‘Kürdistan İçin Uluslararası İnisiyatif’

Selim FERAT yazdı —

28 Temmuz 2020 Salı - 08:00

  • Türk devletinin hükmettiği bir kentte, Ayasofya’nın özel bir savaş kabinesiyle işgalinden sonra, Erdoğan baltayı nereye vurduğunu anlayacak mı?

Selimferat@web.de

Bu sorunun cevabını verecek gelişmeleri sıralayalım:

ABD’nin Rojava’da en büyük askeri üssünü inşa etmesi, bu sürece denk geldi.

Murat Karayılan’ın 8’inci yılında Rojava Devrimi’nin aynı Kürtlerin, Arapların, Asuri-Süryanilerin ve bölgede yaşayan tüm halkların ve kadın devrimi olduğunu açıklaması ise ABD üssünün inşasına başlandığı dönemle örtüşüyor.

Türk ordusunun Heftanîn’de direnişle karşılaşması ve "yeni dönem Gerillası“nca engellenmesinin siyasi sonuçları, Erdoğan’ın bileği bükülür adam olduğunu gösterecek.

Mısırlı araştırmacı Muhammed Rebi Dehi, Türkiye’nin bölgedeki (Libya) girişimleriyle, tehlikeli bir rol oynadığını, bunun üçüncü bir dünya savaşına yol açabileceğini söyledi.

Alman ajansı Deutsche Welle’nin raporuna göre, Türkiye’nin Libya’da 25 Milyar varilin üzerinde petrol rezervine sahip olması, Libya Merkez Bankası’nın Türk Merkez Bankası’na 8 milyar dolarlık mevduat akışı sağlaması, Türkiye’nin neden böylesel bir savaşa hazır olduğunu ilan ettiğinin önemli nedenleri arasında.

Libya’yı Türkiye için Kuveyt’den sonra, stratejik öneme sahip kılan bu ekonomik çıkar ve Libya’nın jeo-stratejik konumu.

Mısır Temsilciler Meclisi’nin, Libya halkının can ve mal güvenliğini sağlaması için, Mısır ordusuna yetki (savaş yetkisi) verdiğini açıklaması, Türkiye’yi caydırıcı bir fren etkisi yapabilir.

“Uluslararası toplum, sayıları 40 milyonu geçen, bağımsız bir devlete sahip olmayı hak eden, dünyadaki en savunmasız toplumlardan biri olan Kürtler‘in haklarını korumak için somut adımlar atmalıdır. İş işten geçtikten sonra “Beyaz öküzün öldüğü gün bizde öldük” dememek için bu, şarttır” sözleri Lübnanlı yazar, analist Hüda Huseyni’ye ait.

Huseyni’ye katılmadığım nokta, Kürtler’in "savunmasız“ oldukları.

Kürdistan’ın NATO’nin ikinci büyük ordusunun bombalarına hedef olmasının asıl nedenlerinden biri, Kürtler ve Kürdistan’ın "savunmasız“ olmadığıdır.

Ancak, engellenemez çöküşünü savaşla frenleyen Erdoğan kaybettikçe, toplum öğreniyor.

Erdoğan’ın tehlike çemberine ittiği Türkiye’deki topluluklar, savaşta ve ekonomik çıkmazda, işiten, gören ve öğrenen bir topluluk oldu/olacak.

Kuzey Kürdistan’da olanlar/olmayanlar aldatıcı bir tabloyu andırıyor:

"İki adım ileri, bir adım geri”yi andıran bu tarihi yolculukta, şimdilik seyirde olan ve yaralarını saran bir Kürdistan halkı var.

Başka bir analist Mehmud Ebas: "Türkiye’nin bütünlüğünün Erdoğan’ın rüyalarına kurban edilmesi uzak bir ihtimal değildir” derken, Erdoğan’ın hala başını çekmekte ısrar ettiği, değişen demografik yapının, kendisini ve iktidarını giderek uçurumun kenarına ittiğine işaret ediyor.

Erdoğan rejimi, son birkaç aydır Almanya ve Fransa’nın başını çektiği blokta desteksiz kaldı.

Uluslararası konjonktür uygun ve Hüda Hüseyni’nin: "Kürtler‘in haklarını korumak için somut adımlar atmalıdır“ önermesine katılıyorum. Ek olarak Kürdistan’daki güçler, "Kürtler ve Kürdistan“ işgale karşı onyıllardır devam eden direniş sürecindeki kazanımlarının, devletlerarası platform olan BM organlarınca gündeme alınması için, uluslararası bir inisiyatif oluşturmalıdırlar.

"Kürtler ve Kürdistan İçin Çözüm İnisiyatifi“ gibi bir girişim, yeni gelişmelere yol açabilecek, tarihi bir adım olabilir.

Erdoğan’a da böylesi bir inisiyatif karşısında, kendisine dönük siyasi namlunun tetiğini çekmek dışında bir şansı kalmayacak.

Yıllardır sonunu getirmek için, her yolu mübah gören, ufku güneş tutulmasına uğrayan birinin, bundan başka bir seçeneği olur mu?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.