Süpermarketlerden nasıl kurtuluruz?

Dizi Haberleri —

27 Temmuz 2020 Pazartesi - 14:34

  • AB’deki taze gıdaların yalnızca %2’si doğrudan çiftçilerden tüketicilere ulaşıyor. ABD’de, çiftçilerden doğrudan tüketicilere ulaşan gıda 2015’te 3 milyar dolarlık Pazar payına sahipti. Oysa süpermarketlerin payı, aynı dönemde 613 milyar dolar oldu.

KRYSTİNA SHVEDA

”Bir süpermarketin ortalama depolama kapasitesi yalnızca bir günlük taze üründür”

Covid-19’un süpermarketler üzerinde yarattığı baskı, bazılarına, geleceğin daha kısa tedarik zincirleri ve eve teslimat olduğu fikri verdi. Ama gıdanın tarladan kapınıza gelmesi devasa bir zorluk.

Covid-19 Avrupa’yı ilk sarmaya başladığında bazıları stok yapmak için süpermarketlere koştu, diğerleri ise sipariş vermek için klavyelerinin başına geçti. Google aramalarında “food delivery” (yemek teslimatı) “local food” (yerel yemek) Nisan ayında tüm zamanların zirvesine ulaştı. İngiltere’de insanlar, bir yıl öncekinden altı kat daha yüksek “veg boxes” (sebze kolisi) araması yapıyor. Kriz hepimizi mutfak alışverişimizi nasıl yaptığımızı ve bunların nerelerden geldiğini yeniden incelemeye itti.

Alternatif gıda projeleri

Karantina basıncı birikirken, süpermarketler ve Ocado ve Amazon Fresh gibi teslimat devleri hızla kapasitelerinin sınırına ulaştı. Farmdrop and Riverford gibi popüler İngiliz kolilenmiş sebze tedarikçileri bile internet siparişleri için insanları sıraya sokup bekleten sistemler devreye sokmak zorunda kaldılar. Bu esnada, hiper-yerel ve alternatif gıda projeleri daha hızlı benimsendi ve göz açtırmayan küresel gıda sistemindeki boşlukları kapatabildi. Sadece iki ayda, 500’den fazla İngiliz sebze kolisi tedarikçisi, 160’tan 6700’e değişen müşteri listeleri ile, normal kapasitelerini ikiye katlayarak 3,5 milyon koli taze gıdayı evlere teslim ettiler.

Koli teslimat planları ve çevrimiçi çiftçi pazarları gibi yerel inisiyatifler, hem yediklerimizi hem de onları nasıl edindiğimizi tekellerin kontrolünden çıkarıyor. Bu sayede gıda sistemlerinin dayanıklılığı artıyor ve tek bir perakendeciye, yani süpermarketlere bağımlılığımız azalıyor.

İthal mallara güvenebilir miyiz?

Coventry Üniversitesi’nde gıda ve yerel kalkınma profesörü Moya Kneafsey “Süpermarketler bir sürü insana gıda ulaştırmada çok etkililer ama zayıf noktaları var” diyor. Örneğin İngiltere’de, meyvelerin sadece %17’si sebzelerin yarısı yerel olarak üretiliyor. Geri kalanı, süpermarketler yıl boyu ürün tedarik edebilmekle övündüğünden, ucuz uluslararası ticaretten geliyor. “Covid-19 şu soruyu akla getiriyor: Bel bağladığımız ithal mallara gelecekte de güvenebilir miyiz? Tedarik konusunda şu an sorun yaşamasak bile, virüsün üretici ülkelerdeki ve ulaşım sektöründeki uzun vadeli sonucu olarak etkilenecek mi?”

Wageningen Üniversite ve Araştırma kuruluşunda yeni iş modelleri konusunda baş araştırmacı Jan Willem van der Schans, “Bir süpermarketin ortalama depolama kapasitesi yalnızca bir günlük taze üründür” diyor. Bu tedarik zincirinin, uluslararası ticaret ve lojistik ağları kesintiye uğradığında tedarik sağlayacak bir ara katmana ihtiyacı var. “Her ülkenin kendi karşılaştırmalı avantajı var. Biz tropik bölgelerde muz üretiyoruz ve sıcak bölgelerde lahana yetiştiriyoruz ama yerel olarak yetiştirilen gıda gelecekteki o ara katman olabilir.

