla saldırıyor
Can kayıplarına ilişkin açıklanan çelişkili rakamların yaşananların boyutunu ortaya koyduğunu belirten Muînî, “Katledilenlere ilişkin farklı bilgi ve istatistikler mevcut. Resmi rakamlara göre hayatını kaybedenlerin sayısı için bir yerde 5 deniyor; başka bir yerde 23 bin; başka kaynaklara göre de daha fazla insan katledilmiş. Protestoların bastırılması için görevlendirilen Devrim Muhafızları halka saldırıyor, insanları öldürüyor. İran rejimi ise ölenlerin ‘terörist’ olduğunu iddia ediyor. Bu sayıların hangisi doğru bilmiyoruz; fakat katledilenler çok sayıda, sayıları binleri buluyor. Bu da bize şunu gösteriyor: İran korkuyor ve bu saldırganlıkla iktidarını korumaya çalışıyor” diye konuştu.
Şu anda bir eşikteyiz
Bölgede yaşanan her siyasal değişimin yalnızca İran ve Doğu Kürdistan’ı değil, tüm Ortadoğu’yu etkilediğini belirten Siyamend Muînî sözlerine şöyle devam etti: “Rojava’da bir değişim olunca Rojhilat’a hem pozitif hem de negatif etkileri oluyor. Irak’ta veya Türkiye’de olan bir değişikliğin buraya da etkisi oluyor. Bizim daha genel bir değerlendirmeye ihtiyacımız var. Şu anda bir değişim aşamasındayız. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanan Sykes-Picot’a benzer bir zamandan geçiyoruz; bu da dünyanın bölge üzerinde bir değişikliğe gideceğini gösteriyor.”
Muînî, bölgedeki dönüşümün yalnızca siyasi değil, demografik ve ekonomik boyutlar da taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi: “İbrahim Anlaşması’nın pek çok ülke, bölge ve halk üzerinde etkisi olacak. Özellikle Davut Koridoru’nun hem pozitif hem de negatif anlamda etkileri olacak. Bölgede bazı aktörlerin gideceği, belki yeni aktörlerin geleceği ya da doğacağı ihtimali var.”
Kürtlerin bu yeni denklemde farklı bir konuma gelebileceğini ifade eden Muînî, “Kürtler bölgede ciddi bir aktöre dönüşebilir. Sykes-Picot öncesinde Kürtler aktör değil, bir faktör olarak görülüyordu. Dünya sistemi Kürtlere bu temelde yaklaşıyordu. Şimdiki küresel düzlemde Kürtler başat bir aktör olarak yer alabilir ve önemli roller oynayabilir” şeklinde konuştu.
Kürtlerin projeleri var
Kürtlerin asimilasyon politikalarıyla değil, bölgesel güvenliğin ve istikrarın asli bir parçası olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Muînî, “Egemen güçlerin şunu anlaması gerekir: Kürtlerin plan ve projeleri var. Bölgenin demokrasisi, kalkınması ve güvenliği için rol alabilir. Egemenlerin sisteminde ve dayatmaları temelinde değil, demokratik bir toplumda bu başat rolü Kürtler oynayabilir. Biz Jin Jîyan Azadî devriminde bunu net bir şekilde gördük; bu diğer partilerce de kabul gördü. Çünkü Kürtler politik bir güçtür ve plan-projeleri var” diye konuştu.
Bir ay önce Britanya Parlamentosu’nda bir konferansa katıldığını aktaran Muînî, o konferansta yaptığı konuşmadan örnek vererek şunları söyledi: “Britanya devletinin Lozan sonrası süreçte ve Sykes-Picot ile Kürdistan’ı parçaladığını söyledim. Asimilasyon, ölümler ve katliamlar Kürtlere yapılmış bir ihanettir. Bu yüzyıllık yanlış, Kürtleri ve bölgenin bütün halklarını bedbahtlığa sürükledi. Şu ana dek emniyetleri ve güvenlikleri olmadı. Şimdi bütün uluslararası aktörler için fırsat var. Britanya olumlu bir rol oynayabilir ve yanlışını düzeltebilir.”
Kürt partilerin Diyalog Merkezi
Doğu Kürdistan’daki siyasi yapıların, son dönemde değişen bölgesel koşullardan kaynaklı yeni bir arayışa yöneldiğini söyleyen Muînî, Kürt örgütlerinin kendi aralarında bir Diyalog Merkezi kurduklarını belirterek şunları aktardı: “Buradaki siyasi partiler birbirini kabul etmiyor, kendi görüşlerini dayatıyordu. Ancak şimdi farklı bir durum söz konusu. Ortadoğu’da değişen konjonktürü izliyorlar. Kürt halkının kendini hazırlaması gerekiyor. Düşmanımız sadece İran İslam Cumhuriyeti yönetimi değildir; faşist ve şovenist güçlerin tamamıdır. İleride farklı bir yönetim de başa gelebilir; eğer halkların hakları tanınmazsa bu da yeni çatışmalara yol açacaktır. Siyasi partiler diyalog içinde olmalı. Bu amaçla ‘Navendî Diyalog’ adıyla bir Diyalog Merkezi kuruldu. Partiler düzenli olarak bir araya geliyor, mevcut durumu değerlendiriyor ve birlikte iş yapmak için çaba gösteriyor. Geçen ay 7 partinin ortak çağrısıyla Doğu Kürdistan’da genel grev ve kepenk kapatma eylemi gerçekleşti. Rojhilat halkının bu çağrıya uyması, partilerin birlikte hareket etmesini istediğinin açık bir göstergesidir. Çünkü Rojhilat halkı politiktir ve ancak birlik olarak haklarını alacağına inanıyor. Îlam, Salmas ve Maku kentlerinde halk birlikte hareket edilmesinden yana. Doğu Kürdistan’ın geleceği için siyasi parti ve oluşumların birlikte adım atmaları, birlikte planlama içerisinde olmaları ve sağlıklı bir diyalog geliştirmeleri önemlidir. Kürtler, İran’ın tamamında demokratik bir devrimin öncüsü olabilirler; bu imkan mevcuttur.”
