Kürdistan dağlarından İsveç Parlamentosu’na

Dosya Haberleri —

22 Aralık 2021 Çarşamba - 20:30

Amineh Kakabaveh

Amineh Kakabaveh

  • Küçük yaşta ailesinin gördüğü zulme karşı Kürdistan dağlarının yolunu tutan Amineh Kakabaveh, hayatının tüm saflarına yedirdiği direnişi İsveç Parlamentosu'nda da sürdürüyor.

Acılar insanı güçlü kılar deriz ama gerçekten acılar herkesi güçlü yapıyor mu? Yoksa sadece güçlü insanlar mı acıya dayanabiliyor? Amineh Kakabaveh’i çocukluk ve gençlik yıllarını dinlerken ilk bu sorular aklıma geldi. Doğru bildiği sözü sakınmayan, gittiği yolda asla geri dönmeyen, direnişi esas alan bir Kürt kadını… Özellikle babasına yapılan işkenceleri anlatırken telefonda bir anda sessiz kalıyor. Saniyeler içerisinde kendisini toparlayarak gür bir sesle adeta direnişin sesi oluyor. Yufka yüreğini bir tarafa bırakarak düşmana karşı direngen bir ruha bürünüyor.

 

Bir yılda okuma yazma öğrendi 

Kakabaveh, 1970 yılında Doğu Kürdistan’ın Seqiz kentine bağlı yoksul bir köyde dünyaya gelir. Maddi anlamda ciddi sıkıntı yaşayan ailenin hiçbir çocuğu okula gönderilmez. Babası tarafından henüz 4 yaşındayken medreseye gönderilerek bir sene içerisinde okuma yazmayı öğrenir. Okuma yazmayı çok kısa bir sürede öğrenmesine ve başarılı olmasına rağmen okula gönderilmez. Ekip biçeceği toprağı olmayan ailenin babası küçükbaş hayvan alım-satımını yaparak aileyi geçindirmeye çalışır. Aileye ekonomik anlamda katkı sunması için tüm çocuklar günlük işlerde çalıştırılır. Kakabaveh, yaz aylarında ağabeyleri ile birlikte köylerinden ayrılarak birkaç kilo kayısı, bir-iki çuval nohut ve birkaç çuval buğday karşılığında bir ağanın yanında meyve bahçelerinde ve ekin tarlalarında çalışarak ailenin geçimine katkıda bulunur‘

Çatışma içinde geçen çocukluk

Kakabaveh, doğup büyüdüğü çevrenin çok fakir ama buna karşılık yurtsever ve fedakar olduğunu söylüyor. İran’ın, Doğu Kürdistan’ı baskı ve sindirme politikasıyla yönetmeye çalıştığını, bu zulme karşı ise Kürt gençlerinin Komal Partisi etrafında örgütlenerek baskılara karşı koyduğunu belirten Kakabaveh, çevresinde sürekli çatışmalar yaşandığını, çocukluğunun çatışmalarla iç içe geçtiğini anlatıyor. O dönemde Seqiz ve çevresinde çok sayıda pêşmergenin olduğunu, köylerine 30-40 kişilik pêşmerge gruplarının gelip gittiğini ifade ediyor.

 Aileye yapılan zulüm

Humeyni’nin iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra İran İslam Cumhuriyeti’nin askerleri Kürdistan’ı işgal eder. Kakabaveh’in kaldığı köy de bu işgalden nasibini alır. Herkes işkenceden geçirilir. Baskılara dayanamayan dayısı, yengesi ve iki ağabeyi Komala saflarında pêşmergeye katılır. Pêşmergeye katılan aile fertlerinden dolayı aileye baskılar daha da artar. Babası birçok kez askerler tarafından götürülüp işkencelere maruz kalır.

