- Çakma bir demokrasi ve hukuk sistemi üzerine inşa olan “Türk cumhuriyeti”, kuruluş sürecinde yaşadığı arızaları sürdürüyor. Türk demokrasisi baştan düğmesini yanlış ilikledi.
NUBAR OZANYAN
AKP-MHP iktidarı, kendisine biat etmeyen her kesime ferman çıkarıp diz çökertmek için her türlü hukuksuzluğu yaşatmaktan, devlet şiddetini göstermekten geri durmuyor. Ortalık toz duman içinde. “Bu kadarını da yapamazlar” denilen her şeyin yapıldığı, burjuva yasa ve hukukun dahi uygulanmadığı saldırı dalgası, Kürt coğrafyasından Batı’ya, tüm coğrafyaya doğru pervasızca yayılmış durumda. Kürt halkı devletin bu pervasız şiddet ve zulüm politikasını ve saldırılarını yüzyıldır yaşıyor ve iyi tanıyor. CHP'ye atanan “kayyum”la birlikte bir kez daha yaşandı ve görüldü ki bu toprakların “derdi birdir”; demokrasi ve özgürlükler sorunu toplumun temel sorunudur.
Siyasetteki istikrarsızlık, atanan kayyumlar, yapılan darbeler ve yaşanan hukuksuz müdahaleler ekonomik sistemin yaşadığı derin krizin bir sonucudur. Türkiye siyaseti istikrarsızlık içinde debelenmekten kurtulamıyor. “Mutlak butlan" kararıyla birlikte Türkiye ekonomisi yoksulluğun derinleşerek artmasını, işsizlik ve sefaletin büyümesini daha güçlü yaşayacaktır. Irkçılık ve halkın içine ekilmek istenen düşmanlık dizginsizce çoğalacaktır.
Her türlü yasama-yargı-yürütme erkini elinde toplayan “tek adam rejimi” bir türlü yönetememe krizinden kurtulamıyor. Çukur derin; bir türlü çıkamıyor. AKP-MHP iktidarı, Kürt illerindeki belediyelere atadığı kayyumları Batı illerine taşımaktan geri durmadı. Hızını alamadı; Türk devletinin kurucu partisi olan CHP’ye demokratik ve yasal seçimlerle göreve gelen Özgür Özel’in yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu kayyum olarak atadı. Henüz kitlelerin büyük çoğunluğu sokağa çıkıp meydanlara dökülmese de toplumun ezici çoğunluğunda, “Artık yeter” anlamına gelecek tepkiler oluştu. Dipten gelen dalga öfkeyi çoğaltarak büyütüyor.
İlk düğme yanlış iliklendi
Çakma bir demokrasi ve hukuk sistemi üzerine inşa olan “Türk cumhuriyeti” kuruluş sürecinde yaşadığı arızaları sürdürüyor. Türk demokrasisi baştan düğmesini yanlış ilikledi. Bundandır ki bir türlü Türkiye’de siyaset yapısı dikiş tutmuyor, istikrara kavuşamıyor, taşlar yerli yerine oturmuyor. Bitmeyen, sürüp giden “sıkıyönetimleri”, “olağanüstü halleri”, askeri ve sivil darbeleri, Kürt illerine yönelik kayyumların tüm ülkeye yayılmasını, özel üniversitelerin keyfice kapatılmasını -yine keyfice açılmasını- ve CHP’ye yönelik “butlan kararı”nı, devletin olağan halleri olarak okumak ve kodlarını devletin kuruluş temellerinde aramak gerekir.
Türkiye’de burjuva anlamda bile olsa demokratik bir devrim ve kökten bir dönüşüm yaşanmadı. Baştan itibaren faşizmi örten yamalı bir pelerin durumunda olan parlamento ve yasalar yüzyıllık tarih boyunca bir türlü normal ve olağan hale gelmedi. Emperyalizmin yarı-sömürgesi olması hiç kuşkusuz bunun temel nedenlerindendir.
Demokrasi ve hukuk mu?
