Tavrımız net, geri adım atmayacağız

Dosya Haberleri —

25 Eylül 2022 Pazar - 20:00

  • Türk devleti ile Suriye rejimi arasında, Kuzey-Doğu Suriye ve İdlip konusunda görüşmeler olduğunu ve bu konuların masada olduğunu biliyoruz. Türkiye ve Suriye arasında yapılan görüşmeler halkların özgürlük mücadelesini bastırma amacı taşıyor. Biz de bu görüşmeleri "tehlikeli bir yakınlaşma" olarak adlandırıyoruz.
  • Bir anlaşma yapılacaksa eğer, devletlerin çıkarları çerçevesinde değil, Suriye halkının çıkarlarını, demokrasinin gelişmesini esas alan bir anlaşma olmalıdır. Bizim tavrımız çok net. Suriye’de yaşayan halkların çıkarlarını gözetmeyen hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz ve sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
  • Türkiye bizim topraklarımıza saldırıyor, evlerimizi bombalıyor, insanlarımızı katlediliyor. Bu saldırıları dünyanın gözü önünde aleni gerçekleştiriyor. Bu saldırılara karşı durmakta ve insanlarımızı savunmakta haklıyız. Haklı olduğumuz hiçbir yerde de geri adım atmayacağız. Bu saldırılara karşı sonuna kadar direneceğiz.

ERKAN GÜLBAHÇE/SAARBRÜCKEN

Rusya Ukrayna savaşına fırsat gören Türkiye’nin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları sistematik bir şekilde devam ediyor. İnsansız hava araçları ve top atışlarının da ardı kesilmiyor. Tehditlerinin ve saldırılarının yoğunlaştığı dönemde bir yandan Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ve Uluslararası Koalisyon, Türkiye-Irak, Suriye resmi sınırındaki Derik’te ilk kez ortak askeri tatbikat yaparken; Rusya himayesinde ise Türkiye ve Suriye’yi buluşturma çabası devam ediyor. Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı İlham Ehmed ile Türkiye Suriye yakınlaşmasını, QSD ile uluslararası güçlerin Türkiye sınırındaki tatbikatı, BM İnsan Hakları Komisyonu’nun Türkiye "savaş suçu" işliyor açıklamasını, DAİŞ’e karşı Hol Kampı’nda gerçekleştirilen operasyona dair konuştuk. 

Türk devleti ve Suriye arasında görüşmeler artmış görünüyor. Erdoğan, siyasi diyalogdan bahsederken, Çavuşoğlu istihbarat örgütleri arasında temasların olduğunu söyledi. MİT Başkanı Hakan Fidan’ın temasları da kamuoyuna yansıdı. İki ülke arasında neler oluyor, yeni bir durumdan söz edilebilir mi?

Zaman zaman bazı nedenlerden dolayı aralarındaki ilişkilerde bir kopukluk yaşansa da güvenlik konusunda birlikte hareket ediyorlar. Son zamanlarda Türkiye’nin Suriye ile yeniden ilişkilerini geliştirme çabalarını tanıklık ediyoruz. Özellikle güvenlik konusunda görüşmeler yaptıklarını biliyoruz. Bu görüşmeleri 1998 yılında Adana’da varılan mutabakatın bir benzerini yine Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne ve Suriye halklarına karşı geliştirme olarak adlandırıyoruz. 

Türkiye bir dönem Suriye’de gelişen devrimi destekleme, Suriye halkını savunma politikası yürüttüğünü iddia etti. Yıllarca kendisini insan hakları savunucusu, mültecilere yardım eden devlet ve Suriye halkını özgürleştirme hamisi olarak göstermeye çalıştı. Bunu kullanarak batı devletlerinden ve NATO’dan çok ciddi destekler aldı. Ancak bu son görüşmeler de gösteriyor ki, Türk devleti, Suriye devrimi ve Suriye halkına yardım etme konusunda samimi değil. Bunu son zamanlarda rejim ile yaptığı görüşmeler ve güvenlik konularında vardığı bazı anlaşmalarla da ortaya koyuyor. Türk devleti ile Suriye rejimi arasında, Kuzey-Doğu Suriye ve İdlip konusunda görüşmeler olduğunu ve bu konuların masada olduğunu biliyoruz. Ancak ne kadar derinlikte, hangi konularda anlaştılar şu aşamada bunu söylemek çok zor. Türkiye ve Suriye arasında yapılan görüşmeler halkların özgürlük mücadelesini bastırma amacı taşıyor. Biz de bu görüşmeleri "tehlikeli bir yakınlaşma" olarak adlandırıyoruz.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov da Türkiye-Suriye arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapacaklarını belirtti…

Evet, Türkiye ile Suriye arasındaki görüşmeler Rus devletinin isteği ve gözetiminde gelişiyor. Ukrayna savaşından dolayı Suriye’de elinin güçlenmesini isteyen Rusya, Suriye’deki gerilimin bir an önce sona ermesini istiyor. Suriye’de yaşanacak bir çatışmasızlık süreci Rusya’yı ciddi anlamda rahatlatacaktır. Bundan dolayı Türkiye ve Suriye rejimini buluşturarak bir anlaşma sağlamak istiyor. Rusya bu plan üzerinde uzun zamandır çalışma yürütüyor.

