Almanya’da Aleviler artık Kilise ile aynı haklara sahip

Dosya Haberleri —

30 Aralık 2020 Çarşamba - 22:30

  • Bu hak ile birlikte kiliselerin kullandığı bütün hak ve yetkileri artık biz de kullanabileceğiz. Devletle göz hizasında ilişkiler kurabileceğiz. Çocuk yuvası, üniversite, hastane veya yaşlılar evi gibi kurumlar açabilecek, müze ya da kütüphane kurabileceğiz. Kamusal alanda kendi adımıza hizmetler yapma hakkı kazanmış olduk.

ERDAL ALIÇPINAR

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya (Nordrhein-Westfalen, NRW) eyaletinde Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) “kamu tüzel kişiliği” unvanını kazandı. Bu unvan, Aleviliğin bir inanç olarak diğer dini inançlarla eşit haklara sahip olmasını, AABF’nin ise bu inancın temsilcisi unvanıyla farklı kuruluşlar açabilmesini ve anayasal haklardan faydalanabilmesini öngörüyor.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşbaşkanı ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, bu unvanın getirdiği haklar sayesinde Almanya’da kiliselerin kullandığı bütün anayasal hakları kendilerinin de kullanabileceğini belirtti ve ekledi: “Bu kazanımlar değerli ama bunların korunması da bir o kadar önemli.”
Hüseyin Mat ile AABF’nin NRW eyaletinde kazandığı “kamu tüzel kişiliği” unvanının Aleviler için anlamını ve bu hakkı elde etmelerine yol açan mücadelelerini konuştuk.

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde Alevi Birlikleri Federasyonuna “kamu tüzel kişiliği” unvanı verildi. Bu ne anlama geliyor? Alevilik inancı da mı devlet tarafından tanınmış oldu?
Almanya Anayasasının 4. maddesi insanların inançlarını özgürce yaşamalarını ve devletin buna engel olmayacağını öngörür. Alman Anayasasına göre devlet inançları tarif etmez, tanımaz. Böyle bir tutumu yoktur. Sadece insanların inançlarını özgürce yaşamalarını öngörür.
Kamu tüzel kişiliği statüsü, anayasal hakkımızı talep etmemizin de sonucu olarak, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonunun tüzüğüne, programına, maddi ve manevi iradesine verildi. “Devlet inancımızı tanımladı” diye bir bakış açısı yok. Bu kamuoyunda çok yanlış anlaşılıyor. Devlet inanca bir müdahalede bulunmuyor.

Bu karar diğer eyaletleri de etkiler mi?
NRW eyaleti, nüfusu açısından Almanya’nın en büyük eyaleti. Parlamentoda en çok sandalyesi olan da NRW eyaleti. Bu nedenle bu eyalette alınan birçok karar, başka eyaletlerde de kabul görüyor. Örneğin 2007 yılında “Alevillik kendine özgü bir inanç toplumudur” tanımımızı ve anayasal başvurumuzu ilk önce NRW eyaleti kabul etmişti ve bu başvurumuz kabul edilince Alevilik dersleri başlamıştı. Bu karar daha sonra diğer eyaletlerde de uygulandı. Kamu tüzel kişiliği konusunda da yılbaşından sonra diğer eyaletlerde de başvurularımızı yapacağız. Bu karar emsal teşkil ediyor.

Bu unvan ile birlikte Aleviler ne tür haklar elde ediyor?
Bu unvan ile biz daha özgün ve daha büyük bir kurum haline geldik. Bu hak ile birlikte kiliselerin kullandığı bütün hak ve yetkileri artık biz de kullanabileceğiz. Devletle göz hizasında ilişkiler kurabileceğiz. Çocuk yuvası, üniversite, hastane veya yaşlılar evi gibi kurumlar açabilecek, müze ya da kütüphane kurabileceğiz. Kamusal alanda kendi adımıza hizmetler yapma hakkı kazanmış olduk.

