Biryar’ın burada olmadığını söyleyin!

Dosya Haberleri —

9 Eylül 2021 Perşembe - 09:40

  • Ben Biryar Nêrweyî. On yıldan fazladır Duhok vilayetinde gazetecilik yapıyorum. Yedi yıldan beri NRT televizyonunun muhabiriyim. Bu yıllar içinde çok defa engellemelere ve tehditlere maruz kaldım ama hiçbiri beni Şêladizê’de görüp yaşadıklarım kadar etkilemedi.

 

BIRYAR NÊRWEYÎ*

Çeviren: Emrullah Boztaş

 

O sıcak Şêladizê gösterileri sırasında, 2019 yılında, Emniyet’e bağlı birçok kişinin yanıma gelip bana “Görüntü alma, yayın yapma, yoksa seni öldürürüz” dediğini hâlâ dün gibi hatırlıyorum.

Bir keresinde, “Eğer bu işten vazgeçmezsen seni ağır bir ceza bekliyor” demişlerdi.

Bugünden bakınca, cesaret edip de görüntü çekmeye nasıl devam etmişim, bu tehditlere nasıl kulak asmamışım, hayret ediyorum.

Ben Biryar Nêrweyî. On yıldan fazladır Duhok vilayetinde gazetecilik yapıyorum. Yedi yıldan beri NRT televizyonunun muhabiriyim. Bu yıllar içinde çok defa engellemelere ve tehditlere maruz kaldım ama hiçbiri beni Şêladizê’de görüp yaşadıklarım kadar etkilemedi.

26 Şubat 2019 günüydü. İnsanlar, Türk MİT’inin Amediye ilçesine bağlı Şêzadizê nahiyesinin Sîri kasabasındaki karargâhına doğru yürüdü. Daha önce de Dihok’tan bu ilçeye gitmiştik, çünkü Türk bombardımanında şehit düşen üç yurttaşın cenazelerinin Şêladizê nahiyesine bağlı Hîtutê kasabasına getirilmesine karar verilmişti.

 

MİT karargahına baskın

Üç cenazenin getirilmesi ardından çalışma arkadaşlarım, halkın Şêladizê sokaklarında toplandığını ve bir bildiri yazıp okuyacaklarını söylediler. Yaşananları kabul etmiyorlardı. Dêreluk, Hîtutê ve Sîri kasabalarından birçok kişi de Şêladizê’ye protesto gösterisi düzenlemeye gelmişti.

Basın açıklaması yapıldı, gençlerin öfkesi dinmedi. Onlarca genç, “MİT’in karargâhına gideceğiz ve yaşananları kabul etmediğimizi orada yüzlerine söyleyeceğiz” dedi. Hepsi birlikte harekete geçti. Biz de gazetecilik gereği, yaşananları takip etmek için onlarla birlikte yürümeye başladık.

Emniyet güçleri, gençlerin öfkesini kontrol altına alamıyordu. Halk çok sinirlenmişti. Gençlerin sayısı yüzlerce ulaşmıştı; yanlarında kadın, erkek başka insanlar da vardı; bu ölümler, kabul edilmiyordu.

‘Görüntüleyemezsiniz!’

Yaşananları takip ediyordum. MİT karargâhının da halkı uzaklaştırmak için hazırlıklar yaptığı anlaşılıyordu. Sivil elbiseli birkaç kişi yanıma geldi. Tehdit edip, “Bu olayları görüntüleyemezsiniz” dediler. Basının orada olmasından çok rahatsız olmuşlardı; “Siz olmasanız halk hiçbir şey yapmaz, sizin yüzünüzden buraya geliyorlar” diyorlardı.

Söylenenlere sinirlendim. “Halkı yalnız bırakmayacağız, onlar gidene kadar burada kalacağız” dedim. Tehdit edenler, Emniyet görevlileriydi ama sivil giyimlilerdi. “Tamam” dediler, “ama seni ağır bir ceza bekliyor.”