Sizin yaklaşımınız, beklentiniz nedir?

Biz, Suriye Demokratik Meclisi (MSD) olarak, yapılacak herhangi bir anlaşmanın Suriye’de yaşayan halkların çıkarına, Suriye genelinde demokrasinin gelişmesine katkı sunmasını istiyoruz. Suriye yönetimi halkları yok saymış, kadın haklarını ayaklar altına almış bir rejimdir. Eğer Suriye’de durum bu kadar kötüleşmiş, demokrasi bu kadar ayak altına alınmış, insanlar yaşanan çalışmalardan dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kalmış ise bunun kaynağında Suriye rejiminin yanlış tutumları ve kendini değiştirmemesi yatıyor. 

Bir anlaşma yapılacaksa eğer, devletlerin çıkarları ve kazanımları çerçevesinde değil, Suriye halkının çıkarlarını, demokrasinin gelişmesini, Suriye’de yaşayan her bireyin özgürlüğünü esas alan bir anlaşma olmalıdır. Bunun dışında devletlerin çıkarları temelinde yapılacak hiçbir anlaşma uzun vadeli olmayacak ve gerek Suriye’de gerekse Ortadoğu’da barışın ve demokrasinin gelişmesine katkı sağlamayacaktır.

Bizim burada tavrımız çok net. Suriye’de yaşayan halkların çıkarlarını gözetmeyen hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz. Bu anlaşmaya karşı sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Rusya ve İran’ın Astana görüşmeleri kapsamında Şam ile Ankara hükümetini barıştırma girişimine karşı ABD’nin tavrı nedir?

Bu soruya ancak Amerikalılar cevap verebilir. Amerika’nın İran’a karşı nükleer silahlar konusunda sesini yükselttiğini görüyoruz. Nükleer silahlara karşı dünya gündeminde bir tartışma var. Amerika bundan dolayı bölgede kalmak istiyor. Amerika’nın Suriye’de kalmasının Suriye’deki halkların haklarını elde etmesi açısından da olumlu bir rol oynayacağı beklentisi içerisindeyiz. Edindiğimiz izlenime göre, Amerika kalıcı bir barışın sağlanması ve Suriye’de yaşayan halkların haklarını elde etme noktasında istekli. 

Pratikte Cenevre süreci durmuş durumda. Sizin buna karşı yeni önerileriniz var mı?

Cenevre sürecinin başarılı olmayacağı ilk günden belliydi. Çünkü yanlış bir prosedür uygulandı. Suriye rejimi ve dar muhalefet çevresinde oluşturulan Cenevre bileşenleri gerçek anlamda Suriye’de yaşayan halkları temsil etmiyordu. Nitekim başarısız olmasının en önemli nedeni de bu. Bundan sonra yapılması gereken Suriye demokratik muhalefeti, aydınları, tanınmış şahsiyetlerden oluşan güçlü bir cephe oluşturularak Suriye rejimine karşı masaya oturtulmasıdır. Oluşturulacak cephe, Suriye rejimini değiştirip dönüştürmek için tek yetkili olmalı. Yani öyle bir heyet olmalı ki, Suriye halklarının tamamını temsil etmeli, Suriye’de yaşayan halkların tüm isteklerine cevap olmalı. MSD bu anlamda şu ana kadar Suriye halklarının temsilini üstlenerek önemli bir rol oynadı. Bundan sonra da rolümüzü oynamaya devam edeceğiz.

Türk devleti Kuzey-Doğu Suriye’ye karşı saldırıları da aralıksız devam ettiriyor. Buna karşı ne tür tedbirler aldınız? Bölgede bulunan güçlerin Türk devletinin saldırılarına karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdiye kadar Türk devletinin saldırılarına karşı halkımız, savunma güçlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız topyekün onurlu bir direniş sergilediler. Bu saldırılara karşı bundan sonra da siyasi, diplomatik, toplumsal ve her alanda mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz. Türkiye, halkımıza karşı geliştirdiği bu saldırılarda ne kadar haksız ise biz de bu saldırılara karşı koymakta o kadar haklıyız. Biz kimsenin topraklarına saldırmıyoruz, hiç kimseyi öldürmüyoruz. Türkiye bizim topraklarımıza saldırıyor, evlerimizi bombalıyor, insanlarımızı katlediliyor. Bu saldırıları dünyanın gözü önünde aleni gerçekleştiriyor. Biz kimseyi tehdit etmiyoruz. Türkiye bizi tehdit ediyor. Bu saldırılara karşı durmakta ve insanlarımızı savunmakta haklıyız. Haklı olduğumuz hiçbir yerde de geri adım atmayacağız. Bu saldırılara karşı sonuna kadar direneceğiz.

