Kürt kadınının saçları nişanedir
Şemsettin ÖZER yazdı —
- Eğer Steinbeck bugün yaşasaydı, Tom Joad’un yerinde bir Kürt olurdu. Rojava’yı baştan sona Kürtlerin hikâyesi olarak yazardı. Yalnızca acıyı değil, umudu, direnişi ve en çok da Kürt kadın saçlarını şiirleştirecekti.
ŞEMSETTİN ÖZER
Dün akşam Rojava’yı düşünürken zaman bir anlığına kalbime çöktü. Mekân dağıldı, yer değiştirdi; yüzyıllar birbirine karıştı. John Steinbeck’in Gazap Üzümleri ansızın belleğimin orta yerine düştü.
Evren yörüngesini kaybetti,
dünya kurudu;
özlemimi
Kürt kadınının saçının arasına emanet bıraktım.
Çünkü Kürt kadınının saçı yuvadır,
sevgidir,
direniştir,
anadır,
yurttur.
Joad ailesinin o paslı kamyonetle çıktığı yolculuk, artık yalnızca Amerika Buhranı’nın bir sahnesi değildi. İnsanlığın tekrar tekrar yaşadığı büyük sürgünün, bu kez Kürtler üzerinden yeniden yazılan bir hikâyesine dönüşüyordu. Sanki klasik bir roman değil, yeniden, yeniden ve yeniden Kürtleri yazıyordu Steinbeck.
Bir kader biçimine dönüştü
Gazap Üzümleri’nin her sayfasını çevirirken her cümle boğazımda bir düğüm gibi kaldı. Roman olmaktan çıktı; Kürtlerin bitmeyen trajedisinden tarihsel bir kader biçimine dönüştü. Joad ailesini taşıyan kamyonet, her sarsıntıda Kürtlerin derin ama bu kez yalnız bırakılmış sarsıntısını içine çekerek yaşıyordu. Ne var ki Joad ailesinin, yoksul da olsa, dostları vardı. Kürtler ise yüzyıllardır hep yurtsuzların, yoksulların ve kardeş dediği yükünü sırtlanmış ama çoğu kez arkadan hançerlenmişti. Kürt saçları kesilip süs eşyası yapılırken, “Türk kardeşlerimiz” diye adlandırılanlar kafa kesenlere kına yakıyordu. Evet, insanlık için hiç tanımadığı Kürt kadınları ve erkekleri bu dünyadan geçti. Zaman ise çürük bir diş gibi kanatarak dünyanın ve toprağın ağzını kanlar içinde bıraktı.
Çünkü saçları kesilmiştir
Zaman, bütün özlemlerin ve düşlerin koyulaştığı yerde, Kürt kadının saçları kesilirken dünya en güzel şiirlerini yitiriyordu. Çünkü yaşam gibidir Kürt kadınının her bir saç teli. Şiir yazan insanın gönlü narindir. Bazılarımız paraya, bazılarımız güce, bazılarımız zevke koşar ama Kürt kadını hep şiire koşar, çünkü gönlü narindir. Narin olan kalpler kırılgandır. Evet, Kürt kadınının gönlü kırgındır, çünkü saçları kesilmiştir. Bu yüzden kendimi hiçbir zamana ait hissedemiyorum; hiçbir yere, hiçbir kalbe… Çünkü Kürt kadınının kalbi kırıktır.
Zamansız büyüyen Kürtler
Ne gariptir, değil mi? Eğer bir toplumun bağımsız ve özgürce yaşayabileceği bir mekânı, kendini koruyabileceği bir yuvası yoksa; güvenlik içinde yaşayamıyorsa kelimeler de ona ait değildir. Kelimeler ancak özgür bir beşikte, anne sütü gibi maya tutarak insana ait olur. Kuracağın her cümle için zamanın sana ait olması gerekir ama zaman bize ait olmadı. Biz Kürtler maalesef hep zamansız büyüdük; görünen o ki böyle de devam edecek.
Bu döngünün bitmesi için
Hemen her cezaevinde kalmış özgür Kürt tutsaklar, Gazap Üzümleri’ni okumuştur. Bu kitabı daha önce iki kez okumama rağmen dün akşam Rojava’yı ve Kürtlerin tarihsel trajedisini düşünürken yeniden kitaba sarıldım. Kamyonet, Tom Joad ailesi için hem ev hem de ekmek teknesidir. Bizler ise devrimci hareketle daha yeni tanışmışken Enfal ve Halepçe katliamlarında Kürtlerin göç yollarına tanık olduk. Ardından Efrîn, Girê Spî ve en son Halep… ve Rojava’yı. Türk devleti tarafından kaçırılanlardan ise kimse söz etmiyor bile. Kürtlerin siyasi, anayasal, askeri; kısacası sığınabilecekleri bir devleti olmadıkça, Rojava trajedisi de kanıtladı ki bu döngü bitmeyecek.