 

Halk karargâha girdi

Eylemde atmosfer, giderek daha da gerginleşiyordu. Bu sırada telefonum da daha sık çalmaya başladı: Ailem ve özellikle de annem, sık sık arayıp kendimi korumamız salık veriyorlardı.

Halk, Türk MİT’inin karargâhına taş atmaya başladı; MİT’çiler, mermi ile karşılık veriyordu. Çok fazla mermi sıkılıyordu ama gençler de çok sıcakkanlı ve sinirliydi. Halk, karargâhın içine girdi, biz de olan biteni görüntülemeye çalışıyorduk. İnternet kesildi ama telefonlarımız çalışıyordu; videoları da telefonlarımızla kaydettik. Çok fazla polis, Asayiş görevleri ve hatta sivil toplum kuruluşu temsilcileri oradaydı ama halkı kontrol altına almayı başaramıyorlardı.

MİT, çok defa göz yaşartıcı gaz kullandı. Biz çekim yapmaya devam ettik. Bir Asayiş sorumlusu yanıma geldi ve “Burada durmayın yoksa MİT sizi öldürecek; çünkü elbiselerinizden gazeteci olduğunuz anlaşılıyor” dedi. Gitti, sonra yine geldi. Bu kez, “Buradan uzaklaş yoksa seni tutuklarım” dedi.

Bir tehdit daha

Durum her dakika biraz daha karmaşık bir hal alıyordu. Eylemciler içinde birkaç yaralı ve öldürülenler vardı. Asayiş görevlisi, bir kez daha yanıma geldi; bu kez, “Birkaç dakika içinde burayı terk etmezsen seni öldüreceğiz” dedi. Bu sırada MİT de halkı dağıtmak için uçak ve ek güç getirmek ile, eylemcilere ateş açmakla meşguldü. Hem biraz nefes almak hem de yemek yemek için Dêreluk’ta yaşayan annemin evine gitmek zorunda kaldım.

Aynı gün saat 6:45’te nefes darlığı sebebiyle kameraman arkadaşımla birlikte Dêreluk’taki hastaneye gitmek zorunda kaldım. Hastanede kontrollerimizi yaptırdık, dışarı çıktık. Arabamıza bindiğimizde bir sivil ve iki üniformalı, arabamın camına vurdu: “Kalk Biryar, in arabadan!” Kim olduklarını sordum, “Biz Asayiş’ten geliyoruz” dediler ve hızlıca telefonumu aldılar; yeniden “Arabadan inin!” dediler.

 

‘Bize öyle bir emir gelmedi!’

Arabadan indiğimde iki Asayiş aracının benim aracımın arkasında durduğunu fark ettim. Hızlıca camları siyah filmle kapatılmış bir arabaya bindirildim. Arabadakiler çok iyi Behdînî (Kurmancî’nin Behdînan ağzı) konuşuyorlardı ve bana, “Bizimle Amediye Asayişi’ne geleceksin” dediler. “Tamam ama annem, ailem ve çocuklarım birlikte yemek yemek için beni bekliyoruz, gelin önce hep birlikte bir yemek yiyelim” dedim. Asayiş, bunu kabul etmedi. “Rica ediyorum, bari telefonla haber vereyim de merak etmesinler” dedim, onu da kabul etmediler. “Bize böyle bir talimat verilmedi” deyip kestirip attılar.

 

Asayiş’in sorgusu

Amediye Asayişi’ne gittik. Telefonumuza, gazetecilik malzemelerimize, şahsi eşyalarımıza ve hatta pantolonumuzun kemerine dahi el koydular.

Hem korkuyor hem de endişeleniyordum; o gece gözüme uyku girmedi. Gece yarısı saat 1:30’da kapımız açıldı. “Biryar gelsin” dediler. İçimden, “Belli ki bana işkence yapacaklar” diyordum; o gece ne kadar kötü muamele varsa hepsiyle karşılaşacağım diye korkuya kapıldım.

Eninde sonunda sorgu odasına çıkardılar ve ilk olarak yayın için Duhok’tan Amediye’ye neden geldiğimi sordular: “Eylem yapılacağını biliyor muydun?”

