Grev açlık ve yaşamayı bilmek

Selim FERAT yazdı —

18 Ocak 2021 Pazartesi - 23:00

  • Bu açlık grevi, 80’li yıllarda Diyarbekir’de gerçekleşen ölüm oruçlarını bastırmak için yapılan katliamlar; 2000 yılında İstanbul’daki hapishanelerde başlatılan ölüm oruçlarını sonuçlandırmak için 19-22 Aralık’ta yapılan katliamlardan ders çıkaranların başlattığı bir açlık grevidir ve Erdoğan rejiminin gitmesine ramak kalan bir dönemde başlatılmıştır.

Selimferat@web.de

Türk hapishanelerinde başlatılan açlık grevleri neyi sembolize ediyor?

Yaklaşık iki ay önce başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevini yürütenler, başta Öcalan’a ve diğer tutsaklara karşı uygulanan tecridi sona erdirmeyi hedefliyor.

Basında yapılan yorumlardan birinde, açlık grevi "dünyanın en zor eylemi“ olarak tanımlandı.

Katılıyorum, dünyanın en zor olan eylemlerinden biri olan açlık grevi, eğer başlamışsa uzun bir yolculuk, bu yolculuğun sonu için gerekli olan adımlardan biri olacaksa, tarihe geçme şansını ele geçirebilir.

Öcalan’ın 20 yıldan fazladır yüzde yüze yakın tecritle cezalandırmak, rasyonelleri aşan bir ceza biçimidir.

Bir anlatıma göre, 1921 yılında Siyahlara karşı Pensilvanya eyaletinde başlatılan tecrit cezası, o dönemde pişmanlık cezası olarak algılanmış, bir sistem olarak geliştirilmiş.

Yazar Charles Dickens, 1842‘de hücre hapsini protesto etmiş ve açıkça görülebilen herhangi bir fiziksel iz bırakmadığı için, bunu beyaz işkence ve temelde fiziksel işkenceden daha kötü olarak tanımlamış.

Vatan hainliğiyle itham edilen Fransız subayı Alfred Dreyfus (sonra devlet nezdinde rehabilite edildi) 1894-1899 arası tecrit cezasına çarptırılmış ve serbest kaldığında, bir süre konuşma yeteneğini yitirmişti.

Tecrit, bir işkence metodu olarak tarihe geçti.

Öcalan 20 yıldan beri tecrit-işkence ile cezalandırılmaktadır.

Son yıllarda Türkiye’de fiziki işkence de aleni olarak yapılmakta ve işkenceciler 90’lı yıllarda olduğu gibi cezalandırılmamaktadır.

Öcalan tecritte, Kürt halkının hakları tecrit edilmiş durumda, Kürt ve Türk halkları arasındaki çatışmayı körükleyen Erdoğan Cumhuriyeti, savaşla iktidarda kalmayı amaçlamakta.

Bundan dolayı da iki aya yakındır başlatılan açlık grevleri Türkiye’deki "büyük medya“ tarafından görülmemektedir.

Türk hapishanelerinde 80’li yıllardan beri devam eden açlık grevleri, ölüm oruçları, hala bitmeyen bir özgürlük yolculuğunun paydası oldular.

Che Guevera’nın betimlediği gibi bazen devlet ölüm oruçlarında bir "gülü öldürdü ama baharı öldüremedi“.

Bu açlık grevlerinin yolun son etabında ses getirmesini diliyorum.

Talepler açık: hükümet (Erdoğan) tecride son vermeli, Öcalan için tazminat ödemeli, Kürt halkından özür dilemelidir. Ancak, sanki Kürdistan halklarının kaderini hiçe sayan, Erdoğan merkezli iktidar için, atılacak adım kalmadı gibi.

Belki de Pablo Neruda’nın dediği gibi zaman geçmiş olabilir: "Kalbi kırdıktan sonra gelen özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir. İhtiyaç kalmaz“.

Ben bu başlatılan açlık grevine daha da yüksek bir anlam biçiyorum.

Bu açlık grevi, 80’li yıllarda Diyarbekir’de gerçekleşen ölüm oruçlarını bastırmak için yapılan katliamlar; 2000 yılında İstanbul’daki hapishanelerde başlatılan ölüm oruçlarını sonuçlandırmak için 19-22 Aralık’ta yapılan katliamlardan ders çıkaranların başlattığı bir açlık grevidir ve Erdoğan rejiminin gitmesine ramak kalan bir dönemde başlatılmıştır.

Kürdistan’la savaş içinde olan bir Türkiye var ve Erdoğan bu endişe veren savaşı daha da yaygınlaştırmak istemekte.

Başarabilirler mi?

Tarihten vereceğim bir örnekle, bu açlık grevinin ulaşacağı umudun altını çizmek istiyorum:

Bir açlık greviyle hayatını tehlikeye atan, kendisini bir ordudan daha güçlü olduğunu kanıtlayan Mahatma (Büyük ruh) Gandhi, Müslümanların Hindistan’dan ve Hinduların Pakistan’dan kitlesel olarak göç etmesinden sonra çıkacak bir savaşı engellemişti…

Sevmekten korkmayanlar, kaybetmezler;

Yaşamayı bilenler, ölmekten korkmuyorlar denklemleri bana yol gösteren yaşam felsefesi oldu ve bunları en çok da açlık grevlerine, ölüm oruçlarına katılan ve katliamlardan kurtularak Almanya’da yaşayan dostlarımızdan öğrendim.

Bir yerde açlık, grev, yaşamayı da bilmektir.

Başarmayı da!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.