Nüfus cüzdanına “Alevi” kimliği de yazılabilecek mi?
Önceden de inanç toplumu olarak tanındığımız için doğum belgesine Alevi yazılabiliyordu.

  • 11 eyalette okullarda Alevilik dersleri veriliyor ancak bu hakkın pratikte hayat bulması, canlarımızın sahip çıkmasına bağlı. Mesela Hamburg Weingarten Üniversitesinde bir kürsü var ama üniversite öğrencileri oraya kayıt olmazsa tabii ki elde ettiğimiz hakkı kullanma şansımız olmaz. Kazanımlar değerli ama bunların korunması da bir o kadar önemli.

Alevilik dersleri kaç eyalette veriliyor?
11 eyalette ancak bu hakkın pratikte hayat bulması, canlarımızın sahip çıkmasına bağlı. Çocuklar gönderilmediği zaman o derslerin yaşama şansı olmaz. Mesela Hamburg Weingarten Üniversitesinde bir kürsü var ama üniversite öğrencileri oraya kayıt olmazsa tabii ki elde ettiğimiz hakkı kullanma şansımız olmaz. O nedenle altını bir kez daha çizmek istiyorum: Bu kazanımlar değerli ama bunların korunması da bir o kadar önemli.

Öğretmenler ve materyal konusunda sıkıntılar yaşanıyor mu?
Bu konuda önemli bir karşılaştırma yapacağım. İslam dersinin müfredatı, Alman devleti tarafından belirleniyor çünkü bir inanç toplumu olarak kabul gören bir İslami kurum yok. AABF ise “kendine özgü, bağımsız bir Alevi toplumu” olarak kabul edildiği için Alevilik derslerinin müfredatını biz hazırlıyoruz. Öğretmenin kim olacağını da biz belirliyoruz. Devlet ne müfredata ne de öğretmenlere ve tayinlere karışıyor. Çünkü anayasal olarak biz, “inanç toplumu” olarak kabul edilmiş durumdayız. 

Alevilik dersleri kaçıncı sınıftan itibaren veriliyor?
İki yıl öncesine kadar birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadardı, şimdi onuncu sınıfa kadar ders vermeye hazırlanıyoruz. Müfredatımızı da hazırladık ve müfredat Hessen ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde kabul edildi. Gelecek yıldan itibaren bu iki eyaletimizde ilk, orta ve lise seviyelerinde Alevilik dersleri başlayacak.

Bir okulda Alevilik dersi verilmesi için ne gerekiyor?
Öğrenci okul yönetimine başvurup “Ben Alevilik dersi almak istiyorum” diyebilir. Aynı okulda 12 öğrenci bu talepte bulununca okul yönetimi o ders için bir sınıf ayarlıyor, biz de kurum olarak öğretmen atıyoruz. Sorunlar yaşanabiliyor. Bazen öğrenci oluyor ama öğretmen bulamıyoruz, bazen tam tersi. Bu sorunların aşılması ise ancak Alevi toplumunun sahiplenmesiyle mümkün olabilir. O yüzden ailelere rica ediyorum, çocuklarını Alevilik dersleri için yazdırsınlar. NRW’de isteğimiz, çocuklar okula kaydedildiğinde doğrudan “Alevi misiniz, Sünni misiniz” diye sorulması.

Aileler okula dilekçe göndererek Alevilik dersi verilmesini sağlayabilir mi?
Kesinlikle, bu bir anayasal hak. Yeterli sayıya ulaşılınca okul idaresi bu dersi vermek zorunda.