Onlara, Amediye’ye Türkiye’nin bombardımanında şehit düşen üç yurttaşın cenaze töreni için geldiğimi söyledim.

Soruşturma subayı, “PKK’li misin” diye sordu. “Yalnızca bir gazeteciyim ve NRT için çalışıyorum” dedim. İkna olmadılar, defalarca “Kime çalışıyorsun?” diye sordular. Defalarca “NRT” dedim ama “Siyasi görüşün olarak kime çalışıyorsun” diye sormaya devam ettiler. Her seferinde yalnızca, “Ben bir gazeteciyim ve yalnızca işimi yapıyorum” dedim.

Komutan, Asayiş’in sözünü neden dinlemediğimi ve canlı yayına devam ettiğimi sordu. Bu soruya da, “İşimi yapıyordum ve görevim ve sorumluluğum gereği canlı yayın yapmaya hakkım var” diye yanıt verdim.

 

‘Burada değil!’

Bu esnada bir Asayiş çalışanı içeri girdi, “Biryar’ın annesi, kardeşi ve akrabaları gelmiş, kapının önünde bekliyorlar” dedi. Sorguyu yapan “Biryar’ın burada olmadığını söyleyin” dedi. Subayı, “Yalnız bir defa göreyim, iyi olduğumu bilsinler de yüreklerine su serpilsin, ondan sonra isterseniz beni 10 gün daha bu zindanda tutun” diyerek ikna etmeye çalıştım ama subay daha önce duyduğum cümlenin aynısını kurdu: “Böyle bir emir almadık!”

Sabaha karşı saat 3 gibi bir kişi geldi, kapılarımızı açtı ve bizi gösterip, “Bunlar gidebilir” dedi. Ardından da subay, “Malzemeleriniz bizim yanımızda kalacak” dedi. Telefonumu sordular ve orada bırakmak zorunda olduğumu söylediler. Yalnızca arabamın anahtarını aldım ve çıktım.

 

‘Hiçbir detay bilmiyordum’

Arabaya binip yönümü Duhok’a çevirdim. Yolda bir gençten telefonunu rica ettim, annemi ve ailemi aradım, iyi olduğumu söyledim. “Dêreluk’a gel” dediler; arkadaşı Duhok’a bırakıp geleceğimi söyledim.

Duhok’taki ofise ulaştığımızda NRT’nin Zaxo muhabiri Ehmed Zaxoyî de oradaydı. Bize tüm arkadaşların tutuklandığını söyledi.

Duhok Asayişi, 27 Şubat 2019’un sabahında, çok erken bir saatte beni çağırdı. 156. maddeden suçlandığımı ve mahkemeye çıkarılacağımı söylediler. Ne için suçlanıyordum? Hakkımdaki iddialar nelerdi? Hiçbir detay bilmiyordum.

Bir Asayip sorumlusu, “Ya NRT’den vazgeç, onlarla çalışmayı bırak ya da bu iş senin başını yiyecek. Sonunda ya zindanda öleceksin ya da dışarıda vurulacaksın” dedi. Üslubu sertti, tehdit ediyordu, “Babanın başka evladı var mı?” diye sordu.

 

Çalışana mahkeme, ofise mühür

Mahkemeye eninde sonunda çıkarılacaktık. Bize, “Gidin, yarın gelin” dediler. Sonra bir telefon bile etmediler ama Emniyet güçleri gelip ofisimize mühür vurdu. El konulanları ancak dört ay sonra geri alabilecektik.

Özellikle eylemleri takip ederken şiddet gördüğüm de, tutuklandığım da çok oldu. Telefon ya da sosyal medya üzerinden Emniyet personelinden defalarca yaptığım işi bırakmam için tehdit edildim. Bu baskıları hep reddettim, reddediyorum. 

* Bu yazı ilk olarak Kirkuknow haber sitesinde Kürtçe’nin Sorani lehçesinde yayınlanmıştır.

