Kürdistan’ın bir halkası daha yükseliyor
Selim FERAT yazdı —
- Savaşa, paradoksa, yıkım ve karanlık tünele rağmen çıkarımım: Birleşik Kürdistan’a giden yolda, Kürdistan’ın bir halkası daha yükseliyor.
SELİM FERAT
Bir naratifle başlamak istiyorum: 'Direniş Ekseni', 1979'daki 'İslam Devrimi' sonrasında, İran liderliğinde İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ve onun dış operasyonlardan sorumlu kolu 'Kudüs Gücü'yle İsrail sınırları içinde bir ateş çemberine dönüştü.
'Direniş Ekseni', İran için caydırıcı bir güç ama İsrail için ise Romalılara teslim olmak istemeyen Masada'daki (Ölü Deniz’e yakın dağ tepesine kurulan yerleşim kenti) 960 Yahudinin intihar etmesinden sonra “Bir daha Masada asla düşmeyecek“ diyen geriye kalanları ve Holocost’u yaşayanları alarma geçiren, kabus ve sürekli bir tehdittir.
Masada'nın (Kale) düşeceği korkusuyla yaşayan İsrail, Kudüs’ün İran tarafından fethedileceği korkusuyla yaşamadı. Kudüslüler, düğmeye bastı ve İran’a karşı ikinci savaş hamlesi de böylece başladı.
ABD için net olan, Venezuela’dan sonra Suudiler ve İran’ın ortak özünün, dünyanın gözde petrol yataklarına sahip olmalarıdır. ABD’nin çıkarı, devasa petrol yataklarına sahip olan İran’ı kontrol alanına almak, bedavaya olamazsa da petrol yataklarıyla ilgili söz sahibi olmaktır.
Bu savaş özgürlük getirmez. Ne Amerika ne de İsrail, 1979'dan bu yana Mollaların yaşamlarına kastettiği halkların sorunlarını çözemez. Fars bir öğrenci (Kurosch) isabetli özetliyor: “Umarım yakında biter. Bu böyle devam edemez. Ne rejim ne de savaş!”
Kürdistanlılar sevinmesin mi?
Tehdit altında olan bir rejim var ve özellikle Devrim Muhafızları üyeleri için, teslim olup Başkan Trump'a boyun eğmektense… ile başlayacak bir cümle, daha gerçekçi gibi.
Ve devamla: Savaşı ve İsrail/ABD saldırıları desteklenemez. Her savaşta insanlık suçları işleniyor. İran bağlamında orantısız güce sahip İsrail ve ABD’nin hava saldırıları sonucu İran dini lideri Ali Hamaney’in, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın da öldüğünü bildirdi. Bu rejimin iki gözde temsilcisi, Abdurrahman Qasimlo’nun 13 Temmuz 1989’da Viyana’da katledilmesi; Şerefkendi ve arkadaşlarının 1992’de Berlin’de kurşuna dizilmeleri ve 2022'da Jîna Emînî’nin gözaltında katledilmesiyle doruğa çıkan yapısal kırım politikasından sorumluydular. Gökten şimşek düşse ve ölselerdi, Kürdistanlılar 'yağmur duası' sonucu olduğunu, 'Zerdüşt’ün intikamı' sanıp sevinç gözyaşı dökerlerdi.
Paradoks ve çıkışa vesile
Ve devamın devamıyla: Kürdistan, Fars, Beluci, Azeri halklarının istemediği rejimi hükmettiği alanlarda devirmek mümkün olmadı. Savaş rejimi değiştiremez/Halk rejimi deviremedi denklemi, paradoks ama aktüel durumda 'çözümsüzlüğe' işaret ediyordu/ediyor.
Savaşa rağmen Rojhılat’ta 'Jin, Jiyan, Azadî' seslerinin daha gür yükselmesi, bu büyük paradoksun bir sonucu olsa gerek. Büyük bir yanlışın, birçok doğruyu doğurması da diyalektik bir gelişim.
Dünya nüfusunun 40'ta birine yakınının (75 milyon civarında) yaşamını yitirdiği II. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan yeniden uyanışla birlikte, onlarca ülkenin İngiliz sömürgeciliğinden kurtulmaları mümkün olmuştu.
Bu aktüel savaştan önce bir Kürdistan uyanışına tanık olduk. Savaş başlamadan bir hafta önce 22 Şubat’ta yapılan bir toplantıda, 8 ay süren tartışmalar sonucunda Rojhilatê Kurdistan’da güç sahibi parti ve örgütler bir araya geldi ve ittifak için bir platform oluşturdu. Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Yürütme Kurulu Üyesi Ehwen Çiyako, "Kürt halkı büyük bir potansiyele sahip. Bu potansiyeli ve enerjiyi zafer gücüne dönüştürmeye çalışacağız” demişti.
Savaşa, paradoksa, yıkım ve karanlık tünele rağmen çıkarımım: Birleşik Kürdistan’a giden yolda, Kürdistan’ın bir halkası daha yükseliyor!