Tarım işçileri yoksulluk içinde yaşıyor

İngiltere ve Fransa’da gıda pazarının %95’ini elinde tutan süpermarket zincirlerine aşırı bağımlılığın başka dezavantajları da var. Ürünleri, mahsule dayalı ve daha hızlı büyüyen veya büyük miktarlarda üretimi en kolay olan dar bir içerik aralığındaki çeşitler. Endüstriyel tarım çevreye zarar veriyor ve hastalığa dayanıksız monokültürlere bel bağlıyor. Ve tüm sistem, düşük ücretlere ve geçici işlere dayalı. İngiltere’de tarım ve balıkçılık işçilerinin neredeyse üçte biri ve gıda perakendesi ve toptancılığı işçilerinin %38’i asgari ücretin altında çalışıyor. Gelişmekte olan dünyada ise, tarım işçilerinin yarısı yoksulluk içinde yaşıyor: Günde 3,10 dolardan daha az kazanıyorlar.

Taze gıdaların sadece yüzde 2’si çiftçilerden

Buna kıyasla, yetiştirici ile tüketici arasında daha az aşamanın olduğu yerel sistemler, çoğu zaman organik ve sürdürülebilir çiftlikleri destekliyor. Bunlar ise, daha adil ücretler ödüyorlar, daha topluluk temelliler ve kapsayıcılar, ayrıca şeffaflık da sunuyorlar ki bu, büyük tedarik zincirlerinin genellikle sahip olmadığı bir şey. Yine de, AB’deki taze gıdaların yalnızca %2’si doğrudan çiftçilerden tüketicilere ulaşıyor. ABD’de, çiftçilerden doğrudan tüketicilere ulaşan gıda 2015’te 3 milyar dolarlık Pazar payına sahipti. Oysa süpermarketlerin payı, aynı dönemde 613 milyar dolar oldu.

Dünyanın dört bir yanında liderler Mart sonunda karantina tedbirleri açıklamaya başladığında, restoranlar kapandığı için birçok çiftçi ellerinde çürümeye terk edilmiş tonlarca ürünle kalakaldı.

Buna yanıt olarak, bazı çevrimiçi satış yerleri, kaybedilen ticari ilişkileri telafi etmek için elinde ürün kalmış üreticileri yeni müşterilerle buluşturmayı denedi. Örneğin TradeNetwork, çevrimiçi platformunu satış veya alım yapmakta zorlanan şirketlere açtı. Başkaları ise, gıda tedarikine olan yaklaşımlarını hepten değiştirmeye çalışıyorlar.

Salgın çiftçileri nasıl etkiledi?

ABD’de, Topluluk Destekli Tarım (CSA) planı tüketicilerin, sezon boyunca düzenli gıda teslimatı karşılığında topluluk çiftliklerinde hisse satın almasına imkan veriyor. Bu, küçük çiftliklerin, tohum almak gibi maliyetlerinin en yüksek olduğu her sezonun başında, nakit enjeksiyonu almasını sağlıyor. Destekçiler aynı zamanda toplumsal bir projeye destek de oluyorlar. Koronavirüsle birlikte, daha birçok çiftçi bu tür planlar hayata geçirmek için girişimlere başladı.

Başka topluluk projeleri de ortaya çıkıyor. Restoran şeflerine yerel ve sürdürülebilir malzeme sağlama konusunda uzman olan Pale Green Dot, iş ortağı olduğu çiftliklere yardım etmenin bir yolunu buldu.

Başkanları Jo Farish “%100 ticari karşısında %0 yerel satıştan %5 ticari karşısında %95 yerele geçtik” diyor. “Baş teknoloji yetkilimiz web sitesini bir günden yeni baştan tasarladı ve eve teslimat seçeneğini ekledi.” Günler içinde, şirket daha büyük bir tesise taşınmış, yeni bir lojistik yazılımı kullanmaya başlamış ve teslimat filosunu altı kamyonetten 40’ın üzerine çıkarmış.

Bu ağlarla hiçbir gıda malzemesi de boşa gitmiyor. Pale Green Dot, The Felix Project ve Hospitality for Heroes gibi yardım kuruluşları ile uzun süredir ilişki içinde. Fazlalıkları alıp yardıma muhtaç topluluklara götürüyorlar.

Hasılatlar bir gecede yok oldu

Dünyanın dört bir yanından onlarca gıda işletmesi ve daha küçük yerel gıda üreticileri, tıpkı Pale Green Dot gibi, hasılatlarının bir gecede yok olduğunu görerek eve teslimata dönüyorlar. Toptancılar, yeni yeni ortaya çıkan restoranlar, mahalle kafeleri ve kasapları bir anda gıda kolisi işine girdiler.

