Halkbank davası ve Erdoğan

Cafer TAR yazdı —

22 Kasım 2020 Pazar - 22:16

  • “Amerika ile uzun ve yakın müttefiklik ilişkilerimizi, bölgesel ve küresel tüm meselelerin çözümünde aktif olarak kullanmak arzusundayız, geleceğimizi de Avrupa ile birlikte kurmak istiyoruz!” Bu sözler AKP Genel Başkanı Erdoğan'a ait!

Daha düne kadar Avrupa Birliği’ne (AB) meydan okuyan, Amerika'ya ‘biran önce haydi yaptırımları uygula’ diyen Erdoğan nasıl bu noktaya geldi?

Bir şeylerden korktuğu, endişe ettiği kesin. Tabi ki biz bu endişeyi tek bir faktöre indirgeyemeyiz; fakat galiba Erdoğan'ın endişeleri arasında en önemli yer tutan şeylerin başında Halkbank davası geliyor. Çünkü Halkbank davasının Erdoğan ve ailesini doğrudan ilgilendiren bir yanı var. Bu yazıda biraz buna bakmak istiyorum.

“Erdoğan neden bu kadar telaşlı?”

17/25 Aralık Türkiye tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarında Reza Zerrab, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler'in oğlu Barış Güler ve yine aynı dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan'ın oğlu Kaan Çağlayan çıkarıldıkları mahkemece tutuklanmışlardı.

Bütün Türkiye derin bir şok yaşıyordu. Daha öncesinde de Türkiye'de yolsuzluk ve adam kayırma olayları yaşanmıştı; fakat burada başka bir şey vardı. Hükümetin önemli dört icracı bakanı ve onların yönetimindeki devlet kurumları ve özellikle Halkbank Reza Zarrab'la birlikte ABD mahkemelerinin iddialarına göre 20 milyar dolarlık bir yolsuzluk ve rüşvet çarkı kurmuşlardı.

Soruşturmayı yürüten savcılar ve polisler sanıkların evlerinde para sayma makinaları, ayakkabı kutularında paralar buldular. Ayrıca Dönemin Başbakanı Erdoğan'ın oğluyla yaptığı paraları sıfırlama konuşmaları kamuoyunda infial yaratmıştı.

Hemen arkasından tutuklamalar geldi; fakat Erdoğan hükümeti hızla kendini toparladı ve karşı saldırıya geçti. Toplum hızla manipüle edidi, soruşturmayı yürüten savcılar ve polisler görevden alındı.

Onca delile rağmen yavaş çalışması ile bilinen Türk yargısı, Reza Zarrab ve bakan çocuklarını olayın üzerinden daha iki ay geçmeden 28 Şubat 2014 tarihinde tahliye etti. Buraya kadar olanlar aslında kamuoyunun bildiği şeyler.

Burada insanların gözünden kaçan ve Halkbank davasını önemli hale getiren bir şey var. Reza Zarrab serbest bırakıldıktan sonra kaldığı yerden devam etmek istiyor; fakat dönemin Halkbank Genel Müdürü buna sıcak bakmıyor.

Ancak Reza Zarrab ısrar ediyor ve yeniden başlama talebini dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve çevresine iletiyor. Onlardan gelen talimat üzerine Halkbank aynı işlemlere yeniden başlıyor. Burası ABD'de süren Halkbank davasının en önemli kısmı olsa gerek. Savcılık işin bundan sonraki kısmından doğrudan Erdoğan ve ailesi de dahil yakın çevresini sorumlu tutuyor.

İşte tam da burada Jeo Biden'ın ABD başkanı seçilmesi önem kazanıyor. Trump döneminde tüm dava süreci Trump ve Erdoğan arasında şekilleniyordu. Erdoğan aynı ilişkiyi Biden'le sürdüremeyeceğini biliyor.

Erdoğan'ın en büyük kabusu Halkbank davasının kendisi ve ailesine kadar uzanması. Trump'ın gitmesi ile birlikte davaya bakan New York Savcılığı üzerindeki baskı da kalkmış olacak ve dava daha çok hukuki, daha az siyasal bir karakter kazanacak.

Davanın içeriğini Erdoğan herkesten daha çok biliyor; danışmanları ona olası bir yargılanmanın sonucunun ne olacağını çok önceden söylemişlerdir. Dava sonucunda sadece Halkbank kurumsal olarak mahkum olmayacak; aynı zamanda bu olaya karışan bürokrat ve siyasiler de mahkum olacak.

Erdoğan ve yakın çevresinin de mahkum olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Böyle bir durumda Erdoğan'ın en büyük kabusu gerçekleşmiş olur; yakın çevresinin ve kendisinin ABD'deki mal varlığının hem araştırılma hem de dondurulma ihtimali ortaya çıkar. Damat olayına biraz da buradan bakmakta fayda var. Olası bir Halkbank davasına damadın da dahil olması çok büyük bir ihtimal!

Bu buzdağının sadece görünen yüzü; kim bilir geride daha ne kirli işler var! Yani aslında film yeni başlıyor!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.