Diğer yandan, bugün yargı eliyle siyaset yeniden dizayn edilip, faşist diktatörlük pekiştirilmeye çalışılıyor. Devletin kurucu partisi olan CHP’nin yargı sopasıyla, zorbalık hukukuyla etkisizleştirilmesini, Türkiye’de demokrasinin kırıntılarının bile tüketildiği haller olarak okumak, anlamak gerekir.
Türk muktedirleri demokrasi ve özgürlük düşmanı, gerici, yobaz ve şiddet yanlısıdır. Demokrasiden anladığı devlet şiddetidir. Hukuktan anladığı ise Saray'a bağlı keyfi bir sistemdir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasında yapılan görüşmenin hemen ardından CHP’ye yapılan saldırı, Türk siyaseti-demokrasi ve hukuk sisteminin gerçekliğini anlamak açısından oldukça önemli veriler sunmaktadır. Türk muktedirleri, sözde bağımsız, gerçekte ise boğazına kadar başta ABD olmak üzere, Batılı emperyalist-kapitalist sisteme son derece bağımlıdır. Dünyanın baş patronlarından biri olan Trump’ın onayı ve rızası olmadan Türk siyaseti-hukuku, bağımlılık ve bağlılık ilişkilerinden kopamaz. Ciddi temel meselelerde bir adım dahi atamaz.
Kılıçdaroğlu ucuz aparattır
Kılıçdaroğlu, sadece CHP’ye kayyum olarak atanmadı. Aynı zamanda en çok dillendirdiği demokrasi değerlerine, göstermelik dahi olsa var olan seçme ve seçilme hakkının gaspına yönelik işlenen suçun ucuz ortağı, yapılan darbenin bir aparatı oldu. Ancak Kılıçdaroğlu eleştirilirken onun inancının, kimliğinin, doğup büyüdüğü topraklarının hedef alınması kabul edilemez bir ırkçılık örneğidir. Kılıçdaroğlu’nun bugün durduğu yerin kabul edilemez olduğuna yönelik öfke anlaşılır olsa da, bu tepkinin Dêrsimlilere ve Alevilere yöneltilmesi asla kabul edilemez. Bu tutum ırkçılık ve utanç olarak mahkûm edilmelidir. Kirli, ırkçı, düşmanlaştırıcı dil ve üslup ne Dêrsim halkının özünü kirletebilir ne de Alevilerin inancını lekeleyebilir.
Keza, CHP Genel Merkezi'nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun resimleri duvarlardan indirilip ayaklar altına alınırken, hemen her olay ve fırsatta olduğu gibi K. Kılıçdaroğlu üzerinden Ermeni halkına yönelik düşmanca hakaretler ve iğrenç ırkçı haykırışlar asla kabul edilmemelidir.
Darbe ve her türlü hukuksuzluk sadece işsizliği, sefaleti çoğaltmıyor. Görülmesi gereken ve asla kabul edilmemesi gereken Kürtlere, Alevilere, Ermenilere yönelik düşmanlığın utanç verici tonda ve her renkteki ırkçılığın en kötü halleri de çoğaltılmaya çalışılıyor.
Zulüm mutlaka çökecektir
Bugün dünden daha fazla demokrasi ve özgürlük isteyenlerin hiçbir kaygı ve önyargı taşımadan birlik içinde ortak mücadele yürütmesinin yolu açılıp güçlendirilmelidir. Eğer “Saraylar, kadılar fetva yazarsa/İşte kement, işte boynum, dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözünün yükseltilme zamanıdır. Her türlü hukuksuzluk, haksızlık ve baskı karşısında demokrasi ve özgürlük arayanların ayakta durmaktan, sistemin sınırlarını zorlayıp duvarlarını aşmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. İşçiler, yoksullar, gençler, kadınlar, Kürtler, Aleviler ve doğa savunucuları birlikte omuz omuza vererek mücadelelerini öfkeli kalabalıklar içinde büyütmelidir. İyi bilinmelidir ki zulüm ne kadar güçlü görünürse görünsün, bir gün mutlaka çökecektir.