Doğu Ukrayna’da küçük küçük bir bakkal sahibi, işletmesini kurtarıp şehrini beslemenin geleneksel olmayan bir yolunu buldu. Oksana Pilipey, Rivne’de bir manav sahibi. Her sabah 6’da, taze domates, elma ve diğer ürünlerin fotoğraflarını Viber üzerinden bir sohbet grubuna yolluyor. Daha sonra siparişleri topluyor ve paketleri yüklediği kamyonetle yola çıkıyor. “Müşterilerimin çoğu karantina nedeniyle evde olan insanlar,” diyor. Grupta binden fazla kişi var. “Talep çok yüksek.”

Çevrimiçi gıda alışverişi

Çevrimiçi gıda alışverişi Doğu Avrupa’da pek yaygın değil ama insanlar çiftçi pazarlarına çok alışık ve bu pazarlar şimdi virüs korkusu yüzünden sosyal medyaya taşınmış durumda. Belarus’taki neredeyse her kasabada ve diğer Doğu Avrupa ülkelerindeki birçok kasabada, alışveriş için kullanılan böyle Viber sohbet grupları var. Yumurtalar, yerel mandıranın fazla sütü, elmalar… evinize teslim ediliyor.

Doğu Londra’da bir fırın, yerel bir mamul dükkanı Doh ile birlikte kafesini karantinadan iki hafta önce yeni açmıştı. Kaliteli malzemeleri seçmek, bağımsız gıda üreticileriyle bağlar kurmak ve mekanı düzenlemek Jason Griffiths ile dört ortağının aylarını almıştı. Pes etmemeye kararlı olan Doh ekibi, mahallede bisikletle gezerek çiftçilerin sebzeleriyle, Griffiths’in ekmekleriyle ama yanı zamanda da vegan peynir ve küçük işletmeler tarafından yerel olarak hazırlanmış diğer mallarla dolu koliler dağıtımına başladı.

Yerel gıdalar ve takas kültürü

Bilim insanları, bu şekilde yerel düzeyde gıda ürünleri yetiştirme ve takas etme kültürünün birçok faydası olduğunu söylüyor çünkü kendine yeterlik yaratıyor ama aynı zamanda da insanlar arasında bağlar kurulmasını, beceriler geliştirilmesini ve esenliğin artmasını sağlıyor.

Öyleyse, yerel üreticilerden ve tedarikçilerden teslimata geçsek daha iyi olmaz mı?

Birçok Avrupalı çiftçi, perakende fiyatının üçte birinden azı kendilerine düşmesine rağmen, ürünlerini süpermarketlere satmayı tercih ediyor.

O kadar kolay olmayacak bu. Birçok Avrupalı çiftçi, perakende fiyatının üçte birinden azı kendilerine düşmesine rağmen ürünlerini yine de süpermarketlere satmayı tercih ediyor çünkü bunu daha etkili ve güvenilir buluyorlar. Şehre ürün getirmek – yani dağıtım/lojistik – çok pahalıya gelen bir şey. Bir koliyi az bir zaman zarfı içinde teslim etmenin baskısı çok yüksek ve şehirlerde boş park alanı çok az.

“Çevrimiçi teslimat henüz süpermarkete gitmeye çok sürdürülebilir bir alternatif değil. Özellikle de oraya bisikletle veya yürüyerek gidiyorsanız” diyor. Yeşil elektrikli vasıtaları kullanma imkanlarının arttığını ve küçük teslimatçıların bu yönde bir çaba içinde olduğunu ekliyor. Ama pratikte, karantina sırasında çevrimiçi alışverişleri teslim eden vasıtalar çoğu zaman dizel kamyonetler.

Ve bir de paketleme meselesi var. “Bazı kolileme tarzları bu konuda faydalı ama çoğu çevrimiçi teslimatta biriken paketleme malzemesi yığınları çok büyük, çok fazla atık yaratıyor” diyor van der Schans.

Çevrimiçi tedarikçiler, sürdürülebilir bir hizmet seviyesi de yaratmak zorunda. Koli teslimatı yapan birçok firma, bir dizi ürüne yönelik düzenli abonelik üzerinden üretimi optimize etmeye ve atığı azaltmaya çalışıyor. Bunun için, karantina sırasında kolaylaşmış olsa da devam etmesi garanti olmayan farklı tüketici davranışları gerekiyor. “Haftada bir gıda alışverişi yapmaya kaç insan adapte olur?” diyor van der Schans. “Kolaylık çok güçlü bir motivasyon.