“Alevi toplumu Almanya’da tüm haklarını elde etti” demek mümkün mü?
10 Aralık günü alınan kararla birlikte bu soruya evet yanıtı verebiliriz. Alınması gereken tüm hakları, böylece almış olduk. Anayasal tüm haklarımızı elde ettik. Bunu sadece Avrupa’da yürüttüğümüz 30 yıllık mücadelenin başarısı olarak görmüyoruz, tarihsel olarak bedel ödeyen bütün insanların başarısı olarak değerlendiriyoruz. 12 yaşındaki Koray Sivas’ta diri diri yandı, bu hak Koray’ın mücadelesinin de bir sonucudur. Almanya Alevileri bu işin motoru ve dinamizmi oldu, aktif olarak çalıştık ama bu hakları tarihsel mücadelenin mirasıyla aldık. Selçuklular ve Osmanlılar dönemindeki direnişlerden Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de, Sivas’ta, Koçgiri’de yaşanan katliamlara kadar ikrar verip yolundan dönmeyenlerin mücadelesi sonucu bu anayasal hakları elde ettik.

Siz aynı zamanda Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonunun eşbaşkanısınız. Diğer Avrupa ülkelerinde durum nedir?
2007 yılında “Alevilik kendine özgü bir inançtır” kararı için başvurduğumuzda Almanya devleti, iki bilim insanına bilirkişi raporu hazırlattı. Biz bu raporları Danimarka, İsveç ve İsviçre’ye de gönderdik. Danimarka ve İsveç ile İsviçre’nin Basel Kantonu aynı kararı verdi ama mesela Fransa’da, anayasal olarak laik bir ülke olmasına rağmen, böyle bir hak verilmiyor.

Avrupa’da ne kadar Alevi yaşıyor?
Resmi bir rakam söylemek mümkün değil çünkü daha önce hem Alevilik resmi olarak tanınmıyordu hem de pek çok insan Aleviliğini saklıyordu. Biz 1,5 ila 2 milyon arasında Alevinin yaşadığını tahmin ediyoruz.Müfredatta

‘Dersim soykırımdır’ ifadesi

  • Okullar için hazırladığımız ders müfredatında “Dersim soykırımdır” yazdık. Hamburg’daki Eğitim Bakanlığına bu müfredatı sunduğumuzda Türkiye konsolosu dahi gelip itiraz etti, “Hangi mahkeme ‘Dersim soykırımdır’ diyor, buna itiraz edeceğiz” dedi. Biz de, “İstediğiniz mahkemeye gidin, biz de zaten bunu istiyoruz” dedik. 

Hüseyin Mat: Okullar için hazırladığımız ders müfredatında “Dersim soykırımdır” yazdık. Sivas, Maraş ve Gazi’yi de katliamlar olarak kayıt altına aldık. Eğitim Bakanlığı, bunlar hukuki tanımlar olmadığı için itiraz etti, biz de itiraz ettik, sonunda kabul edildi. Bu devrim niteliği taşıyor. Hamburg’daki Eğitim Bakanlığına bu müfredatı sunduğumuzda Türkiye konsolosu dahi gelip itiraz etti, “Hangi mahkeme ‘Dersim soykırımdır’ diyor, buna itiraz edeceğiz” dedi. Biz de, “İstediğiniz mahkemeye gidin, biz de zaten bunu istiyoruz” dedik. Keza ders müfredatında bu tanımların yapılması, önümüzdeki yıllarda bunların Avrupa devletlerinin parlamentolarında da konuşulması, bu konuda kararlar alınması anlamına geliyor.

