• İki zulüm kampında, farklı tarihlerde benzer sistematik işkenceler uygulandı. Uygulayan iki paşa da Türk ırkçısı ve faşistiydi; insanlık damarları kesilmişti.

NUBAR OZANYAN

Anlatılması bile vicdan ve onur sahibi her insanı ürkütüp dehşete düşüren, “Bu kadarı da olamaz, yapılamaz” dedirtecek kadar şaşırtan bir işkence ve yok etme merkeziydi; adına 5 Nolu denilen zulüm kampı. Bu zulüm ve yok etme kampında sadece Kürt'ün yok oluşu, ezilme, imha ve inkar edilmesi amaçlanmıyordu. Aynı zamanda Kürdistan hayalinin gömülmesi, sosyalizm ve özgürlük fikrinin ezilmesi, bir daha akıllara getirilmemesi hedefleniyordu. İnsan olarak kalma iradesinin kırılıp ezilmesi, insan kalmaktan utanç duyulur hale getirilmesi hedefleniyordu. Tesadüf ve şans eseri olarak sağ çıkanların ise bir daha Kürdistan ve sosyalizm fikrinin yanından bile geçmemesi amaçlanıyordu.

12 Eylül askeri faşist diktatörlüğün amaç ve uygulamalarında, hak ve özgürlüklere, evrensel hukuk ve insanlık değerlerine dayalı hiçbir nokta yoktu. Kapkara Türk faşizmiyle kaplı bir program ve defterle yönetimi ele geçirenlerin insanlık ve vicdan damarları kopartılmış Türklük ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kutsal menfaatleri ve güvenliğini amaçlayan, işkence ve öldürmeyi meslek edinmiş cellatlar vardı.    

Zulmün ve işkencenin en barbar, en karanlık biçimleriyle yaşandığı insan kalmanın utanç hale getirildiği günlerin üzerinden birkaç asır bile geçse asla unutulmayacak; “ölümden de öte” günler hafızalardan silinmeyecektir. Kürtçe konuşanların günlerinin cehenneme çevrildiği bir parça ekmeğe muhtaç, bir damla suya hasret, işkencesiz bir saate bile özlem duyulduğu, bir anın bile işkencesiz geçmediği zamanlar unutulur mu? Bir insanın aklına asla gelmeyecek lanetli zamanlar, utanç dolu günler unutulur mu?

12 Eylül askeri faşist diktatörlüğün amaçlarından biri de Kürdistan’da filizlenen özgürlüğün, Kürt dilinin ve maneviyatının silinmeye çalışılmasıydı. Kürtlük ve özgürlük bilincinin, direniş iradesinin ezilerek teslim alınması, içi boşaltılarak yaşam adına bir şeyin bırakılmamasıydı. Türklük ideolojisinin, kapkara koyu bir faşizm olarak her bir karış toprağa ve hafızaya hüküm kılınmasıydı.   

Karanlığın en koyu anında

Faşizmin yasaları, kuralları, ahlakı ve amacı varsa zulmün tarihsel akışını değiştiren tarihsel günler, eylemler ve ölümsüz direnişçiler de vardır. Karanlığın en koyu anında, tüm yolların ve çıkışların kapandığı, artık hiçbir umudun kalmadığının düşünüldüğü günlerde, “Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” diyen Kemal Pir arkadaşın ve “Mezar taşıma borçlu öldü diye yazın” vasiyetini bırakan devrimci mütevazılığın unutulmaz örneklerinden mamoste Mehmet Hayri Durmuş’un sözleri, 5 Nolu Zindan'ın karanlık ve puslu koridorlarında, ölüm ve korku kokan hücrelerinde yankılanır. Bu direniş sözleri, büyük bir umut olur, işkence altında ezilen devrimci tutsakların bilinç ve yüreklerinde.  

