Gezegenimiz ‘dönülmez akşamın ufkunda’ mı?

Dosya Haberleri —

5 Temmuz 2021 Pazartesi - 12:58

  • Türlerin yok olması, daha yaygın hastalıklar, yaşanamaz sıcaklıklar, ekosistemin çöküşü, yükselen denizlerin tehdit ettiği şehirler… Bunlar ve diğer yıkıcı iklim etkileri hızlanıyor ve bu etkiler bugün doğan bir çocuk 30 yaşına gelmeden önce acı verici bir şekilde illaki ortaya çıkacak.

SERAP GÜNEŞ

 

Birleşmiş Milletler (BM) iklim bilimi danışmanlarından alınan önemli bir taslak rapora göre insanlar, gezegeni ısıtan sera gazı emisyonlarını düşürebilseler bile iklim değişikliği önümüzdeki on yıllarda dünyadaki yaşamı temelden yeniden şekillendirecek.

Türlerin yok olması, daha yaygın hastalıklar, yaşanamaz sıcaklıklar, ekosistemin çöküşü, yükselen denizlerin tehdit ettiği şehirler… Bunlar ve diğer yıkıcı iklim etkileri hızlanıyor ve bu etkiler bugün doğan bir çocuk 30 yaşına gelmeden önce acı verici bir şekilde illaki ortaya çıkacak.

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), bir taslak raporda, toplumların şimdi yaptığı seçimlerin, türümüzün gelişip gelişmeyeceğini ya da 21. yüzyıl ortaya çıkarken hayatta kalıp kalamayacağını belirleyeceğini söylüyor. Ancak tehlikeli eşikler, bir zamanlar düşünülenden daha yakın ve kısa vadede onlarca yıllık dizginsiz karbon kirliliğinden kaynaklanan korkunç sonuçlar yaşanması kaçınılmaz.

Raporda, “En kötüsü henüz gelmedi, çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatlarını bizimkinden çok daha fazla etkileyecek” deniyor.

İklim değişikliğinin dünyamızı nasıl alt üst ettiğine dair bugüne kadar derlenmiş en kapsamlı katalog olan rapor, insanlığın gezegeni idare edişine ilişkin 4 bin sayfalık bir iddianame gibi görünüyor. Ancak kritik politika kararlarına yön vermek üzere tasarlanan belgenin Şubat 2022’ye kadar yayınlanması planlanmıyordu. Bazı bilim insanları, iklim, biyoçeşitlilik ve gıda sistemleri üzerine bu yılki zorlu BM zirveleri için geç kalındığını söylüyor.

 

Müttefikler düşmana dönüşüyor

Taslak rapor, küresel bir “eko-uyanış” zamanına denk geliyor ve dünya çapında hükümetler ve şirketler tarafından kötü tanımlanmış bir dizi net sıfır vaadine karşı bir sağlama yapma işlevi görüyor.

Vurguladığı zorluklar, sistemsel ve günlük yaşamın dokusuna örülü. Ayrıca son derece adaletsizler: Rapor, küresel ısınmadan en az sorumlu olanların orantısız şekilde en çok zararı göreceğini açıkça ortaya koyuyor. Ve atmosfere rekor miktarda sera gazı salarken bile ormanların ve okyanusların onları emme kapasitesini baltaladığımızı, ısınmaya karşı mücadelede en büyük doğal müttefiklerimizi düşmana çevirdiğimizi gösteriyor.

Rapor, önceki büyük iklim şoklarının çevreyi çarpıcı biçimde değiştirdiği ve çoğu türü yok ettiği konusunda uyarıyor ve insanlığın kendi ölümünün tohumlarını ekip ekmediği sorusunu gündeme getiriyor.

“Dünyadaki yaşam, yeni türlere evrimleşerek ve yeni ekosistemler yaratarak sert bir iklim değişikliğinden kurtulabilir” diyor: “İnsanlar ise, bunu başaramaz.”

 

‘Geri dönüşü olmayan sonuçlar’

Büyük bir revizyondan geçen ve yayınlanmadan önce değişmesi muhtemel olmayan taslak raporda en az dört ana çıkarım var.

Birincisi, Sanayi Devrimi’nin başlangıcından bu yana 1,1 derecelik bir ısınma ile iklimin halihazırda değişmekte/değişmiş olduğu.

On yıl önce bilim insanları, küresel ısınmayı 19. yüzyılın ortalarındaki seviyelerin 2 derece üzerinde sınırlamanın geleceğimizi korumak için yeterli olacağına inanıyorlardı.

Ardından 2015’te, yaklaşık 200 ulusun toplu olarak ısınmayı 2 derece -ve mümkünse 1,5 derecenin “çok altında”- sınırlama sözü verdiği Paris İklim Anlaşması geldi.

Mevcut trendlere göre en iyi ihtimalle 3 dereceye gidiyoruz.

Önceki modeller, 2100’den önce iklim değişikliğinin dünyayı başka bir yer haline getireceğine ihtimal vermiyordu ancak BM taslak raporu, 1,5 derecenin ötesinde bile uzun süreli ısınmanın “ilerici derecede ciddi, yüzyıllarca süren ve bazı durumlarda geri döndürülemez sonuçlara” yol açabileceğini söylüyor.

Geçen ay Dünya Meteoroloji Örgütü, dünyanın 2026 yılına kadar en az bir yıl boyunca 1,5 derecelik eşiğini geçme olasılığını yüzde 40 olarak öngördü.

Bazı bitkiler ve hayvanlar için çok geç olabilir.

Raporda, “1,5 derecelik bir ısınmada bile koşullar, birçok organizmanın uyum sağlama yeteneğinin ötesinde değişecek” deniliyor.

Mercan resifleri -yarım milyar insanın bağımlı olduğu ekosistemler- buna bir örnektir.