Kürt siyasi hareketinin diğer halklarla kurduğu ilişkilere de dikkat çeken Muînî, “Özellikle Arap, Beluc ve Şii olmayan Türkmenlerle stratejik bir iletişimimiz var. Türkmenlerle de sağlıklı ilişkilerimiz var. Azerilerle de az da olsa iletişimimiz var. Onlar da özgürlük istiyor; özgür ve bağımsız bir toplum istiyorlar” dedi.
* * *
Yas da var isyan da var
Son protestolarla beraber İran’da benzeri görülmemiş ölçekte katliamlar yaşandığına işaret eden Rojhilatê Kurdistan Kadın Topluluğu (KJAR) Avrupa Temsilcisi Maryam Fathi, protestoların arka planını, İran rejiminin saldırılarını ve halkın örgütlü mücadelesini gazetemize anlattı: “İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana kadınların, gençlerin ve halkların protestoları hiç bitmedi. Son protestolar boyunca internetin kesilmesi nedeniyle bilgi akışı sınırlıydı, ancak ortaya çıkan tablo ağır. Rejimin resmi verilerine göre binlerce kişi hayatını kaybetti. Protestolar Tahran’da başladı, ancak en sert bastırma Rojhilat Kürdistanı’nda, Îlam ve Kirmanşan’da yaşandı. Rejim bir okla birkaç hedef vurmak istiyor. Kürdistan’da direniş ve mücadele için bir mekanizma var. Bu nedenle internet ve iletişim kesilerek halkın örgütlenmesi engellenmek istendi, katliamların duyulması önlendi. Rojhilat Kürtlerinin güçlü bir direniş kültürü var. İran Kürtleri yüz yılı aşkın süredir ayakta. Şah’a karşı mücadele ettiler, bugün de daha demokratik bir atmosfer için sokaktalar."
Bir pişmanlık yok
"İran’da yaşanan katliamlar, ülke tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştı. İnsanlar bu nedenle şokta. Rejim, bu katliamların ardından interneti kesti; ölüm ve bastırma politikalarıyla, işkence ve idamlarla halkı susturmak istiyor. Direnişe karşı son derece sert ve radikal bir tutum sergilendi. Rejim, yalnızca korku ve sindirme yoluyla iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Ellerinde şiddet, korku ve ölümden başka bir araç kalmamış durumda. Korku ve ölümle varlığını ispat ve kabul ettirmeye çalışıyor. Halkta bir pişmanlık yok; aksine halk şehitleri için törenler düzenliyor. Özellikle Rojhilat’ta, Îlam ve Kirmanşan’da anneler çocuklarını kendi elleriyle toprağa veriyor. Bu, rejime verilmiş açık bir mesajdır ve direniş kültürünün bir parçasıdır. Törenlerde atılan sloganlarda kadınların verdiği net mesajlar öne çıkıyor.
Kadınlara ve gençlere kulak vermeyen diktatör rejimler, her krizde başka devletlere yaslanma eğilimi gösteriyor. İran’ın zayıflamasını isteyen devletler olduğu inkar edilemez. Ancak bu durum rejimin baskıyı artırmasını ve halkın sesini kısmasını meşrulaştırmaz. İran’daki başkaldırıların dış güçlerle bağlantılı olduğu iddiası doğru değil. Özellikle kadınların öncülüğündeki bu direniş yıllardır sürüyor."
Hem zindanda hem sokakta
“Bugün idam cezaları veriliyor, kadınlar uzun yıllardır zindanlarda direniyor. İki arkadaşımıza idam cezası vermişler. Zeyneb Celaliyan 18 yıldır İran zindanlarında direniyor. Sadece Kürt kadınları değil, farklı topluluklardan kadınlar da cezaevlerinde tarihsel bir direniş sergiliyor. Bu mücadelenin öncülüğünü kadınlar yapıyor. Hem zindanlarda hem sokakta hem dağlarda bu bayrağı taşıyorlar. İran’da yaşananlar bir rönesansın eşiğinde olunduğunu gösteriyor ve bu dönüşümün merkezinde kadınlar ve toplumsal cinsiyet meselesi yer alıyor. Kadınlar, 40 yıldır hakları gasp edilmiş bir sistemde yaşıyor. Kürt kadınları örgütlü, politik ve özgürlük mücadelesinin ön saflarında. Hem kendi özgürlükleri hem de toplumun özgürlüğü için bedel ödemeye hazırlar. Bu nedenle İran’daki direnişte öncü bir rol üstleniyorlar. İran’daki kadınlar da Kürt kadınlarının direnişinden ilham alıyor. Kadınlar, gençler ve ezilen topluluklar ne kadar örgütlü olursa, İran’ın geleceğinde o kadar belirleyici olacaklar.”