İradelerini direnişe, bedenlerini ölüme yatıran 14 Temmuz Ölüm Orucu Direnişçileri, ülkelerinin zenginlik kaynaklarının talan edilip yağmalanmasına, halkının aç, perişan ve cahil bıraktırılmasına, katliamlara uğramasına, horlanıp sömürülmesine, dillerinin ve kültürlerinin ellerinden zorla kopartılarak Türkleştirmesi ve köleleştirilmesine karşı direnmek ve örgütlü mücadele etmekten başka bir yolun olmadığını bir kez daha yüksek sesle haykırdı. Açlık ve susuzluktan tükenen zayıf bedenlerinden çıkan direniş sözlerini, önce 5 Nolu Zindan tutsakları duyar ve bu onurlu direniş sözleri karanlığı yırtıp parçalar; Kürdistan dağlarında mazlumların ocağında yankılanır. O dinmeyen, susturulamayan sözler, öyle bir yüksek sesle Kürdistan’ın mazlum halkları arasında yankılanır ki,  kültürel ve fiziki soykırıma uğratılmak, üzeri betonlanmak istenen Kürt halkı, emek dolu tarihi topraklarından ayağa kalkarak bu güçlü sese kulak verip yoldaş olur. 14 Temmuz Ölüm Orucu Direnişçileri, sadece “Direnmek yaşamaktır" sözünü bir ilke olarak benimsenmesini haykırmaz. Yoldaşlık diline, kültürüne, devrime adanmışlık ruhuna da büyük bir anlam ve miras yüklerler. Kutsal miras, dalga dalga yayılır mazlumların toprak ve bilinçlerinde.    

Ermeni yetimleri için 'ocak'

İki farklı tarih ve mekandan bahsetmek istiyorum. İki farklı tarih ve mekanın birbirine oldukça benzer özelliklerini anlatmak istiyorum. Biri 1915-1916 yıllarında Beyrut’un 20 km ötesinde İttihat-Terakki şeflerinden Enver Paşa’nın komutasında soykırımın kurbanları olan Ermeni yetimleri için kurulan “Modern Türk Eğitim Ocağı”; diğeri 1980'de 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğü döneminde bir işkence ve yok etme merkezi olarak kurulan 5 Nolu Zindan'dır.

Antura’da yetim Ermeni çocukları topluma, Türklüğe ve İslam’a kazandırılması amacıyla kurulan işkence kampında zorla Ermeni isimleri değiştirilir, aralarında Ermenice konuşmaları yasaklanır; İslami-Türk örf ve geleneklere göre terbiye edilmeye çalışılır. Bu zorba uygulamaları kabul etmeyen, karşı çıkan, direnen küçük çocuklar dayağa, falakaya yatırılır, aç susuz bıraktırılır, saatlerce güneşin altında bayılıncaya kadar bekletilir. Osmanlı-Türk eğitim sisteminin zorba ve karanlık uygulamalarına dayanamayan yüzlerce ayakları parçalanmış 7, 9 ve 11 yaşlarındaki çocuklar, intihara zorlanır, ölüme sürüklenir.

5 Nolu işkence ve yok etme merkezi ise devrimci tutsakların Kürtlüğünden zorla işkence ile vazgeçtirilip Türkleştirilmeye ve sosyalizm fikrinden uzaklaştırılmaya çalışılır. Kürdistan ve sosyalizm fikri bilinç ve hafızalardan silinmeye çalışılır.

Birbirine oldukça benzer yöntemler uygulanır, farklı iki tarih ve zulüm kampında. Sistematik dayak, falaka, aç ve susuz bırakma, güneş altında bekletme, karlar üzerinde süründürme, lağım sularında yıkatma vb. utanç dolu yöntemler uygulanır. Antura kampında zorla Türk isimlerinin ve dilinin kabul edilmesi, Ermeni dilinin ve kültürünün yok edilmesi, tüm değerlerin ve kutsalların çocuk hafızalarından zorla kopartılıp alınması, bir daha hatırlanmaması amaçlanır. Antura’da Ermeni çocukları ezilmek istendi. 5 Nolu’da yetişkin ve gençler, Kürt devrimcileri, sosyalistleri ezilmek, sindirilmek ve yok edilmek istendi.

Türk ırkçısı faşist paşalar

Enver Paşa ve Kenan Evren Paşa. Her ikisi Osmanlı-Türk paşasıydı. Her ikisi de İttihatçı-Kemalist fikrin sahibi ve savunucuydu. Her ikisi de modern çağdaş görünümlü Türk ırkçısı ve faşistiydi. Her ikisinin de insanlık damarları kesilmiş vicdana ait sinir uçları köreltilmişti.

Antura’da Ermeni yetim çocukları tüm baskı, zulüm ve işkence politika ve uygulamalarına karşı ölüm pahasına direnir. 5 Nolu’da insanlığı defalarca utandıracak, bir daha insanlıktan bahsedilmeyecek işkenceler karşısında Kürdistanlı devrimciler, sosyalistler, ölüm ve yok olma pahasına direnir.

14 Temmuz Ölüm Orucu Şehitleri, özgürlüğün, onurun yoldaşları ve öğretmenleridir. Anılarına sonsuz saygı ve hürmetle.