Karartılan Kürdistan’ın bugünü ve geleceğidir

Forum Haberleri —

14 Haziran 2021 Pazartesi - 23:00

  • KDP unutmamalıdır ki, sömürgeciliği kendisine müttefik olarak seçmesi, kendisini tescilli işbirlikçi kılmakla kalmaz, kendisine seçtiği bu müttefikin, onu sabah, olmadı öğle öğününde yenilecek bir yemeğin ötesine geçmekten de kurtarmaz.

DOĞAN AMED

Kürtlerin üçüncü bin yılda, 21. Yüzyılın şafağında statüsüz kalmalarının yani yüzyıllık yalnızlığın iki temel nedeni vardır. Neden –sonuç bağlamında bu iki temel aksın belirleyiciliği üzerinde yükselen sorunlar yumağı ile karşılaşırız.

Birincisi dış faktörlerdir. Bu faktör, uluslararası emperyalist sistemin ve bölge devletlerinin oluşturduğu güç ve çıkar ilişkilerini tanımlar. İkincisi içsel faktörlerdir. Tarih boyunca Kürtlerin kendi arasında güçlü bir ulusal birliği sağlayamaması hem içsel hem de dışsal faktörlerle yakın illiyet bağına sahiptir.

16. Yüzyıldan beridir modern Kürt milliyetçiliğinin erken dönem temsilcisi olarak kabul edilen Êhmedê Xanî’nin Kürtleri birliğe davet eden söylemleri halen geçerliliğini korumaktadır.

Bilindiği gibi söz konusu birlik sorunu 19. Yüzyıl Kürt aydınlarının da baş gündem maddelerinden biriydi. Ancak sorun dile getirilmesine ve sıkça tartışılmasına rağmen Kürdistan'ın parçalı yapısı, birlik sorununun halka taşırılamaması, içinde bulunulan merkezi devletlerin tutumlarıyla da birleşince ortaya çözümü güç ve birliği ütopik kılacak bir aşamaya gelinmiştir.

Kürtlerin 21. yüzyılda hâlâ bir statüye sahip olmaması ve uluslararası kurumlarda temsil edilmemesi sonucu Kürt halkı üzerindeki sistematik asimilasyon, baskı, katliam ve inkâr politikalarının yarattığı büyük tahribatlar, aynı zamanda birliğin önündeki engellere de dönüşmüştür. Her bir parçanın Kürtlük anlayışı, mücadele yöntemi, sorunları ele alışı ve çözüm yöntemlerindeki farklılıklar, öncülük, parti, kitle mefhumlarının sosyo-politik uzamdaki karşılıkları ve karşıtlıklarının değişim ve dönüşüm diyalektiğinin her bir parçanın özgünlüğüne göre işliyor olması, parçalanma ve yarılmanın hem nedeni hem de sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Kürt ulusu, her bir parçanın egemen devletlerinin ve emperyalist yönetim stratejisinin oluşturduğu güç matrisinde devletler arasında bileşik ve eşitsiz bir zamansallığın yarattığı geç kalmışlık, çatışmalara kaynaklık edecek bir fay hattını döşüyor Kürdistan’a!

Devletlerarası sömürge statüsünde olan Kürdistan coğrafyasının sosyal, sınıfsal, ekonomik, kültürel, dilsel, bağımsızlık, devlet ve özgürlük yaklaşımları her bir coğrafyanın üretim, mülkiyet ve bölüşüm ilişkileri çerçevesinde parçacı bir uzam oluşturarak kendi politik ve ahlaki örgütlülüğünü yarattı.

Kürt toplumuna öncülük ve önderlik iddiasında olan politik/askeri organizasyonlar Ortadoğu’nun diyalektiği içinde farklı çözüm önermeleri ve yaklaşımlara sahip oldular. Bu bir yere kadar “normal” idi. Ancak normal olmayan bu önermelerin bulunulan parça ile sınırlı tutulması ve diğer parçayı yok saymasıydı. Bu durum Kürt toplumunun kanayan yarasına dönüştü.

