Süreç bahane, mücadele şahane
Selim FERAT yazdı —
- Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının işgale rağmen mümkün olup olmayacağı, son günlerin makul sorularından bir olmaya devam ediyor.
Tarih açısından mücadelenin 'şahane' olduğu devrim tarihlerinde belirleyici rol oynadı.
'Nihai çözüm' bir kandırmaca. Nihai yok, sonsuza dek devam edecek bir varoluş mücadelesi var.
Devlet "son noktayı koyduk" demek ister.
Özgürlüğün nihai değil, değişen hayallerin sonsuza dek değişerek devam edeceğinden hareket etmenin, daha gerçekçi olacağından hareket ediyorum.
'Süreç' derken ne anlaşılıyor?
Süreçle ilgili devlet kaynaklı kanıksatılmak istenen, karamsarlıktır.
Umutlu davranmak için yüksek değer ise mücadeleye devam edenlerin bıraktığı miras.
Burada sözü YPJ Komutanı Rojhilat Efrîn’e bırakıyorum. Rojava’da olan O. Acıyı yakından hisseden bu komutanın, son süreçle ve özellikle Mazlum Ebdî ile Îlham Ehmed’in Münih Konferansı’ndaki görüşmelerinden sonra yaptığı açıklamayı unutulmayacak bir söylev olarak kaydediyorum: "…Eğer bu süreç doğru şekilde yürütülürse dünya kamuoyu Kürtlerin özgürlüğü için daha fazla sorumluluk alabilir. Bizim için en önemli ölçüt, elde edilen kazanımların korunması ve şehitlerimizin verdiği mücadelenin boşa gitmemesidir. Bizim için önemli olan, Kürdistan’ın dört parçasının birlik içinde Rojava’yı savunmasıdır. Ancak bu şekilde Kürt halkının özgürlüğü sağlanabilir. Parçalanmışlık ve inkâr devam ettiği sürece bu mümkün değildir.”
Mücadele, değişmiş güzergaha rağmen devam ediyor.
Aksesuar yanıltıcı olabilir.
Süreç derken, tarafların perspektifinden birbirinin zıddı tanımlamalar çıkabilir.
Bilinen:
Devletin, Kuzey Kürdistan’da yaşayan halkı en 'cüzi masrafla' entegre etme planı.
Kürt Özgürlük Hareketi'nin hedefi ise ilk planda, adı ne olursa olsun, Kürdistan’da yaşayanların kendilerini yönetebilecekleri bir yaşam alanına sahip olmaları.
Tam da böylesi bir yol kavşağındayız.
'Ortak politik bir dil bulmak', 'Komisyon kurmak'; bunların tümü, ulaşılması istenen hedef ve gerçekleştirilmesi istenen planın formları.
Aktüel 'süreç', eğer yol açacaksa bir çözüme, devlet adına hareket edenler ile Kürdistan’ı temsil edenlerin dayandıkları zemin, atılacak her adımda tayin edici olacaktır.
Böylece:
Çanakkale ile başlayan cümlelerin nereye gittiğini biliyorum.
Resmi milli tarihe dayalı 'kurtuluş savaşları', başkomutanların başarılarına endeksli.
Mühürle onaylanmış tarihleri unutmanın zamanı.
Bundan dolayı da daha başından beri isminden ve göreceği işlevden dolayı, kuşku ve mesafeyle yaklaştığım 'Milli Dayanışma, Birlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 60 sayfalık raporunun 29 sayfasındaki tanımın, beyhude bir tarif olmadığının altını çizmek istiyorum: "Çanakkale’de, Sakarya’da ve Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bir arada yürüyen irade; güvenlik kaygıları ile hürriyet alanını birlikte düşünmeyi, adalet ve refahı ortak hedef hâline getirmeyi mümkün kılan siyasal aklı beslemiştir."
Bakırhan, "Bu rapor Kürt meselesinin çözüldüğü bir rapor değil, başlangıçtır" tanımlaması, yolu tıkamak istemeyen politik bir manevradır.
Türk meselesinin çözümü, Kürt sorununun çözümünün ilk adımlarından biri olabilir.
Tarihi bir kırılma yaşamadığı müddetçe Türk resmi tarihi ve Türk toplumunda sosyal bir değişimin adımları atılmadan, Kürtlerin Türkler tarafından 'kabulü' mümkün olmayacak. Böyle olunca da Türk’ün 'Kürt hapı'nı yutması pek kolay olmayacak gibi.
Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının işgale rağmen mümkün olup olmayacağı, son günlerin makul sorularından bir olmaya devam ediyor. Özellikle Münih Güvenlik Konferansı'ndan sonra ortaya çıkan tablo, tüm (resmi) süreçlerin bir bahane ve mücadelenin her haliyle 'şahane' olduğuna işaret ediyor.
