Su kaynakları hızla tükeniyor

Toplum/Yaşam Haberleri —

9 Haziran 2022 Perşembe - 19:45

Su sorunu

Su sorunu

  • Geçen yıl, Irak çapında su rezervleri yüzde 50 azaldı. Soruna derhal ve etkili bir şekilde müdahale edilmezse, Dicle ve Fırat nehirlerinin 2040 yılına kadar kuruması bekleniyor.

ZVİ BAR’EL / Çeviri: Mestan Dilbilmez

Terk edilmiş balıkçı tekneleri Irak'ta Dicle Nehri kıyısında sıralanmış. İran'da, bir zamanlar 140 kilometre uzunluğundaki Urmiye Gölü, bugün daha çok bir su birikintisine benziyor. Kamyonlar Güney Kürdistan'daki köyler arasında tanklarla su taşıyor ve İran'ın yaptığı su kesintileri nedeniyle güney Irak'ta protestolar var. Bütün bunlar, Irak, İran ve Türkiye arasında bir çatışma ateşleme riskiyle için için yanan alevlerden sadece birkaçını temsil ediyor.

İran'la nükleer anlaşma müzakerelerinin askıya alındığı şu dönemde, yaz yaklaşıyor ve bir yıllık şiddetli kuraklığın ardından su konusu gündemin merkezinde yer alıyor. Temmuz ayında, Etiyopya'da yağışlı mevsimin başlamasıyla birlikte, Addis Ababa'daki hükümet, devasa yeni Nil Nehri barajının arkasındaki rezervuar dolumunun üçüncü aşamasına başlayacak ve böylece kendisiyle Mısır ve Sudan hükümetleri arasındaki siyasi mücadele ivmelenecek.

Su politik bir koz

Irak'ta parlamento seçimlerinin yapılmasının üzerinden sekiz ay geçti. Kazanan siyasi partiler ve hareketler, bir başbakan bir yana, bir cumhurbaşkanının atanması konusunda bile hala anlaşmaya varamadılar. Mustafa al-Kadhimi liderliğindeki geçici hükümetin gerçek bir yetkisi yok ve hükümet hiçbir zaman resmi olarak onaylanmamış bir bütçeyle çalışıyor. Daha önce ülkenin sulama sistemlerinin rehabilitasyonu ve geliştirilmesi için yetki verilen projeler askıya alınırken, yanlış yönetim ve hasarlı boru hatları nedeniyle hırsızlık ve su israfı devam ediyor.

Su rezervleri yüzde 50 azaldı

Geçen yıl, ülke çapında su rezervleri yüzde 50 azaldı. Iraklı uzmanlar, soruna derhal ve etkili bir şekilde müdahale edilmezse, Dicle ve Fırat nehirlerinin 2040 yılına kadar kurumasının beklendiğini söylüyor.

Irak parmağını İran'a doğrultarak, Tahran'ın Dicle'yi besleyen kolların sularını başka yöne çevirdiğini ve Irak'ın ihtiyaçlarını hesaba katmadan barajlar kurduğunu iddia ediyor. Bir süre önce Irak, İran'ın iki ülke arasında nehir ve diğer suları tahsis eden uluslararası anlaşmaları ihlal ettiğini iddia ederek Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'na başvurmayı planladığını duyurdu.

Irak, İran'ın, geçmişte olduğu gibi, Irak parlamentosunun Tahran'ın tercih ettiği bir cumhurbaşkanı seçmesini sağlamak amacıyla su sorununu siyasi bir araç olarak kullandığını ileri sürüyor. Irak'ın güneyindeki Basra bölgesine su tedarikinin durdurulması, hükümetin istikrarını tehdit eden büyük protestolara yol açtı. İran ise sorunun Irak'ın su kaynaklarını düzgün yönetememesi olduğunu iddia ediyor. Tahran, Bağdat'la yaptığı tüm anlaşmalara uyduğunu, hatta İran'dan ne kadar su geldiğini periyodik olarak kontrol etmek için ortak bir komite kurulmasını teklif ettiğini söyledi.

Su ulusal güvenlik sorunu

İran iki hafta önce Türkiye'yi Dicle üzerinde barajlar inşa etmeye devam etmekle eleştirdi ve su kaynaklarının kontrolünü siyasi baskı uygulamak için kullanmakla suçladı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Amir-Abdollahian, İran ve Türkiye'nin paylaştığı Ara Nehri'ne Türk barajlarının inşa edilmesinin “İran açısından kabul edilebilir bir durum” olmadığını söyledi. Bakan, “baraj inşa etmek İran'ın alacağı su miktarını tehdit ediyor ve çevreye zarar veriyor” dedi. Abdullahian, barajların İran'ın ulusal güvenliğini baltalayacağını da belirtti.

