Diyarbekir’den geçen yol

Selim FERAT yazdı —

15 Kasım 2021 Pazartesi - 23:30

  • Buldan’ın Diyarbekir’den "Her gün biraz daha çürüyen bu iktidar, halkımızın gücü ve mücadelesiyle önümüze konulacak olan ilk seçimlerde gidecektir" mesajı, seçimlere daha iki yıl kalsa da umut yüklü. 

 

Diyarbekir’in nelere muktedir olduğunu nasıl görebiliriz?

Yargının "sopa", sopanın demokrasi sanıldığı bir ülkede, 2023 seçimleriyle ilgili hazırlıklar, Erdoğan cumhurbaşkanı olduktan sonra başlatıldı.

2023’le ilgili son açıklamalardan biri de HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’dan geldi.

Buldan, Diyarbekir’den konuştu: "2023’ün yolu da mutlaka Diyarbakır’dan geçecektir."

27 Eylül’de kamuoyuna yansıtılan "Çözüm Deklarasyonu"na dayanan bir açıklama olarak algıladım.

"Güçlü demokrasi; tarafsız ve bağımsız yargı; kayyum rejimi değil halk idaresi; Kürt sorununda demokratik çözüm; barışçı dış politika; kadına özgürlük ve eşitlik; ekonomide adalet; doğaya saygı; gençler için özgür yaşam; demokratik anayasa" başlıklarını taşıyan bu deklarasyon, Türkiye’de ivedilikle ulaşılması gereken demokratik hedeflere ve temel haklara işaret ediyordu.

Kürdistan için çözüm Türkiye’yi aştığından, burada "Kürt sorunu"na cevap aranmasını, günümüzdeki reel politikanın yansıması olarak not ediyorum.

Yine de bu deklarasyonun ana başlıkları, Pervin Buldan’ın Diyarbekir’deki çıkışı, bize bu yolun Diyarbekir’den geçeceğini göstermiyor mu?

Böyle olunca da HDP belki de Ortadoğu’nun tüm ülkelerindeki temel insani sorunların ana başlıklarını taşıyan bir deklarasyon ilan etmiş oldu.

Basına Kemalist ve bazen de ırkçı pozlar sunan Sözcü yazarı Yılmaz Özdil bir televizyon proğramında şunları söylemiş: "HDP milletvekilleri, parti yöneticileri vatandaşa oy isterken ne dediyse seçildikten sonra da birebir onu yapmıştır. Ben görüşlerine katılmam, tekrar söylüyorum… HDP seçmenine yalan söylemeyen tarihteki tek partidir."

Ne amaçla söylenmişse söylensin, HDP’nin dayandığı politikanın etkin ağırlığının bir yansıması.

Özellikle de "Korku deneyiminin varlığımızın bir parçası" (Reimann) olduğu yerkürede, korkunun "insan varlığını tehdit ettiği" Türkiye gibi bir ülkede, korkuya karşı duran tek bir "sözü" bile bir artı olarak görmek gerekmiyor mu?

Ancak, korkunun kanıksatıldığı Türkiye’de, muhalefet çok çekingenken, korku serumuna bağlanan toplum, sopayı elinde tutan Erdoğan’a teslim edildi.

Korkanlar, güçlü bir sütuna dayanmayı tercih ederler.

Korkuya dair uzman Psikolog Fritz Reimann (1902-79), "Grundformen der Angst/Korkunun Temel Formları) adlı  kitabında, korkunun iki açısına işaret eder: "Bir yandan bizi aktif hale getirebilir, diğer yandan bizi felç edebilir."

Türkiye’deki sorun, Erdoğan’ın temsil ettiği korku sisteminde. HDP dışındaki muhalefeti felç eden de bu sistem.

Korkuyu temsil eden yukardakilerin tümüne yakın Drakula duruşlu adamlar.

Tümü de korku sistemini kanıksatmak için, özenle seçilmiş figürler.

İ. Kalın konuştuğunda, insani bir ses duyuyorsanız, Türkiye’de değilsinizdir.

M. Çavuşoğlu konuştuğunda, füze, tank, kimyasal gölgesine gönüllü biat eden ses tellerinin titreşiminin melodisinden başka bir şey duyamazsınız.

S. Soylu, tarihte atılan askeri adımların toplamının yüklendiği bir fişeği andırmıyor mu?

Almanya’da bir Goebbels vardı.

Türkiye’de diğerlerini aktarmadım, sadece üç as Goebbels, bir de as Goebbels Reis eklenince, en azından dört Goebbels eder.

Buldan’ın Diyarbekir’den "Her gün biraz daha çürüyen bu iktidar, halkımızın gücü ve mücadelesiyle önümüze konulacak olan ilk seçimlerde gidecektir" mesajı, seçimlere daha iki yıl kalsa da umut yüklü. "Bizi yenemeyecekler" sözü ise, Diyarbekir’e daha da yakışmış.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.