Siyasal İslam, sömürge kadın

Ava Neşe KALP yazdı —

18 Ağustos 2020 Salı - 22:23

  • Yapısal ev-içi şiddete karşı, ondan zarar gören kesimleri korumaya odaklı, çok uzun erimli mücadelenin arkasından edinilmiş bir birikimin üzerinden inşa edilen bir sözleşmedir, İstanbul Sözleşmesi.

 Mayıs 2011’de düzenlenen ve Türkiye’nin de Mart 2012’de ilk imzacısı olduğu sözleşmenin tamamında, ev içi şiddete dair önlemler ve yaptırımlar ele alınmaktadır. Sözleşmenin en önemli özelliği ise sadece negatif önlemler değil, devletlere ev içi şiddetten kadınları korumak için daha fazla pozitif önlemler alma yükümlülüğünü yüklemesidir.

Bilindiği üzere AKP başta olmak üzere, siyasal İslamcıların ilk açtıkları ve son kapattıkları cephe başörtüsü cephesiydi. Bununla, dindar kadınların eğitim ve çalışma haklarının ellerinden alındığına dair argümanlar yürüttüler. Yani kadınları koçbaşı olarak kullanarak iktidara yerleştiler.

Bu hak argümanıyla kadınlar üzerinden iktidara gelen aynı ekibin, şimdi ev içi şiddete karşı, başta yaşam hakkı olmak üzere, kadınları korumaya çalışan sözleşmeye karşı savaş açmış olmaları şaşırtıcı değil elbet. Çünkü esas konu kadınların hakları değildi zaten. Kadınlar en güvenli saldırı cephesini oluşturdukları için oradan işe giriştiler. Gerçek bakış açılarını siyasal İslamcılardan güya en tutarlısı olan Alpaslan Kuytul’dan verelim.

Bir videosunda kadınların zinası ile ilgili bir soruyu yanıtlarken, mealen “valla bunun cezası İslam devletinde recmdir. Tabi bunu devlet yapar. Devlet şu an bunu yapmıyor, tabi biz de bir şey yapamıyoruz, o nedenle nasihat et,” anlamına gelen bir cevap veriyor. Nasihatle bitirse de aslında demek istediği devlet olduklarında onları recmedeceklerini, yani canlı canlı taşlarla linç edeceklerinin müjdesini veriyor.

Erkeklere sınırsız cinsel fantezi, kadın, çocuk sunulurken, kadınların evlilik dışı herhangi bir cinsel girişimini tarihin en vahşi ve en ilkel toplu cinayet işleme biçimiyle cezalandıran faşist bir ideolojinin taraftarlığı yani… İşte budur siyasal İslam.

Faşist ideolojilerde düşman belirlemek temeldir ve siyasal İslam da kadınları en büyük düşman olarak seçer.

Peki düşman nedir?

Düşman genellikle size zarar veren, size ait olana göz dikendir… Tehlikelidir… Zararlıdır…

Peki kadınlar erkeklere nasıl zarar verebilir? Ya da erkeklere ait olan neye göz dikmiş olabiliriler?

Elbette kadınlardan gasp ettiklerine… Yani kadınların kendilerine ait olanı, kendi haklarını talep ermeleridir onları düşman konumuna sokan, ya da zararlı konuma düşüren…

Kadınların konumu kolonyal bir süreçtir. Kadınların, yani bir cinsin sömürgeleştirilmesidir aslında bütün bunlar. Kadınlar, erkeklerin ve erkek egemen sistemlerin sömürgeleştirdikleri devasa bir mülkiyettir: işgücü mülkiyeti, rahim mülkiyeti, haz mülkiyeti, hizmet mülkiyeti, emek mülkiyeti vs… Siyasal İslam bu kolonizasyonun en temel ideolojilerinden biridir.

İşte recm gibi bir cezalandırma, kadınlardan gasp edilen, onları mülkleştiren, bu mülkiyeti garanti altında tutmak için uygulanan en ağır ve vahşi metotlardan biridir. Vahşiliği ise bu konunun kendileri için ne kadar hayati olduğunun göstergesidir. Zira kendi varlıkları buna bağlıdır. Kadınlar olmaksızın birer hiç olacaklarını biliyorlar. Penislerinden ve elindeki silahlardan başka hiçbir özellikleri olmadığını biliyorlar.

İşte sözleşme tartışması, erkeklerin tamamının kadınlar üzerinde tam hak ve yetki sahibi yapılması karşılığında, kendilerine biat etmenin pazarlığıdır. Pazarlık gücünü elde eden tarikatlar, Erdoğan’a biat karşılığında, kadınlar üzerinde tam yetki istiyorlar yani. Yapılan tartışmalar bunun pazarlığıdır.

Peki Erdoğan neden çok fazla renk vermiyor, ya da kendi çekilelim derken kızının vakfı buna karşı duruyor. Bu bir pazarlık manevrasıdır. Erdoğan’ın halifelik ilanı ile ilgili tartışmalar da bu kapsamda sürüyor.

Erdoğan halifelik rüyası olsa bile, hiçbir zaman böyle bir şey yapmayacaktır. Neden? Çünkü halifeliğin günümüzde artık bir karşılığı yok. İslam ülkelerinin hiçbiri bunu kabul etmeyecektir-rekabetten dolayı. Bazı cihatçı örgütlerin kabulü ise Erdoğan’ı tatmin etmez. Ne de olsa o bu çağa aittir ve ne kadar benimsemese de modern dünyada da bir yer bulmak ister. Devlet başkanı olarak muamele görme ile Arap çöllerinde bir çadırda karşılanma arasındaki tatmin farkını çok iyi biliyor.  Böyle bir durumda bir çöp yığınına dönüşeceğini bildiğinden, bu tartışmaların amacı, halifelik ilanından çok bunun ihtimalinin pazarlanmasıdır. Kadınların pazarlığı da buna bağlı olarak sürüyor.

Ha bu arada Perinçek’in destek atmasını unutmamak lazım. O da ortaklığın devamı ve iktidarın tencere dibini yalamaya devam karşılığında, kadınların pazarlanmasına destek atmaktadır. Kadınların bir önemi yok tabi, mühim olan Kızıl Elma…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.