Türk medyasının saldırılarına rağmen

Hamburg’da Almanya Alevi Birlikleri Federasyonuna (AABF) bağlı merkezlerin diyalog ve din dersleri çalışmalarına katılan, okullarda Alevilik dersleri verilmesi başvurularının hazırlanmasında da katkısı olan İsmail Kaplan, derslerin 2002 yılında Berlin’de, 2006 yılında ise pilot çalışma olarak Baden-Württemberg eyaletinde başladığı bilgisini verdi. Kaplan’ın verdiği bilgiye göre AABF üzerine hazırlanan bilirkişi raporları ardından 2008’de Kuzey Ren-Vestfalya ve Bavyera, 2009’da Hessen, 2010’da Saarland ve Niedersachsen ve 2012’de Rheinland-Pfalz eyaletlerinde Alevilik dersleri verilmeye başlandı. Kaplan, Hamburg eyaletinde ise “ortak din dersleri” yapıldığını, AABF’nin Protestan Kilisesi, Yahudi Toplumu, İslam örgütleri ve Katolik Kilisesi ile bu derslerin taşıyıcılarından biri olduğunu belirtti.
AABF’nin “kamu tüzel kişiliği” unvanını kazanmasına giden sürecin bir yandan Türk medyasındaki karalama kampanyalarına karşı direnişle, diğer yandan ise yoğun emekle düzenlenen etkinliklerle dolu olduğunun altını çizen Kaplan, federasyonun yıllar içinde “rüştünü ispatladığını” belirtti. Bu unvanın alınması için “30 yıl faaliyet yürütmüş olma” koşulunun bulunduğunu söyleyen Kaplan’a göre AABF, bu 30 yıl içindeki yoğun çalışmaları, geliştirdiği ilişkiler ve yaptığı hazırlıklar ile bu hakkı 31. kuruluş yılında almayı başardı.

 

DİTİB ve Milli Görüş neden ‘çılgına döndü’?

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Yönetim Kurulu üyesi Fuat Ateş, AABF’nin “kamu tüzel kişiliği” unvanını elde eden ilk Türkiyeli kurum olduğuna, henüz hiçbir İslami kurumun da bu unvanı elde edemediğine dikkat çekti.
Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığının Avrupa’daki uzantısı olan DİTİB’in ve Milli Görüş’ün yanı sıra Türkiyeli olmayan çok sayıda İslami kuruluşun da bu unvanı almak için uğraştığını ancak hiçbirinin bu süreci tamamlayamadığını belirten Ateş, “Bu nedenledir ki Türkiye’deki siyasal İslam’ın temsilcileri ve Türk-İslam sentezinin hamileri çılgına dönmüş durumdalar” dedi.
Almanya’da Alevilerin elde ettiği ilk önemli hakkın devlet okullarında Alevilik dersleri verilmesi olduğunu, daha sonra AABF’nin 2007’de kazandığı “kendine özgü inanç topluluğu” unvanının yeni bir kazanım olarak kayda geçtiğini belirten Ateş, ilk “hak eşitliği anlaşmasını” da 13 Kasım 2012’de Hamburg’ta imzaladıklarını hatırlattı. Daha sonra 14 Ekim 2014’te Bremen’de ve 7 Nisan 2019’da Rheinland-Pfalz’da bu anlaşmaların imzalandığına dikkat çeken Ateş, Niedersachsen’da ise AABF ile devlet arasındaki anlaşma görüşmelerinin 29 Eylül 2013’ten beri devam ettiği bilgisini verdi ve ekledi: “Almanya’ya Alevi göçü 60 yıl önce ilk yoğunlaştığında Alman toplumu, Türkiyelilerin homojen bir yapı olduğunu varsayıyordu ama zamanla bazı önemli farkların olduğunu gözlemlediler. İlk tanışma evresinin ardından Alevi Kültür Merkezleriyle Alman kamuoyu, Alevi toplumunun varlığının ayırdına vardı. Bu noktadan sonra gerek resmi ilişkiler gerekse de diğer toplumsal kesimlerle ilişkiler olumlu anlamda gelişti. Bugün Almanya’da yaşayan Alevi toplumunun yüzde 70’i Alman vatandaşlığına geçmiş durumda.”
Ateş, “kamu tüzel kişiliği” unvanının da AABF’nin yıllardır sürdürdüğü çalışmaların bir sonucu ve daha önce yapılan hak eşitliği anlaşmalarının “bir adım daha yukarısı” olduğunu belirtti.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.