• Kürtlerin, özellikle Kürt kadınlarının bu kabul edilmez ırkçı, ayrımcı ve cinsiyetçi “fıkra”ya gösterdiği tepki, toplumsal bilinç ve duyarlılığın ilkesel duruşudur.

NUBAR OZANYAN

Aslında Kürtlerin 100 yıldır bitmeyen trajedisi, Türkiye’nin önde gelen, sayılı kompradorlardan Rahmi Koç’un gülerek anlattığı alay konusu olan fıkra gündem olmaya devam ediyor. 

Rahmi Koç gibi sermaye sahibi zengin bir kompradoru zengin yapan, onun erdemli, yetenekli, ahlaklı ve hayırsever oluşu değildir; yağma, dolandırıcılık ve sömürüyle servet biriktirmiş olmasıdır. Zenginler, yoksulları sömürdükleri için zengindir. Yoksullar, zenginler tarafından sömürüldükleri için yoksuldur. Zenginler, fakirleri kandırarak, aldatarak, sömürerek köleleştirir. Kadın olsun erkek olsun köleleşmiş insanın, efendisinin düzeninin devam etmesi için yapmayacağı şey yoktur. Bundandır ki, Türk muktedirleri önce kadının emeğini sömürerek bedenini ve kimliğini aşağılayıp köleleştirmeye çalışır. Her zaman olduğu gibi ayrımcılık ve aşağılama dolu saldırıların öncelikli hedefinde Kürt ve Alevi kadınlar gelir. 

Ermeni Soykırımı’ndan sonra Ermenilerin mal ve mülküne çökerek zenginleşen onur ve ahlak yoksunu harami Rahmi Koç’un, Kürt kadınına, kimlik ve değerlerine saldırması tesadüfi olmadığı gibi bir gaf da değildir. Bir asırdan fazla bir zamandır, yapısal olarak sistemle bütünleşmiş köklü bir Türk şovenizmiyle zehirlenen, kirlenen her Türk, sermaye sahibi ise bir bütün olarak kirli ve lekelidir, günahkar ve suçludur.

Kadın bedenine, kimliğine, inanç ve diline saldırıyı varoluş gerekçesi yapanların başında Türk komprador burjuvaları ve gericilikten diplomalı Türk bürokratları gelir. Irkçılık, ayrımcılık, Kürt ve Alevi kadın düşmanlığı, Türk kompradorların doğasında vardır. Tarihinde gizlidir. 

İşçinin emeğine düşman olan, Kürtlere ve kadınlara dost olabilir mi? Haramiliği, ahlaksızlığı kendine var oluş ve yaşam ilkesi haline getiren sömürücü sınıfın sahipleri demokrasi, hak, adalet, hakkaniyet sahibi olabilir mi? 

Koç Holding’in 100. yıl kutlamaları nedeniyle toplanan siyasetçilerin huzurunda Kürt kadınlarını aşağılayan, sözde fıkra adı altında saldırıları onur ve vicdan sahibi hiçbir insan kabul etmez. Şirketlerinin kâr oranı arttıkça işçileri derin sömürü altında sefalete mahkum edenler, diğer taraftan Kürt kadınlarını aşağılayanlar, ancak Rahmi Koç gibi kendi sınıf terbiyesine sahip kompradorlar olabilir.   

Kadın bedenine, kimliğine, inanç ve diline saldırının ideolojik ve politik yapı sahipleri, her zaman olduğu gibi dünden bugüne Türk komprador burjuvaları ve gericilikten diplomalı Türk bürokratları, siyasetçileri ve sözde aydınları olmuştur. Şoven, bağnaz, gerici ve oldukça saldırgan olan bu çürümüş, sömürücü sınıf, tüm kötülüklerin ve düşmanlıkların müsebbibidir. 

Kürtlerin, özellikle Kürt kadınlarının bu kabul edilmez ırkçı, ayrımcı ve cinsiyetçi “fıkra”ya gösterdiği tepki, toplumsal bilinç ve duyarlılığın ilkesel duruşudur. Kürt Özgürlük Hareketi toplumda büyük bir uyanışı ve özne olma hakikatini ortaya çıkardı. Varlığını, kimliğini, dilini, varoluş gerekçesini onur duyulacak bir noktaya ulaştırdı. Ezik, silik, kendi varlığından utanan, her türlü ayrımcılığa ve zulme boyun eğen dili kesilmiş bir Kürt olmaktan çıkıp yarım asırlık mücadelenin ateşinden doğup bir kimlik, sağlam bir irade ve onurlu bir duruş kazandı. Kürt kadınının elinde özgürlük ve direniş şiarı olan “Jin Jiyan Azadî”, sınırları aşarak evrensel bir karakter kazandı. Yıllarca karanlıkta yaşamaya mahkum edilen Kürt kadınları, bugün güçlü bir şekilde ışığı aramakta; bunun kararlı mücadelesini vererek ırk-dil-sınır tanımayan topraklar yaratmaya çalışıyor.

Kabul etmek gerekir; Kürt kadınların direniş dolu mücadelesi, duruş ve yürüyüşü başta tüm ezilen, sömürülen, yok sayılan kadınlara ilham kaynağı olmuştur/olmaktadır. Türk şovenizminin kadın düşmanlığının önünde güçlü bir barikat olmuştur. Zulmün ve devlet şiddetinin sahipleri olan Türk muktedirleri, Kürt kadınlarının devrimci mücadelesinden, tükenmeyen öfkesinden ürkmekte, çekinmekte ve de bir sınırı olduğunu hatırlamaktadır. Esen güçlü özgürlük rüzgarı ve boyun eğmez direniş, herkese haddini bildirmektedir.        

Türk muktedirleri, sadece Kürt kadınlarına düşmanlığı varoluş gerekçesi yapmıyor. İşkence ve utanç verici bir dizi uygulamayla gözaltında “suç” kabul ettirme zihniyeti, muhalif olan her kadına düşmanca yaklaşmaktadır. Türk hukuk ve adalet sistemi işkenceyi, zulmü, olağan, yaşanır kabul edilir hale getirmeye çalışıyor. Fatoş Pınar Türker’e insanlık dışı çıplak arama dayatmasını, kadın düşmanlığının vardığı nokta olarak okumak gerekir. 

Bugün bu topraklarda sonu gelmez utanç dolu Kürt, Alevi ve kadın düşmanlığı varsa dipten birikerek, büyüyüp çoğalarak gelen “Jin Jiyan Azadî” dalgası da vardır. Ne harami Rahmi Koç ne de onun arkasında duran bilcümle bağnaz, gerici, kadın düşmanı Türk milliyetçisi, esen özgürlük rüzgarı karşısında durabilir. Hadlerini bilip hak ettikleri dersi almaktan kurtulamayacaklardır. Emek dolu, özgürlük ve acı dolu yürekleriyle direnen Kürt kadınları onurumuzdur. Kürt kadınların onurlu duruşu, sözü ve direnişi, Rahmi Koç gibi Türk kompradorların ahlakından ve kanlı sermayesinden çok daha büyüktür.