Şahit oldukları karşısında ant içti 

Babasına yapılan işkenceleri anlatırken o anları tekrar tekrar yaşayan Kakabaveh, “15 yıldan beri cezaevinde olan İsmail abimi görmeye giden annemin evde olmadığı bir gece, küçük kardeşlerim ve babamla oturuyorduk. Gece 23.00 civarında, zifiri karanlığın ortasında büyük bir gürültüyle kapımızı kırarak içeri girdiler. Babamı döve döve evin içinden çıkardılar. O gece yaşadığım korkudan dolayı sabaha kadar hiç uyumadım. Ben ve küçük kardeşlerim birbirimize sarılarak sabahladık. Babamı sabah getirdiklerinde her tarafı kan içinde ve titriyordu. Keskin bir bıçakla her tarafını kesmişlerdi. Hiçbir zaman gözümün önünden silemediğim bu görüntüyü. Küçük bir çocuk olarak elimden hiçbir şey gelmeden izlemiştim. Bu olayı yaşadıktan sonra adeta birkaç yıl büyümüş ve yeminler etmiştim. Pêşmerge olma hayaliyle Komala Partisi'nin radyo yayınlarını gizlice dinleyerek, kendimi geliştirdim” diyor.

13‘ünde Kürdistan dağlarına

İran İslam Cumhuriyeti askerleri Kakabaveh’in Komala Partisi ile ilişkide olduğunu anladıklarında henüz çocuk yaştadır. İran yönetimi milisleri köye gelerek, ya evlenir ya da infa edilir der. Buna karşı çıkan Kakabaveh, rejime meydan okuyarak hayalini gerçekleştirmek için iki ağabeyi, dayısı ve yengesi gibi pêşmerge olmaya karar verir. Bu hayali için henüz 13 yaşındayken Kürdistan dağlarının yolunu tutar. Yaşının küçük olmasından dolayı bir sene boyunca pêşmergeye katılan abisinin bulunduğu alanda kalarak okuma yazmasını geliştirdiğini ve siyasi eğitim alarak geçirdiğini söylüyor.

İsveç'e yolculuk

Kakabaveh, 5 yıl pêşmergede kaldıktan sonra Ekim 1991 yılında UNHCR yardımıyla İsveç’e gitmek için Kürdistan’dan ayrılarak Türkiye’ye geçer. Türkiye’de bir sene kaldıktan sonra 1992'de İsveç’e gelir. Burada doktor tarafından kontrol edildiğinde 1988 yılında Saddam tarafından Halepçe’ye atılan kimyasal gazın izlerine rastlanır. Henüz 18 yaşındayken İsveç’e geldiğinde daha önce Fars alfabesi ile okuyup yazdığı için neredeyse okuma yazmayı yeniden öğrendiğini anlatan Kakabaveh, kısa bir sürede İsveççeyi öğrendiğini ifade ediyor. İsveç’e geldikten altı ay sonra 1993 yılında gerçekleşen 1 Mayıs yürüyüşüne katılır. Yürüyüşten sonra aynı gün İsveç Sosyalist Partisi’ne giderek üye olur.

Amineh Kakabaveh/foto: wikipedia

Mültecilerle ilgilendi 

On yıl gibi kısa bir sürede hem çalışıp hem de okula devam eden Kakabaveh, Stockholm Üniversitesi'nde felsefe ve sosyal hizmet alanında yüksek lisans yaptıktan sonra Stockholm'de belediyede sosyal hizmetler uzmanı olarak çalışır. Farklı ülkelerden gelen mülteci kadınların sorunlarıyla ilgilenir. Mülteciler ve kadın hakları konusunda çalışmalar yürüten Kakabaveh, kadın hakları ve namus kültürüne karşı kampanyalar yürüten Fransız örgütü Ne Fahişeler ne İtaatkarlar (Ni Poutes Ni Soumises'in) İsveç şubesini kurar.