Steinbeck yaşasaydı…
Eğer Steinbeck bugün yaşasaydı, Tom Joad’un yerinde bir Kürt olurdu. Rojava’yı baştan sona Kürtlerin hikâyesi olarak yazardı. Yalnızca acıyı değil, umudu, direnişi ve en çok da Kürt kadın saçlarını şiirleştirecekti. Rose of Sharon… Ölü doğan bebeğine rağmen açlıkta ölmek üzere olan yaşlı bir adamı emzirerek ona umut olur. Bu sahne, insan olmanın ve dayanışmanın simgesidir. Steinbeck bir yandan vahşi ulus kapitalizmini anlatırken, diğer yandan insanlığa ahlaki bir ders verir. Halep’te bunu gördük: Türk devleti, toplumu ve medyasıyla vahşileşirken Kürt kızları binalardan atılıp alkışlandı. Kürt annesi ise metanetini koruyarak “Barış” dedi. İşte her defasında “kardeşiz” diyen bir milletin geldiği yer…
Yuva, mezar ve vicdan
Joad’un sessiz direnci, Kürt annelerinin yorgun ama dimdik duran trajedisinde vücut bulurdu. Acılarını zılgıtlarla dile getiren ama yenilmeyen o kadınlarda… Kamyonetin kasasına yığılan yorganlar, çocuklar, ekmek kırıntıları ve korkular; yüzyıllardır bastırılmış bir halkın kolektif belleğini taşırdı. O kamyonet artık bir aileye değil, inkâr edilmiş bir halka ait olurdu. Gazap Üzümleri’nde kamyonet hem yuva hem de mezardır; hem umut hem de yüktür. Tıpkı modern devletlerin çizdiği sınırlar gibi: Koruma vaadiyle yola çıkar ama yolda bırakır.
Ontolojik sürgün ve direnç
Göç burada bir tercih değildir; bombayla, açlıkla, yasayla ve sessizlikle dayatılmış sistematik bir zorunluluktur. Halep’ten, Rojava’dan çıkanlar da Kaliforniya’ya gidenler gibi yalnızca ekmek değil, tanınmayı, insan sayılmayı ve var olma hakkını ararlar. Bu yolculuk yalnızca mekânsal değil, ontolojik bir kopuştur. İnsan toprağından koparıldığında zamanını, dilini ve anlamını da yitirir. Ve düşünüp “Yurtsuzluk, haklara sahip olma hakkının elinden alınmasıdır” der. Karanlığın içinde yine de bir direnç damarı akar. Joad ailesinin kamyoneti her arızaya rağmen nasıl ilerliyorsa Kürt halkı da her yıkıma rağmen yürür.
Bir olup buluşuyoruz yalnızlığımızla.
Dünyaya sığdıramadıklarımızla,
haykıramadıklarımızla
ve uykusuz gecelerin yüküyle.
Zamanla boğuşurken
yolculuğumuz,
Kürt kadınının saçları arasında
yuva kuruyor
ve şafağa varıyor Kürt halkı.
Hikâye yeni başlıyor;
çünkü hâlâ
sevilen insan,
kadın saçlarına şiir örüyor.
Şiir bitmemiştir;
çünkü Kürt kadını saçını yeni örüyor.
Bitmeyen cümle
Bu yüzden Gazap Üzümleri geçmişin romanı değil, bugünün aynasıdır. Halep’te, Şengal’de, sürgün yollarındaki her kamyonet; o romanın hâlâ yazılmakta olan, Kürt kadınının kesilen her saçının bitmeyen çığlığı ve anın bitmeyen cümlesidir. Kürt kadını her saçını uzattığında bir hikâyeyi de örer. Zîlan’ın, Dêrsim’in ve Bêrîtan’ın kayalarda asılı kalan saçları çığlık olup bugün Rojava’da karanlık perdeleri yırtarak intikam alıyor. Evet, her Kürt saç teli bir Kürt'ün hikâyesi olduğu kadar, bir özgürlük ve zafer nişanesidir. Ve o cümle henüz bitmemiştir, çünkü hâlâ Kürt kadını saçlarını örüyor ve şiir yeni başlamıştır.
Tarifsiz bir sevdada
yurtsuz bir sessizliktir.
Haykırışlarla çağlarken yüreğimiz,
durgun limanlarda
insanlık boyun eğerken kaderine,
Kürt kadını şiire ve hayata koşar.
Evet, Kürt kadını şiiri de saçını da çok sever. Ta ki o saç özgür olana dek… Özgürlük cümlesi, her Kürt çocuğun dudağında bir şiir gibi zamana ve tarihe ilmek ilmek örülerek yazılacaktır. Kürt kadınının kesilen saç telinin intikamı alınana dek bu mücadele devam edecektir.
