Batı cephesinde yeni bir şey olmalı

İlham BAKIR yazdı —

25 Kasım 2022 Cuma - 08:00

  • Batı cephesinde yeni bir şey olmadan, Batı cephesindeki aydın her şeyi göze alıp savaşa karşı çıkmadan bu coğrafyaya asla huzur gelmeyecek. Ve bundan en az muktedirler kadar sorumlu olacaktır Batı cephesinin aydını. 

“Bütün dünyayı şu yatağın başına toplamalı, demeli ki: İşte Franz Kemmerich on dokuz buçuk yaşında; ölmek istemiyor, kurtarın onu!”   
Birinci Dünya Savaşı’nın dehşetini anlatan “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” romanının bir cümleyle özetidir bu ifade. Alman yazar Erich Maria Remarque bu romanından söz ederken, “Bu kitap, ne bir şikayettir ne de bir itiraf. Harbin yumruğunu yemiş, mermilerinden kurtulmuş olsa bile, tahriplerinden kurtulamamış bir nesli anlatmak isteyen bir deneme, sadece” der. On sekiz yaşında Birinci Dünya Savaşı’na katılmak zorunda kalan, savaşta birçok kez yaralanan, gazi olarak savaştan çıkan Erich Maria Remarque, savaş travmalarını 1929 yılında yayınlandığı “Batı Cephesinde Yeni bir Şey Yok” adlı eserinde anlatır. Dünyanın pek çok diline çevrilmiş, üç kez sinemaya uyarlanmış  bu benzersiz eser, savaşı, savaşın yıkıcılığını, insanın vahşeti ve vahşiliğini yüzüne çarpan bir tokat gibi edebiyat çevrelerinde yankı bulur.  Bugün “Batı Cephesi” bu savaşlardan çıkardığı derslerle savaşı kendi coğrafyasından uzak tutsa da başta Ortadoğu olmak üzere dünyadaki pek çok savaşın hazırlayıcısı, destekçisi, tarafı, kimi zamanda seyircisidir.

Kürtlerin ülkesinin bölünmüşlüğünün, yüz yıldır yaşadığı büyük acıların, katliamların, tutsaklığın müsebbibi de aynı Batıdır. Emperyal emellerine sürekli ortam sağlayacak bu Kürt bölünmüşlüğü, yaşanan acıların başlıca nedenidir. Bugün Batı cephesinde Kürtlere dair yeni bir şey yok yine. Kuruluşlarına destek verdikleri Ortadoğu diktatörlükleri, Erich Maria Remarque’nin eserinde tasvir ettiği savaşların dehşetengiz yıkıcılığını Kürtlere yaşatmaya devam ediyor. Tek isteği kendi coğrafyasında özgür olarak yaşamak olan Kürtlere yaşatılan zulmü, devlet çıkarları uğruna görmezden geliyor, çoğu zaman da zulüm sahiplerine destek oluyorlar. Üstelik, vahşi IŞİD fundamentalizmini yenerek Ortadoğu’yu, Avrupa’yı, uygar dünyayı yaşayacağı büyük vahşi saldırılardan korumuş, bunun için büyük bir bedel ödemiş bir halk iken Kürtler.

Türkiye’nin batısında da yeni bir şey yok Kürtlere dayatılan savaşa, yaşatılan zulme dair. Bir savaş senaryosu ile İŞİD artıkları eliyle Türkiye’de bombalar patlatılarak insanlar vahşice katlediliyor.  Bunun, Kürtlerin başına bomba yağdırmak için kurulmuş bir tezgah olduğuna dair bunca emare ortaya çıkmışken muhalefet denen sefil cephe, iktidarın kuyruğuna takılarak yüz yıllık komplocu senaryonun ortağı oluyor.  Hem de iktidarı değiştirmenin, iktidar olabilmenin yegane yolunun özgür Kürt muhalefetinin desteğini almak olduğunu bildikleri halde. Hepsinin bilinçaltında, bilinç üstünde yatan şey ”Kürt anasını görmesin”. Varsın işsizlik olsun,  yoksulluk olsun, sefalet olsun, açlık olsun, baskı olsun, demokrasi rafa kalksın;  yeter ki Kürt anasını görmesin.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almaya’da  gelişen Nazi ırkçılığı ile mücadele eden, yaklaşan yeni bir savaşın ayak seslerini duyan Remarque, bu duruma karşı bir aydın, savaş karşıtı bir aktivist olarak ciddi bir muhalefet geliştirdi. Öldürüleceğini anlayan yazar 1931 yılında Almanya’dan  kaçarak İsviçre’ye yerleşti. İkinci dünya Savaşı öncesinde 1933’de Nazi Almanya’sında  bütün eserleri yakıldı.

1938’de Alman vatandaşlığından çıkarıldı. Orada kalan kız kardeşi ise Nazi karşıtı propaganda yapmak suçundan idam edildi.

Remarque gibi aydınlar, yazarlar Almanya’nın ve Batı Cephesi’nin aydınlık yüzleri oldular. Batı cephesi, bu aydınlar sayesinde yüzleşmeyi yaşayabildi.

Bombaların üzerine yaşamını bombayla kaybetmiş insanların adları yazılarak uçaklara yükleniyor ve o isimlerin yaşadığı coğrafyadan binlerce kilometre uzaktaki insanların üzerine bu bombalar ölüm olarak yağdırılıyor. Tek bir Türkiyeli aydın, yazar, sanatçı bunu görmüyor, görmek istemiyor.

Türkiye’nin batısında patlayan bomba insan öldürürken, doğusunda patlayan bomba insan öldürmüyor onun nazarında. Oysa patlayan tüm bombalara, can almaya devam eden tüm savaş biçimlerine karşı ciddi bir itirazın sahibi olmadığı sürece bu topraklara barışın gelemeyeceği; barış gelmeyince de açlığın, sefaletin, yoksulluğun, baskının, anti demokratik uygulamaların bitmeyeceği bu kadar aşikar iken. Batı cephesinde yeni bir şey olmadan, Batı cephesindeki aydın her şeyi göze alıp savaşa karşı çıkmadan bu coğrafyaya asla huzur gelmeyecek. Ve bundan en az muktedirler kadar sorumlu olacaktır Batı cephesinin aydını.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.