Abdullahian, İran'ın ulusal güvenliğine yönelik riskten bahsettiğinde, geçen Temmuz ayında İran'ın batısındaki Huzistan Eyaletinde su kıtlığı nedeniyle patlak veren dev protestolara atıfta bulunuyordu. Protestolar diğer İran şehirlerine de sıçradı ve protestocular ile güvenlik güçleri arasında şiddetli çatışmalara yol açtı.

İran ve Türkiye’nin iddiaları

İran, Türkiye'nin bir yıl önce Fırat üzerinde inşa ettiği barajları Suriye'ye ulaşan su miktarını azaltmak için kullandığının ve bunun da Suriye'de protestolara ve yetkililerle çatışmalara yol açtığının farkında. İran'ın iddiasına göre bu protestolar sadece Beşar Esad rejiminin istikrarı için değil, İran'ın Suriye'deki konumu için de bir tehdit oluşturuyor.

Türkiye, İran'ın iddialarına kayıtsız kaldı ve İran'ı aynı tür ihlallerle suçlayarak yanıt verdi. Türkiye, son on yılda Dicle'yi besleyen kollar üzerindeki barajların sayısını iki katına çıkararak diğer şeylerin yanı sıra Irak'a ve oradaki Kürt yerleşim bölgesine giden su kaynaklarına zarar verenin İran olduğunu iddia ediyor.

Türkiye anlaşmayı imzalamadı

Türkiye, Suriye'ye su kotasını indirdiği suçlamalarına karşı ise, 1987'de Şam ile yaptığı ve yılda en az 500 milyon metreküp su tedarik etmekle yükümlü olduğu tüm anlaşmalara bağlı kaldığını söylüyor. Bu arada anlaşma, Ankara'nın yüce gönüllülüğü değildi elbette. Karşılığında, Suriye'nin PKK'nin kendi topraklarındaki faaliyetlerini engellemesi gerekiyordu. 

İran, dünyanın dört bir yanında nehirlerin aktığı ülkeler arasında su tahsisini belirleyen 1997 New York BM Su Yolları Sözleşmesi'ni ihlal ettiği için Türkiye'ye dava açamıyor. Çünkü Türkiye anlaşmayı hiçbir zaman imzalamadı; komşuları arasında su paylaşımı konusundaki tüm mekanizma gönüllü anlaşmalara dayanmaktadır. 

Çatışma riski içeren anlaşmazlıklar 

Medyaya yansıyana kadar sessiz bir diplomasi yoluyla yürütülen İran ve Türkiye arasındaki anlaşmazlık, iki ülkenin karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüme bağlı kalmaya devam ettiğini gösteriyor. Ancak yüzlerce kilometre güneyde, Nil'de, bir yanda Mısır ve Sudan, diğer yanda Etiyopya arasında tehlikeli bir gerginlik yaşanıyor.

İki yıl önce Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı'nın doldurulması konusundaki anlaşmazlık çözülmek üzere gibi görünüyordu. Donald Trump'ın arabuluculuk yapmasıyla iki taraf, Etiyopya'nın nihai bir anlaşma imzalanana kadar barajın rezervuarını doldurmak gibi tek taraflı önlemler almasının yasaklanacağı bir taslak anlaşmaya vardı. Ancak Etiyopya, şartları Mısır ve Sudan için fazla avantajlı gördü ve taslağı imzalamayı reddetti. O zamandan beri Etiyopya rezervuar dolumunun iki aşamasını tamamladı ve Temmuz ayında üçüncü aşamaya geçilmesi planlanıyor.

Bu arada, Mısır ve Sudan'ın Amerikan baskısını devreye sokma ve Addis Ababa'yı ihtiyaç duydukları su miktarını garanti eden bir anlaşma imzalamaya zorlama çabaları, kibar bir yanıttan başka bir şey getirmedi. Beyaz Saray, başarısızlıkla sonuçlanması muhtemel bir ilişkiye sürüklenmeye hiç ilgi göstermedi.

Washington, Tigray Eyaletindeki savaşıyla bağlantılı olarak Etiyopya'ya yaptırımlar uygularken, orada Çinliler, Ruslar, Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin faaliyetlerini dikkate almak zorunda ve Addis Ababa ile kendi ulusal güvenliğini etkilemeyen bir konuda daha derin bir çatlak oluşturmaya hazır değil.

Su anlaşmazlıkları, diplomatik kanallardan perde arkasında gerçekleştiği ve savaşlara veya şiddete yol açmadığı için uzun zamandır sıkıcı kabul ediliyor. Ancak, iklim değişikliğiyle birlikte içerdikleri giderek artan tehlikeli riskler nedeniyle, bunun önümüzdeki on yılda da böyle kalacağından kimse emin olamaz. Bölgedeki nüfus artışıyla birlikte birçok ülkede su sistemlerinin tuzdan arındırılması ve rehabilitasyonu riski azaltabilir.

 

Kaynak: www.haaretz.com

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.