PKK ve Öcalan, bu yarayı belki ilk gören ve teşhis koyan değildi, ancak yaranın tedavi edilmemesi durumunda Kürt toplumsallığının yitirileceğini görüp ilk müdahale edeniydi. Bundan ötürü kendisini parça ile sınırlı tutmadı. Bu duruş, PKK’yi önce ulusal ardı sıra ise bölgesel bir hareket kıldı.

PKK’nin öncülük ettiği Kürt özgürlük mücadelesinin sadece kuzey Kürdistan’da değil, gerek Rojava ve gerekse Güney Kürdistan’da, Şengal de, Rojhilat da verdiği mücadele ile, statü sahibi olmayan devlet dışı politik bir aktör olarak, dünya gündemine oturması böyle oluştu.

Bunun yarattığı en büyük etki ise, hegemon güçlerin ve Kürdistan’ı aralarında pay eden devletlerin oluşturduğu güç ve çıkar ilişkilerini, bu çıkar ilişkilerine göre konumlanan KDP gibi yapıların sarsılmasını getirmiş, planlamalarını alt üst etmesidir.

Türk sömürgeciliği ve KDP

“Kürdistan'da binlerce yıllık kölelik ve modern sömürgeci egemenlik altında şekillenmiş -sömürgeci- kişilik, öylesine olumsuz özellikler sergilemektedir ki, bırakalım sömürgeciliğe karşı direnecek düşünce ve eylemi oluşturmayı, düşmanın oyunlarına alet olmayacak bir tip olarak göründüğü durumlarda bile, tümüyle yabancı egemenlerin çıkarlarının bir dişlisi haline gelmekten kurtulamamaktadır. Kürdistan'ın koşulları iyi bir şekilde incelendiğinde görülecektir ki, bu düzeyde bir bağımlılık kişisel planda son derece silik, sınıfsal, ulusal ve hatta ailesel çıkarlarını bile düşünemeyecek kadar geri bir yapının şekillenmesine yol açmıştır."[1]

Sömürgeci anlayışın oluşturduğu bu yapının kimlik, kültür, benlik üzerindeki somut tahribatı ve kolonyal tahakkümün ortaya çıkardığı parçalı kişilik ve bilinç yapısı ortak bir çıkar etrafında buluşmayı engellemekle kalmıyor, egemenlik sahasını sömürgeci bir gücün işgaline de açıyor, ilhakına fetva çıkarıyor. Bu durum TC Devleti’nin eliyle yürütülen bir yönetim stratejisi olarak “Misak-ı Milliden yola çıkarak hatta onun da ötesinde Kürdistan’ın tümünü yeniden fethetmeyi amaçlayan bir düşünce sistemi.”[2] içinde neo-kolonyalizmden post- kolonyalizme kadar sömürgeci bir repertuvar içinde Kürdistan’ın yeniden fethine koçbaşlığı yapmasına da yol açıyor.

Başur saldırılarının anlamı

Türkiye’nin bölgede yürüttüğü bütün saldırların ortak bir amacı var; öncelikle PKK’yi tasfiye etmek, olmadı zayıflatmak, ardı sıra ise Güney Kürdistan’ı işgal etmek ve bölgede Kürtlerin gücünü zayıflatmaktır. Nitekim Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Eşbaşkanı Ahmed Karamus, Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik 23 Nisan’da başlattığı askeri operasyonun arkasında toprak satın alma ve Avaşîn, Zap ile Metîna bölgelerindeki ağaçların kesilerek satılmasını gündemleştirmiş ve mevcut durumun kolonyalist bir pratiğe denk düştüğünü ifade etmiştir. Karamus, Türkiye’nin, bölgeyi katliamlarla işgal etmek istediğini belirterek Türkiye ve Başur arasında imzalanan anlaşmanın içeriğine ulaşmak için çabalarının olduğunu ifade etmişti.[3]

Türk devleti, kendine daha geniş işgal alanları açmak için Hewlêr’de kaçak bir üs kuruyor, Zaxo’dan İran’a kadar kendi askerlerini yerleştiriyor ve Başika’da içinde ağır silahların da olduğu yeni bir üs daha kurduğu bilgisi imzalı-resmi bir ilişkinin teyidi olarak gündeme düşüyor. 
Bu üslerin hem bir işgalin ön koşulları ve hem de bölgede bir iç çatışmayı yaratmak amaçlı kullanıldığını sağır sultan bile duymuş durumda, “duymayan, görmeyen ve anlamayan” tek kesim ise KDP oluyor.