 

 

  •  Bir Asayiş çalışanı içeri girdi, “Biryar’ın annesi, kardeşi ve akrabaları gelmiş, kapının önünde bekliyorlar” dedi. Sorguyu yapan “Biryar’ın burada olmadığını söyleyin” dedi. İkna etmeye çalıştım, “Böyle bir emir almadık” dedi.

KCK: Halkımız bir serhildan gerçekleştirdi

 

KCK, Şêladizê’de 26 Ocak 2019’da Kürt halkının Türk MİT’inin karargahını basıp ateşe vermesi ardından bir açıklama yaparak eyleme katılanları kutlamıştı.

“Şêladizê ve Dêraluk halkımız, 26 Ocak günü soykırımcı TC devletinin Güney Kürdistan’da yaptığı katliamları protesto etmek için görkemli bir serhildan gerçekleştirmiştir” diyen KCK, açıklamasında şu vurguları yapmıştı:

* “Halkımız bu serhildanda Şêladizê’deki bir askeri üssü içindeki araç-gereçlerle birlikte ateşe vermiş; böylece katliam, soykırım ve işgale karşı net bir ulusal tavır ortaya koymuştur. Kürtlerin her türlü hak, özgürlük isteğine ve irade beyanına şiddet ve katliama cevap veren faşist TC devleti, bu serhildana da anı biçimde karşılık vermiştik. Faşist Türk ordusu, sivil halkın üzerine rastgele ateş açmış ve burada iki yurttaşımız şehit düşmüş, on yurttaşımız da yaralanmıştır.”

* “Serhildanı gerçekleştiren halkımızın şahsında Güney Kürdistan halkımızı kutluyoruz. Halkımızın katliam, soykırım ve işgale karşı olan bu ulusal tavrını her koşul altında desteklediğimizi bildiriyoruz. Serhildanda şehit düşen yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı yurttaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz. Başta şehit ailelerimiz olmak üzere tüm Kürdistan halkına taziyelerimizi sunuyoruz.”

* “Değerli halkımız; hiç kuşku yok ki Güney Kürdistan’daki TC işgalini kırmak, Kürtlerin her parçadaki özgürlüğü için çok önemli bir milat olacaktır. Bu nedenle Şêladizê’de ortaya konulan irade çok değerlidir ve mutlaka sahiplenilmelidir. Serhildanlar ve demokratik eylemler Şêladizê ve Dêraluk gibi yerlerle sınırlı kalmamalı, tüm Güney Kürdistan’a yayılmalıdır. Güney Kürdistan’ın statü ve güvenliği de ancak böyle sağlanabilir.”

 

 

 

Şêladizê’de ne olmuştu?

 

Irak’taki Federe Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Şêladizê çevresinde uzun süreden beri devam eden Türk işgal saldırıları, bölgede yaşayan halkın Türk devletine yönelik öfkesini keskinleştirdi. En son 23 Ocak 2019’da Türk ordusuna ait savaş uçakları, Duhok’un Amediye ilçesine bağlı Şêladizê kasabası yakınlarını bombalamıştı. Bombardıman, çoğu zaman olduğu gibi, sivil halkı hedef aldı: Saldırıda altı sivil şehit düştü.

Bu saldırı ardından Cumartesi günü Şêladizê ve çevre kent ve köylerde yaşayanlar kent merkezinde toplanarak cenazeleri almak ve Türk saldırısını kınamak için bir basın bildirisi yayınladı ve en yakın MİT üssüne doğru yürüyüşe geçtiler.

Şêladizê’de yaşanan serhildan, yönünü tanklar ve ağır silahlar ile korunan MİT merkezine çevirdi. Silahsız bir şekilde gösteri düzenleyen halkın üzerine Sîri’de bulunan Türk askerleri tarafından ateş açıldı: İki yurttaş şehit düştü, sekizi de yaralandı. MİT üssüne giren halk, tanklara ve birçok askeri araca el koydu; insanlar, canlı olarak ele geçirdikleri askerleri KDP Asayişi’ne teslim ediyordu. Serhildanda üste bulunan araç ve binaların bir bölümü ateşe verildi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.