Her mahallede sosyal bir sistem

Modern yaşam tarzı için uygun olabilecek ve daha çiftçi ve çevre dostu bir model de mahallelerdeki teslim alma noktaları.

Maarten Bouten, Rotterdam’daki etik bir dağıtımcı olan Rechtstreex’in kurucularından. Hasılatının büyük çoğunluğunun, haftada bir gün öğleden sonra açılan toplama noktalarından geldiğini ve krizden bu yana talebin üçe katlandığını söylüyor.

“Teslim alma noktalarımız yalnızca dağıtıma yönelik, her mahallede sosyal bir sistem de oluşturmaya çalışıyoruz” diyor. Toplama noktaları yerel koordinatörler tarafından çekip çevriliyor; her hafta aynı insan, böylece müşteriler onları tanıyor ve ürünleri, çiftlikleri ve gıdanın nasıl hazırlandığını konuşabiliyor.

Yalnızca zenginlerin alması bir sistem sorunu

Rechtstreex Felemenkçede “doğrudan” demek, yani gıda doğrudan şehre en fazla 50 km uzaklıktaki çiftçilerden geliyor. Tüm çiftçilerin web sitesinde bir profil sayfaları var ve hepsi müşterinin harcadığı her 1 Euro’nun 56 sentini alıyor. Çiftçilere adil bir gelir sağlamak ve sağlıklı gıdayı ekonomik kılmak, gıda sistemleri konusunda çözmemiz gereken en zor sıkıntılardan biri.

Belki de müşterilerin yerel ürün teslimatlarına geçmeleri önündeki en büyük engel fiyat. Çoğu sebze kolisi süpermarkettekinden daha pahalı ki bu gıda üretiminin gerçek fiyatı, yani şişirme değil. Çünkü uluslararası ticaretin ucuzluğu, çevrenin bozulması ve kötü çalışma koşulları olmadan fiyat bu oluyor ve yalnızca zenginler alabiliyor. Bu sistemsel bir sorun. İngiltere’de, sağlıksız ürünler sağlıklı olanlardan üç kat ucuz. İngilizlerin %78’i yerel çiftçilerin desteklenmesi gerektiğini düşünse de, yalnızca %38’i yerel gıdaya daha fazla ödemeye hazır.

Gıda üretimi sağlığın da bir parçası olmalı

“Hükümetler tüketicilerin kontrol sahibi olmasını, bilinçli tercihler yapmasını istiyor ama yalnızca yüksek gelirli tüketiciler daha sorumlu tercihler yapabilir, düşük gelirliler bunu karşılayamaz” diyor Van der Schans. Gıda üretimi yalnızca tarım politikasının değil, kamu sağlığının parçası olmalı, diyor.

“Gıda yoksulluğunun çözümü ucuz gıda promosyonu değil,” diyor Kneafsey. Bu eğer kalitesiz gıda anlamına gelecekse, çevresel hasar devam edecek ve ücretler düşük kalacaksa, ortaya çıkacak olan zararlı bir döngü yine. Bugüne kadar bu şekilde çözüm sağlamış değil ve yoksulluk ve toplumsal eşitsizliklerin temelindeki sorunları da ele almıyor.

Alternatif gıda projeleri bu sorunun farkında. 10 koli teslimat firmasından biri, durumu iyi olmayanlara indirim yapıyor ve topluluk üyelerinden onlar için askıda koli gibi katkılar yapmasını rica ediyor.

Ama uzun vadede ekonomik olarak ayakta kalabilmek için, sürdürülebilir gıda girişimleri devlet desteği almak zorunda. Mevcut yasalarla, çoğu bağımsız yetiştirici destek almaya yetecek büyüklükte değil. Yatırım, ekstra personel, altyapı ve koruyucu ekipman için fon sağlayarak tedarik artışına yardımcı olabilir. Talep patlaması geçtiğinde hazırlıklı olmalarını da sağlayabilir.

Covid-19 krizi bir yenilik dalgası başlattı ve gıda sistemlerimizin nasıl işlediği konusunda bir farkındalık yarattı “Ama bu yeni dikkatin yalnızca yeni girişimlere değil sürdürülebilir, 20 yıldan uzun süredir sınırlı yardımla ve hükümetler tarafından destek görmeden iş yapmaya çalışan organik ve çiftçi dostu sistemlere de yaraması gerek” diyor Van der Schans.

Küçük bir yardımın bile çok faydası var. Tek bir Viber grubu bile becerikli ellerde sihirli bir iş yapabilir.

 

Çeviren: Serap Güneş

Kaynak: BBC

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.