Qawuman: Köy, kent ve toplumsallık

Forum Haberleri —

27 Ağustos 2021 Cuma - 23:00

  • Naim Kılıç’ın kendi köyü “Qawûman” ile ilgi yazdığı kitap çok enteresan bir biçimde sayısı az olan ama bir haykırışa öncülük eden bir eser. 


EHMED PELDA

Kentler ağır, kentler ihtişamlı, kentler büyük, lakin insanı hücrelerinde tüketiyor. Ve sürekli değişiyor, insanı, çevreyi, hayatı sürüklüyor pusulasız bir yolda ve de gürültüyle. 

Köyler mi? Sade, durgun, sakin, zamansız, tekrar eden bir yaşam ve çıldırtırcasına sessiz bir hayat taşıyor bağrında. 
Günümüz insanı için köyler itici, uygarlık dışı, bireyi izole eden bir mekan ve artık sakinlerini tutamayıp, kentin cazibesine kaptırıyor.

Köyden kente gitmek sanki yokluktan varoluşa gitmek gibi. Hayallerin, umutların, yeni şansların, yeni denemelerin mekanı kentler köyün hayatını emiyor.

Gel gör ki küçük bir azınlık dışında yüzbinleri milyonları sokaklarına, hücrelerine yapay parklarına mahkum ediyor kent. Hal böyle olunca kendini bir mekana sığdıramayan coğrafyanın insanı sürekli hareket halinde; cazibesine kapıldığı kentin ağır kasvetinde tutunamayınca özlemini çeker köyün, ama öyle bir bağlanmıştır ki, ne ekonomik, ne kurumsal, ne insani, ne de ailesel nedenlerle dönemez.

Velhasılı, mekanlar arasında sıkışmış, kararsız, arayış içindeki insan nefes alamıyor artık. Oysa Trakya’dan Anadolu’ya, Kilikya’dan Mezrabotan’a, Toroslardan Zagroslara, Karadeniz’den Kafkaslara kırsal yerleşim daha iyi tanımlanabilirdi. 

Tarih, mimari, sosyoloji, arkeoloji, antropoloji, folklor ve kültürel değerlerin kırsal mekanı, kentle bağlantısı ya da kırdan kente geçişi çok daha ince takip edilebilir bağlar, bağlantılar kurulabilir insanların geçişlerinde, arayışlarında rehberlik edilebilirdi. 

Nefessiz bir toplum bilimin rehberliğinde huzur bulabilir

Nefesiz bir toplum bilimin rehberliğinde, siyasetçilerin öncülüğünde, mimarların ve mühendislerin projelerinin neticesinde huzur bulabilirdi. Maalesef ne kurulu siyasal yapı buna fırsat verdi ne de düşünsel dünyanın ilgili disiplininin aktörleri gerekli çalışmaları yapabildi. Mekanı tanımak ve anlamak yerine hep mekana birşeyler dikte etmek hedef oldu. 

Cumhuriyetin temeli ya da öncesinde başlayan batılılaşma eğilimi, batının çalışma düzeneğini anlamak yerine, batının sistemini tepeden dikte etmeye yoğunlaştı. Böyle olunca memleketin Rumu Kürdü, Arabı, Türkü, Lazı, Çerkezi, Yörüğü, Azerisi ve daha nicesi özelliksiz, uygarlıktan uzak, fonksiyonsuz görüldü.

Siyasal erk hepsini resmi Türklük içinde eriterek medenileştirmeye çalışırken, muhafazakarlar ümmete döndürmeye yoğunlaştı, statükocu sol ise feodal toplum ve ‘Asya Üretim tarzı’ ezberiyle damgaladığı halkı kendi sorunlarından ziyade dışsal kavgalarına endeksledi, uğraştırdı, yordu.

Yani tüm cephelerde coğrafyaya ait herşey ama herşey bütün pencerelerden arkaik görülürken, batının gözünden medenileştirici arayış hakim hale geldi. Oysa uygarlık dönüp dönüp bu topraklarda köklerini buluyor.

Binlerce yıla nakşedilen bir yaşam örgüsünü görmezden gelmek, onun üzerinden düşünsel önermeler inşa edememek, mekanı kuramamak, hayata can verememek ölümden ötesini getiremedi.

Öyleki kır kent ilişkisi geri kalmışlık ve gelişmişlikle özdeş tutuluyor. Birbirini besleyecek, bir birine nefes aldıracak, birbirine güç verecek iki mekan arasında uçurum düzeyinde ötekileştirme hakim kılınmış. Bundan dolayıdır ki en güzel tarımsal,görsel, yaşamsal doğal alanlar devasa beton binalara boğulmuş. Çimentodan yapay taş, kapa taşa, demir ağaca tercih edilmiş. 