Bunun için Zînî Wertê’de yaşanan gerilimi hatırlayabiliriz.

Zînî Wertê gerilimi potansiyel olarak ciddi tehlikeler barındırıyordu, bu gerilimde bölge devletlerinin, özellikle de Türkiye’nin KDP üzerindeki baskısı etkin rol oynadı. Bir kez daha dışsal aktör ve faktörler, Kürtlerin iç gerilimlerinden beslenerek, Kürtleri bir iç çatışmaya sürüklemek istedi. Zînî Wertê de çatışmayı önleyen Gerillanın sağduyulu yaklaşımı oldu. ancak provokasyonlar durmak biledi. Tabi ki söz konusu Ortadoğu olunca suyun başını tutan ABD ortaklığını da ifşa etmek gerekiyor.

ABD, İran’ı sınırlama stratejisinde Türkiye’nin PKK’yle olan çelişkisini istediği zaman bir manivela olarak kullandı, kullanmaya devam edecek. Üstelik bunu iki yanlı bir taktikle yapıyor. Hem ABD -Türkiye ilişkileri kapsamında hem de Ortadoğu’da yürüttüğü siyaset açısından PKK’ye dönük bir gözdağı olarak kullanıyor. Buradan bakıldığında, KDP'nin dâhil olduğu, edildiği bu saldırının NATO ayağı ve dahlini düşünmek ve sorgulamak kaçınılmaz oluyor.

- Biden-Erdoğan görüşmesi sonrası, TC’nin saldırılara kapsam, hız ve derinlik kazandırması,

- Mesrur Barzani’in NATO zirvesi öncesi Belçika’ya gitmesi,

- Almanya’nın milletvekillerini engellemesi, bunun kanıtı.

Yine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşuna baktığımızda anti-Kürt ittifakı temelinde gelişen komploları rahatça görebileceğimizi ifade eden Kürt Halk Önderi Öcalan, uluslararası anlamda da 1926’da Musul-Kerkük konusunda anlaşma, 1952’de NATO’ya giriş, 1958 ve 1996’da İsrail’le yapılan anlaşmaları ve kendisi şahsında gerçekleşse de, bütün Kürt kazanımlarına dönük olarak gerçekleştirilen 15 Şubat komplosunu Kürtleri tasfiye etmeye dönük antlaşmalar olarak değerlendirmişti.

KDP’nin anlaması gereken

Bugün, burnumuzun dibinde, Kürdistan’ın Güney parçasında yeni bir anti-Kürt ittifakı ilmek ilmek örülürken, atılan ilmeklerin bir Kürt gücü olduğunu söyleyen KDP tarafından atılması, elbette ki bir trajedidir. ancak KDP unutmamalıdır ki, sömürgeciliği kendisine müttefik olarak seçmesi, kendisini tescilli işbirlikçi kılmakla kalmaz, kendisine seçtiği müttefikin, kendisini sabah olmadı öğle öğününde yenilecek bir yemeğin ötesine geçmekten de kurtarmaz.

Sömürgecilik, “Her türlü tanınma çabasını dışlayan ve her türlü ahlaki gerekçeye kulağını tıkayan mutlak bir yönetim tekniğidir. Kolonyal şiddetin işlevlerinden biri de sömürgeleştirdiğinin geçmişini silmeye çalışmakla kalmayıp, geleceğini de karartmasıdır.” Der Fanon. 
Son söz niyetine:

KDP eliyle Karartılan Kürdistan’ın bugünü ve geleceğidir. Bunu engelleyecek tek şey ise, 4 parça ve Avrupa da yaşayan Kürt halkı ve dostlarıdır.

***
[1] http://kurdarastirmalari.com/yazi-detay-k-rdistan-da-fanon-etkisi-46
[2] https://ozgurmanset.net/knk-esbaskani-karamus-kurdistan-topraklarinin-satilmasina-karsi-durmaliyiz/
[3] Hamit Bozarslan, Evrensel Gazetesi, Röportaj, Ekim 2020

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.