Sinematik meziyet, edebi zafiyet

Kültür/Sanat Haberleri —

2 Kasım 2021 Salı - 18:00

Dune

Dune

  • Dune, pandemi sonrası sinemaya dönüşün bir temsili haline geldi. Sunduğu sinematik atmosfer birçoklarını mest etti. Ama işin edebi boyutunun sinemaya ne ölçüde aktarılabildiğini sorguladığımızda, beklenmedik bir çuvallamayla karşı karşıya olduğumuz da bir gerçek. 
  • Film görsel ve işitsel unsurlarda ne kadar başarılıysa, hikayeyi kurma ve yürütme konusunda bir o kadar başarısız diyebiliriz. Kitabın önem verdiği birçok çatışmanın filmde yeterince gösterilmediği, hatta karakter motivasyonlarının her nedense yeterince işlenmediği göze çarpıyor. 

BİLGE AKSU

Salgının vurduğu alanlardan biri de sinema oldu. Halihazırda, 10 yıl kadar önce Netflix’in başı çektiği dijital ortamların, yıllar geçtikçe bir bir artma eğiliminde olduğu göze çarpıyordu. Türkiye de dahil, dünyanın birçok yerinde yerel ve evrensel dijital içerik yayıncılığı her yıl hızlanarak kendine alan açıyordu. Tam bunun üzerine, 2020 başlarında hayatımıza giren koronavirüs salgını da tuz biber oldu. Aniden kapanan ve aylarca açılmayan sinema salonları, post prodüksiyonu bile tamamlanmış birçok filmin gösteriminin ertelenmesine, bazılarının da gişede hayalkırıklığı yaşamasına sebep oldu. Bütün bu umutsuz atmosferi tersine çevirmeye aday filmlerin olduğu epey konuşuldu. Bunların en başında ise, yeni gösterime giren DUNE geliyordu.

Herbert’in muhteşem hayalgücü 
Frank Herbert’in altı kitaplık bu serisi, daha önce 1984 yılında David Lynch tarafından sinemaya aktarılmıştı. Daha doğrusu, aktarılmaya çalışılmıştı. Fakat izleyicilerin çoğu tarafından bu film hiç olmamış gibi davranıldı. Herbert’in muhteşem hayalgücünün eseri olan bu evreni sinemaya aktarmanın ne denli zor olacağını işaret etmek dışında, Lynch’in denemesi başka bir işe yaramadı. Aradan geçen otuz küsur yıldan sonra, kariyerinde birçok başarılı filmin bulunduğu Dennis Villenueve bir meydan okumayla karşımıza çıktığında, ben de dahil birçok sinema meraklısı, olacakları yakından takip etmeye başlamıştık. Çünkü Arrival gibi bir filmin altından oldukça başarıyla kalkan yönetmenin, bilimkurgu evrenine katacağı daha çok şeyin olduğundan neredeyse emindik.
Süreç ilerlerken, sosyal medyaya düşen bazı görüntülerden, oyuncuların seçimindeki titizlikten ve Villenueve’in Dune serisine duyduğu hayranlıktan ötürü giderek içimiz rahatladı. Tabii, aynı ölçüde beklentimiz de yükseldi. Herbert’in bu külliyatı, içeriğine baktığımız zaman, oldukça imgesel detayları incelikle işlemesiyle öne çıkıyor. Sıradan bir bilimkurgu/fantastik evreninde görebileceğimiz klişeler de mevcut, diğerlerinden ayrıştığı özgün yaklaşımlar da. Örneğin, uzak bir galakside, gezegenlerarası bir imparatorluğun ve onun altında barınan çeşitli hanedanların mücadelesini başka yapımlarda da görüyoruz. Ya da mesela, çöl gezegenindeki baharat kaynaklarının yağmalanıp seçilmiş bir zümreyi zengin kılması da başka yerlerde rastladığımız şeylerden.