DTK ve HDK’ye saldırıların iç yüzü

Cihan DENİZ yazdı —

9 Aralık 2020 Çarşamba - 23:00

  • Tüm mücadele alanlarındaki birlikteliği ortadan kaldırmayı ve bu mücadeleleri yalnızlıkları içinde tek tek tasfiye etmeyi amaçlayan tüm bu yönelimlere karşı demokratik alan açısından en acil görev DTK ve HDK’yi daha da güçlendirmektir.

Güne gözaltı haberleriyle uyanmak… Bir siyasetçinin tutuklandığını öğrenmek…

Bir gazetecinin yargılandığı bir davada ceza aldığını görmek…

Tüm bunlar “Yeni” Türkiye’nin normalleridir. Bu “normal” içinde dikkat çeken nokta ise özellikle 2020 ile birlikte iktidarın Demokratik Toplum Kongresi’ne ve Halkların Demokratik Kongresi’ne dönük özel bir yönelim içinde girdiğidir.

Tüm parçalarda Kürtlerin mücadelesinin yine Kürtlerin eliyle bastırılmak istendiği ve buna karşı ulusal birlik çağrılarının yükseldiği bir süreçte, Türkiye’deki Kürtlerin kendi arasında birliği sağlamasının, bir araya gelip sorunlarının çözümüne irade olabilmesinin en önemli aracı olduğu için DTK hedef alınmaktadır. Kürtler arasında birlik için verdiği mücadelenin sonucunda iktidarın Kürdistan’da sahip olduğu toplumsal desteğin erimesi nedeniyle cezalandırılmaktadır. Erken veya zamanında yapılacak ilk seçimde Kürtlerin kendi arasında ve diğer halklar ile geliştireceği ilişkilerin şimdiden önüne geçmek için Batı’da HDK, Kürdistan’da DTK’ya yönelmektedirler. Kısacası HDK ve DTK iktidara siyaseten ve toplumsal olarak büyük kaybettirdi. Ve iktidar bunun bedelini ödetmek istemektedir. Ve bunların tekrarı olmaması için şimdiden önlemlerini almaya çalışmaktadır.

Bununla beraber, amaç sadece siyasetçileri, sendikacıları, gazetecileri, akademisyenleri ve en nihayetinde bu kurumlar içinde faaliyet gösteren kişileri gözaltına almak, tutuklamak, cezalandırmak ve en nihayetinde bu kurumları tasfiye etmek değildir. Demokratik siyasetin 90’lardan beri yarattığı mücadele geleneği çok açık bir şekilde göstermektedir ki, iktidar kaç kişiyi tutuklarsa tutuklasın, kaç kişiyi göstermelik mahkemelerle yargılayıp cezalandırırsa cezalandırsın; Kürt halkı bir an tereddüt etmeden boşlukları doldurmaktadır. Bu gerçeği en iyi bizzat iktidarın kendisi çok iyi bilmektedir. Ve tam da bu nedenle bugün DTK’ye ve HDK’ye karşı devreye koydukları konseptin, halktaki bu kararlılığın temelini hedef alan ideolojik bir boyutu da vardır. Ve belki de tüm bu konseptin özü bu noktadır.

Başka koşullarda iktidarın özel olarak Meclis’e davet ettiği DTK’yi ve aynı şekilde HDK’yi bugün kriminalize ederek hedef tahtasına oturtmasının altında tam da bu gerçek yatmaktadır. Tek başına zor aygıtı kullanarak halkları sindirmek mümkün olmadığı için, demokratik alanın ideolojisinin ete kemiğe büründüğü DTK ve HDK’ye yönelmeleri bu anlamıyla asla tesadüf değildir.

Dolayısıyla tüm bunlar, iktidarın zor aygıtını kullanarak geliştirdiği saldırılar olduğu kadar, aynı zamanda bizzat Kürtlerin mücadelesinin özünü hedefleyen ideolojik saldırılardır. İktidar, Kürtlerin kendi arasındaki ve diğer halklarla kurduğu stratejik ilişkiler kadar bunları mümkün kılan altta yatan ideolojik temeli de kendisi için bir tehdit olarak görmektedir. Kürtleri örgütsüz bırakmadan önce Kürtlerin mücadeleleri içinde yarattığı değerleri ve ilkeleri, bizzat bunların ete kemiğe büründüğü kurumları hedefleyerek ortadan kaldırma amaçlanmaktadır. DTK ve HDK karşısındaki bu tahammülsüzlüklerinin en temel nedeni Kürtleri, Türkleri, Ermenileri, diğer halkları ve tüm ezilenleri aynı zeminde buluşturması ve yaşadıkları sorunların çözümünde ortaklaştırmalarıdır.

En başta halkların ulus devletlerin dayattığı ulusal, dinsel, kültürel tekçiliği aşarak ve devlete ihtiyaç duymadan kendi sorunlarının çözümü için irade haline gelmesi; her şeyden önce kadın özgürlüğü için mücadele edilmesi; kapitalist modernitenin kar için harcanabilir bir nesne olarak gördüğü doğanın yıkımına karşı ekolojik duruş. Yani Demokratik Ekolojik Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma. İşte kendileri için en büyük tehdit olarak görüp tahammül edemedikleri ve ortadan kaldırmayı hedefledikleri budur. Tüm eksikliklerine, tüm yetmezliklerine rağmen kendini bu üç sac ayağı üzerinde örgütlediği için DTK ve HDK iktidarın hedefi haline gelmiştir. Sadece bu coğrafya için değil kapitalizme karşı ezilenlerin mücadele ettiği her yerde “başka bir dünya mümkün” diyenlerin yakından takip ettiği ve tartıştığı bir ideolojiyi temel aldığı için iktidarın kendi hukuklarını bile çiğneyen baskıları ile karşı karşıya kalmaktadır.

Tüm mücadele alanlarındaki birlikteliği ortadan kaldırmayı ve bu mücadeleleri yalnızlıkları içinde tek tek tasfiye etmeyi amaçlayan tüm bu yönelimlere karşı demokratik alan açısından en acil görev DTK ve HDK’yi daha da güçlendirmek, bugün için dışarıda kalmış kesimleri de kapsayacak şekilde yaygınlaştırmak ve dayandıkları ideolojik temel üzerinden verilecek mücadeleyi daha da yükseltmek olacaktır. Ve son olarak, daha güçlü bir DTK ve HDK, bu kurumlara hayat veren ideolojik zemini oluşturan Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı bir kez daha cezaevlerinden yükselen mücadeleye bu cepheden verilecek en anlamlı yanıt olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.