Sonuç, coğrafyanın köyleri de kentleri de kriz içinde. Kriz içinde ki üzerinde yaşayan insanı basit günlük hayatında dahi memnun edemiyor. Kürtçeyi, Lazcayı, Arapçayı, Türkmenceyi, Rumcayı...

Bilmezseniz, her dilde her taşa, çeşmeye, gölgeye, tepeye verilen kelimeye yüklenen duyguyu, manayı, imgeyi anlayamazsanız öldürürsünüz…

Maalesef istatistiklere, sabit kavramlar dizinine indirgenen sözde bilimsel çalışmalar bu toplumu anlamaktan uzak kaldığı gibi hayat damarlarını kesmiş, nefessiz bırakmıştır. Tek çare tabandan harekettir. Köylünün kendini anlatmasıdır. Kentlinin derdini dillendirmesidir.

Notalarda, ağıtlarda, sevinçlerde böylesi bir varoluşu gördük. Gördük de analiz dilini de bir türlü ekleyip tamamlayamadık. Köylünün de kentlinin de kendi anlatısı sözlü edebiyat kültürünün ötesine geçemedi. Yerelden yapılan başka çalışmalar oldu, ama maalesef üniversitelerin kapısından geçemedi. 

Bir haykırışa öncülük eden eser: Qawûman

Naim Kılıç’ın kendi köyü “Qawûman” ile ilgi yazdığı kitap çok enteresan bir biçimde sayısı az olan ama bir haykırışa öncülük eden bir eser. Köyünü anlatırken, her yolun, taşın, ağacın örgüsünü diliyle, imgeleriyle, kavramlarıyla ve insanı şekillendirişiyle anlatıyor.

Oyunlar, sohbetler, terimler, üretim karakteri belli ki binlerce yılın örgüsü içinde oluşmuş. Mevcut sakinlerinin 150-200 yılı bulan geçmişiyle sınırlı değil Qawuman’ın tarihi, aksine binlerce yıl ötesine uzuyor.

Bu özgünlüğünü köye göçenlerin getirdiği becerileriyle bütünleştirmiş, yeni bir yaşamın zeminini kurmuş, birbirini tanımayan, farklı coğrafyaların, farklı dertlerin insanlarının buluştuğu bir mekan olmuş, her mevsim ayrı bir hayat, her tarlada, her yaylada ve her kışlakta başka bir yaşam tarzı oluşturmuş. 

Katliamdan kurtarılan Ermenilerin, Alevilikten Sünniliğe geçiş yapan Kürtlerin, şeyhlerin, mellelerin, medreselerin, solcuların, yurtseverlerin birbirini hazmettiği, kök oluşturduğu bir merkez ve etraf köyler ve ilçelerle bütünleşen bir yaşam parçası olmuştur. 

Zaman dizgisinin akışında sadece medrese eğitiminin gereği ya da zorunlu askerlik sebebiyle köy ve bölge dışına çıkan insanlar bir süre sonra farklı bir hayatın, modern yaşamın, kentsel alternatifin yollarını keşfediyorlar.

Köye açılan yollar, köye yol alan motorlu araçlar, köyden kente artan ziyaretler, gelişen ticari ilişkiler, değişen eğilimler ve yeni özlemler bir doyumdan sonra eyleme dönüşmüş ve köyden büyük kentlere yollar açmış. 

Bugün Qawumanlılar halen köylerindeler. Ama aynı zamanda metropollerde ve Avrupa’nın değişik dillerinde, kültürlerinde ve ülkelerinde bir hayat inşa etmişler.

Bu örgünün bütünlüklü anlatımı, nedensel boyutları en ince noktasına kadar Naim Kılıç’ın kitabında dile getirilirken, hazırlanan ikinci kitapla yürüyüşün tamamlayıcı dizgisi, modern hayatın yüzü de işlenmiştir. 

Mevcut kitap, özellikle üniversitelerde, toplumsal dönüşüm üzerine çalışanlar için bulunmaz bir nimettir. Hakeza Antropoloji, tarihi eserleriyle arkeoloji, Kürtçe üzerine dilbilimciler, lokal alanda farklı politik yapıların birbirini hazmetmesi bağlamında siyaset bilimciler ve birlikte yaşamın daha başka örnekleri anlamında bulunmaz örnekler sunuyor. 

Lis Yayınları’nın kültürel çalışmaları içinde yer alan Qawuman, Naim Kılıç’ın ilk kitabı. Ama biriktirdiği tecrübeler, sahip olduğu tanıklıklar, elde ettiği düşünsel birikimler ve hazırlıklarına bakılınca devamında daha çok kitapları olacağı aşikardır…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.