Sanatın Rojava Devrimi ile sınavı

Elif KAYA yazdı —

1 Şubat 2021 Pazartesi - 23:00

  • Rojava Devrimini konu alan bazı sanatsal yapıtların subliminal veya açıktan mesajlarla yaşanan hakikati kendine göre tanımlama, deforme etme, algı yaratma amacı güden çalışmalar olduğunu görüyoruz. “Güneşin Kızları”, “Silah Kızkardeşliği”, “No Man’s Land” bu çalışmalardan bazıları. 

Rojava’da DAİŞ’e karşı yürütülen savaş ve Kürt kadınlar öncülüğünde gelişen devrim üzerine pek çok kitap yazıldı, film, dizi, belgesel çalışması yapıldı. Kuşkusuz Rojava Devrimi, esinlendiği özgür yaşam felsefesi ve yaşamsallaşma düzeyiyle dünya genelinde hayranlık uyandıran ve umut yaratan bir devrim. Fransız ve Küba devrimi gibi kitaplara, filmlere konu olacak bir potansiyele sahip. Bu nedenle devrime ilginin olması ve sanatsal yapıtlara konu edilmesi ilk etapta anlaşılır bir durum.

Rojava Devrimini konu alan bazı sanatsal yapıtlara baktığımızda subliminal veya açıktan mesajlarla yaşanan hakikati kendine göre tanımlama, deforme etme, algı yaratma amacı güden çalışmalar olduğunu görüyoruz. Adeta yaşanan gerçeklik başka bir zaman ve mekanda tarif ediliyor, dolayısıyla tahrip ediliyor. “Güneşin Kızları”, “Silah Kızkardeşliği”, “No Man’s Land” bu çalışmalardan bazıları.

Fransa-Almanya ortak kanalı ARTE’nin yapımcılığını üstlendiği “No Man’s Land” Rojava ve Kuzey Suriye’de DAİŞ’e karşı verilen savaşı konu alan bir dizi film. Dizinin ismi “Kimsesiz topraklar veya sahipsiz topraklar”. Peki yedi sülalesinin mezar taşlarını bilenlerin yaşadığı bu topraklar neden kimsesiz veya sahipsiz olsun ki? Neye göre, kime göre kimsesiz?

Binlerce yıldır insanlar burada toprağını sürüp, ekinini biçiyor, çocuk yapıyor, cenazelerini bu topraklara gömüyor. Haçlı seferleri, Moğol istilası, Türki boyların talanına rağmen yurdunu terk etmeyip, burada yaşamaya devam ediyor. Bu gerçekliğe rağmen nasıl oluyor da topraklar kimsesiz diye tanımlanıyor?

Bu en iyi haliyle kendine göre algı yaratma amaçlıdır. Aynı zamanda DAİŞ’e karşı büyük bedeller vererek zafer kazanan güçleri görmezden gelen bir yaklaşımdır. Dizide savaş, Avrupa'nın farklı yerlerinden gelmiş enternasyonaller arasında olup bitiyor gibi yansıtılmış. Savaşı yürüten, özgürlüğe bedel ödeyen kişiler ise figüran köşesine oturtulmuş.

Rojava Devriminin en belirgin yanı olan kadın devrimi, kadın devriminin beslendiği ideolojiden, örgütlenme felsefesinden ise bihaber. Kadınlar iyi savaşan, erkeğin buyruğuna girmeyen, asi kadınlar! Ancak direnişçiliğin, mücadeleciliğin beslendiği kadın özgürlük ideolojisi ile bağı görmezden gelinmiş. Hatta son tahlilde kadın devrim de yapsa, DAİŞ gibi vahşi bir örgütü yenilgiye de uğratsa erkek karşısında zayıf, korunmaya muhtaç bir varlıktır(!) sonucuna bizi götürüyor. Çatışmaların ortasında, arkadaşlarının ölüm haberini aldığı anda kadın kahramanımız kendisini zayıf hissedip, teselliyi Fransız erkeğin kollarında arıyor. Yani ‘kadınlar devrim de yapsa dönüp dolaşacakları yer, bir erkeğin kollarıdır’ mesajını incelikle işliyor. Oysa Kürdistan kadın devrimi, devrimin tam da bu tarzda olmayacağının deneyimidir. Dizi, özgürlük felsefesinin kıyısından bile geçmeden gelenekselliği modernizmle boyayıp, sanatın ikna ediciliğiyle bizlere yeniden sunuyor.

Birkaç gün önce Hillary Clinton’da “Kobanê’nin Kızları” adlı kitabı filme uyarlamaya hazırlandığını duyurarak bu kervana katıldı. O dönemin siyasetinde belirleyici bir role sahip olan ve gelişen yeni radikal dincilik için Türk devletine hamilik rolü biçen bir siyasetçi, Kobanê direnişini nasıl anlatabilir diye kaygılanmamak elde değil.

Örneğin, bu filmde Kobanê’yi yıkıma götüren DAİŞ’i kimin finanse ettiği anlatılacak mı? Kobane şahsında Kürt halkına- kadınlarına karşı bir pişmanlık ifadesi veya özeleştiriye yer verilecek mi? Arîn Mirkan şahsında Kürt kızlarının özgürlükle sözleşme ruhuna sadık kalınacak mı? Olmayacağını bilsek de yine de merak işte. Sormadan edemiyoruz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.