Ölüm tehditleri yıldırmadı

2008 yılında İsveç’te gerçekleştirilen seçimlerde Sol Parti’den İsveç Parlamentosu’na giren Kakabaveh, 13 yıldan bu yana, aralıksız milletvekili olarak çalışmalarını yürütüyor. Kakabaveh, milletvekilli süresince de ilkelerine bağlı kaldığı için ağır bedeller öder. Dışlanır, ırkçılıkla suçlanır. Hem İsveç'te hem de yurt dışında aşırı dincilerin ve sağcı milliyetçilerin sürekli ölüm tehdidi altında yaşamak zorunda kalır. Ama o görüşlerini ve doğru bildiği şeyleri söylemekten geri durmaz. İsveç haber dergisi Fokus, başarılarından dolayı 2016 yılında onu “Yılın İsveçlisi” (Årets Svensk) olarak tanıtır ve yayınladığı biyografisi İsveç’te büyük ilgi ile karşılanır.

Krizi sona erdirdi

“Namus” suçları, kadın hakları ve laiklik gibi konularda yaptığı çalışmaları onu İsveç siyasetinde ve Sol Parti içinde tartışmalı bir konuma getirir. Sol Parti'den yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle prensiplerinde ödün vermediği için 2019’da istifa ederek bağımsız milletvekili olarak yoluna devam eder. 2021'deki hükümet krizini sona erdirmede belirleyici rol üstlenir. Hükümetin lehine ve aleyhine oylar eşitlenince oyu büyük önem kazanır. Hükümet ile girdiği pazarlıkta, Kürt sorunu, özellikle Rojava’nın tanınması, radikal dinci okullara yapılan devlet yardımının sona ermesi, dar gelirliden az, çok kazanandan çok verginin alınması, emekli maaşı ile yaşayan yaşlılar üzerindeki vergi yükünün azaltılması ve korumanın genişletilmesi de dahil olmak üzere, önerdiği 9 özel talebi müzakere ederek hükümeti destekleme kararı alır.

Rojava vurgusu 

Üç hafta içerisinde üç defa görüşme gerçekleştirdiğini belirten Kakabaveh, “Özellikle Başbakan Anderson ile görüşmemde Rojava’ya özel vurgu yaptım. Olmazsa olmazım dedim. Rojava’ya karşı nasıl bir politika yürüteceklerini, Rojava’nın tanınması için nasıl hamlelerinin olduğunu konuştuk, tartıştık. Ki nihayetinde yeni hükümet yetkilileri Rojava hakkında birçok basın yayın kuruluşunda olumlu düşüncelerini dile getirdiler. Rojava’ya maddi ve manevi isteklerinin olacağını deklere ettiler. Ben de önümüzdeki süreçte bu sözlerinin takipçisi olacağım. Verdikleri sözleri yerine getirmedikleri anda hükümete olan desteğimi de geri çekeceğim, kimsenin şüphesi olmasın” diye vurguluyor.

Dünya Kürtlere borçlu 

Kürtlerin, DAİŞ terör örgütüne karşı mücadele ettiği dönem dünya genelinde olduğu gibi İsveç kamuoyunda da çok büyük bir destek gördüğünü ne yazık ki son dönemlerde bu desteğin azaldığını anlatan Kakabaveh, şunları söylüyor: “2014-2017 yılları arasında dünya genelinde Kürtlere çok büyük bir sempati ve destek vardı. O dönem Kolombiya ve Amerika’ya gitmiştim. Her tarafta Kürt kadınlarının gösterdiği kahramanlık anlatılıyordu. Ve gerek kamuoyunda gerekse devlet nezdinde Kürtlere büyük sempati vardı. Ne yazık ki DAİŞ’in zayıflamasıyla birlikte Kürtlere karşı var olan destek de azalmaya başladı. Özellikle Erdoğan’ın Rojava’ya karşı geliştirdiği politika ve dünyada ‘terörist’ gösterme çabası azda olsa Rojava’ya karşı dünya genelinde onun desteğinin azalmasında rol aldı. Burada dünya ve İsveç devletinin Kürtlere karşı bir borçlarının olduğu gerçeği var. Erdoğan’ın YPG ve YPJ’yi dünyaya ‘terörist’ gösterme çabalarına karşı seslerini yükseltmeliler. Dört parça Kürdistan’a karşı geliştirdiği saldırılardan dolayı gerçek teröristin Erdoğan olduğunu yüzüne haykırmalılar.”