Peki bu saldırılara karşı uluslararası girişimleriniz var mı, elde ettiğiniz sonuçlar neler?

Şüphesiz Türkiye bu saldırıları gerçekleştirirken uluslararası arenadaki meşrutiyetini ve uluslararası güçlerin desteğini kullanıyor. Bizim de Türkiye’nin gerçek amacını ortaya koymak ve planlarını deşifre etmek için uluslararası alandaki girişimlerimiz devam ediyor. Uluslararası güçlerin Türkiye’ye verdikleri desteği geri çekmeleri ve bizim geliştirdiğimiz demokratik mücadeleye destek sunmaları için tabii ki gerek bölgede gerekse uluslararası alandaki görüşmelerimiz, çabalarımız sürecek. 

BM yakın zamanda Türkiye’nin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarının "savaş suçu" olduğunu belirtti. Bu açıklama ne ifade ediyor sizin açınızdan?

Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye karşı yaptığı hak ihlalleri uzun zamandan beri takip ediliyor. Şimdiye kadar kimse bu gerçeği dile getirmiyordu. Bu süreçte BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından bu gerçeğin dile getirilmesi ebetteki olumlu bir gelişmedir. Özellikle Türkiye’nin Suriye’de desteklediği ve ittifak yaptığı çeteler, uluslararası kanunları hiçe sayarak işgal ettikleri bölgelerde savaş suçu işliyor. İşledikleri suçlar uluslararası kurumlar tarafından rapor edilmekte ve gerekli mercilere sunuluyor. Bundan sonra da Türk devletinin ve desteklediği çetelerin yaptığı hak ihlallerini rapor ederek gerekli mercilere sunmaya devam edeceğiz.

Geçtiğimiz günlerde QSD ve Uluslararası Koalisyon Türkiye sınırı üzerinde ortak bir tatbikat gerçekleştirdi. Bu tatbikatı yeni bir politikanın başlangıcı olarak görmek mümkün mü?

Uluslararası Koalisyon ilk defa QSD ile ortaklaşa bir tatbikat gerçekleştirdi. Bu tatbikatın özellikle birçok kesimden, koalisyondan QSD’ye verdiği desteğin çekilmesi için seslerin yükseldiği dönemde gerçekleşmesi çok daha anlamlı. Böylesi ortaklaşa tatbikatların devamı elbette önemlidir. Bu tür eylemleri destekliyoruz. Bu tür tatbikatların devam etmesi bölge açısından önemlidir.

Öte yandan Türkiye İsveç’in NATO’ya üyelik sürecini Kürtlere karşı bir karta dönüştürdü. Seçimler ardından ortaya çıkan yeni tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürtlere yansıması nasıl olur sizce?

İsveç’te seçimler gerçekleşti. Öyle gözüküyor ki hükümet de bazı değişiklikler yapılacak. İsveç’te yaşayan halka güvenimiz var. Demokrasiye inanan, demokrasiye bağlı geçmişleri olan bir topluluk. Şimdiye kadar bazı hak ihlallerine karşı seslerini yükselttiler, bundan sonra da yapılacak haksızlığa karşı seslerini yükselteceklerine inancımız tam. Bundan sonra kurulacak hükümet, insan haklarını ayaklar altına alarak, İsveç halkının istemlerine cevap olamazsa zor durumda kalacaktır düşüncesindeyim. İsveç’in bundan sonra NATO üyesi olsa dahi Türkiye’nin hak ihlallerine karşı durmasını ve sesini yükseltmesini bekliyoruz. Yapılan zulme karşı durmak ve haksızlığa uğrayan haklarla dayanışma içerisinde olmak ahlaki tutumun gereğidir. İsveç hükümetinin Kürt halkına karşı İsveç halkının beslediği sempatiyi geliştirerek çok daha geniş ilişkilerin kurulmasına aracı olmasını temenni ediyoruz. İsveç halkının zulme uğrayan haklarla dayanışma geleneğini sürdüreceğini, demokrasi, insan hakları ve kadın hakları konusunda mücadele eden Kürt halkıyla dayanışma içerisinde olacağına inanıyoruz.

* * * 

DAİŞ bitmedi, örgütleniyor!