Kuzey Kutbu’ndaki yerli halklar, geçim kaynaklarının ve tarihlerinin üzerine inşa edildiği çevre, kar ayakkabılarının altında eridiği için kültürel yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Isınan bir dünya, aynı zamanda yangın mevsimlerinin uzunluğunu da artırdı, potansiyel yanabilir alanları iki katına çıkardı ve gıda sistemleri kayıplarını arttırdı.

 

Hazırlanın

Dünya bu gerçekle yüzleşmeli ve saldırıya hazırlanmalı: Raporun ikinci büyük çıkarımı bu.

BM raporu, “Mevcut adaptasyon seviyeleri, gelecekteki iklim risklerine yanıt vermek için yetersiz olacaktır” diye uyarıyor. Yüzyıl ortası tahminleri (2 derecelik iyimser bir senaryoda bile) bunu ciddiyeti tam yansıtmayan bir ifade haline getiriyor.

  •  2050 yılına kadar on milyonlarca insanın daha fazla kronik açlıkla karşı karşıya kalması muhtemel ve eşitsizliğin derinleşmesine izin verilirse on yıl içinde 130 milyon kişi daha aşırı yoksulluğa düşebilir.
  •  2050’de iklim krizinin “ön cephesinde” yer alan sahil kentlerinde, yüz milyonlarca insanın sel ve yükselen denizler yüzünden daha ölümcül hale gelen, giderek sıklaşan fırtına dalgalanmaları riski altında kaldığını göreceğiz.
  • Kentsel alanlarda yaşayan yaklaşık 350 milyon daha fazla insan, 1,5 derecede şiddetli kuraklık nedeniyle su kıtlığına maruz kalacak; 2 derecede ise 410 milyon insan.
  • Bu ekstra yarım derece, aşırı ve potansiyel olarak ölümcül ısı dalgalarına maruz kalan 420 milyon daha fazla insan anlamına gelecektir.
  • Raporda, “Afrika için adaptasyon maliyetlerinin 2 derecenin üzerindeki ısınmayla yılda on milyarlarca dolar artacağı tahmin ediliyor” uyarısında bulunuyor.

 

Dönüşü olmayan nokta

Üçüncüsü, rapor, bilim insanlarının henüz ölçmeye ve anlamaya başladığı, iklim sistemindeki devrilme noktaları olarak bilinen geri dönüşü olmayan eşiklerin yanı sıra bileşik ve kademeli etkilerin tehlikesinin de ana hatlarını çiziyor.

İklim sisteminde geri dönüşü olmayan ve potansiyel olarak felakete yol açabilecek bir değişiklik için bir düzine sıcaklık eşiği tespit edildi.

Son araştırmalar, 2 derecelik ısınmanın, Grönland ve Batı Antarktika’nın üzerindeki buz tabakalarının erimesini (okyanusları 13 metre yükseltmeye yetecek kadar donmuş su ile) geri dönüşü olmayan bir noktayı aşabileceğini göstermiştir.

Diğer eşikler, Amazon havzasının tropik ormandan savanaya dönüşmesi ve Sibirya’nın permafrostundan milyarlarca ton karbonun çözünerek daha da fazla ısınmaya sebep olması olacak.

Daha yakın bir gelecekte, bazı bölgeler -Doğu Brezilya, Güneydoğu Asya, Akdeniz, orta Çin- ve hemen hemen her yerdeki kıyı şeritleri, aynı anda birden fazla iklim felaketiyle yıpranabilir: Kuraklık, sıcak hava dalgaları, kasırgalar, orman yangınları, sel.

Ancak küresel ısınmanın etkileri, insanlığın dünyanın dengesini bozduğu diğer tüm yollarla da şiddetleniyor.

Raporda bunlar arasında “habitat ve dayanıklılık kaybı, aşırı kullanım, su kaynaklarının tüketilmesi, kirlilik, istilacı yerli olmayan türler ve zararlıların ve hastalıkların yayılması” yer alıyor.

Dünya Bankası’nın eski baş ekonomisti ve Stern Review on the Economics of Climate Change’in yazarı Nicholas Stern, böylesi bir karmaşık sorun için kolay bir çözüm olmadığını söylüyor.

IPCC raporuna katkısı olmayan Stern, “Dünya, iç içe geçmiş karmaşık bir dizi zorlukla karşı karşıya” diyor. “Onları birlikte ele almadığınız sürece hiçbirinde pek başarılı olamayacaksınız.”

 

‘Dönüşümsel değişim’

Raporda çok az iyi haber var; ancak IPCC, en kötü senaryolardan kaçınmak ve artık önlenemeyecek etkilere, yani nihai çıkarıma hazırlanmak için çok şey yapılabileceğini vurguluyor.

Mavi karbon ekosistemleri adı verilen habitatların -örneğin yosun ve mangrov ormanları- korunması ve restorasyonu, karbon stoklarını arttırır ve fırtına dalgalanmalarına karşı koruma sağlamanın yanı sıra vahşi yaşam habitatları, kıyı geçim kaynakları ve gıda güvenliği sağlar.

Daha fazla bitki bazlı diyete geçiş, gıda kaynaklı emisyonları 2050 yılına kadar yüzde 70’e kadar azaltabilir ancak rapora göre benzinli bir araç yerine Tesla almak veya her zamanki gibi işleri dengelemek için milyarlarca ağaç dikmek durumu kurtarmayacak.

Rapor, ”Birey, topluluklar, iş dünyası, kurumlar ve hükümetler: Her düzeyde süreçler ve davranışlar üzerinde işleyen dönüşümsel değişime ihtiyacımız var” diyor: “Yaşam biçimimizi ve tüketimimizi yeniden tanımlamalıyız.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.