Kürdistan'ın gül yüzlü çocuğu: Ferzad Kemanger

Dosya Haberleri —

19 Mayıs 2022 Perşembe - 21:00

Ferzad Kemanger

Ferzad Kemanger

  • İran rejimi tarafından katledilen Kürt öğretmen Ferzad Kemanger'den geriye şu tarihi sözleri kaldı: "Kalbimin bir çocuğun göğsünde atmasına izin verin ki bir sabah yapabildiğim kadar yüksek sesle ve anadilimde haykırabileyim: Bu uçsuz bucaksız dünyanın bütün köşelerine, bütün insanlığı sevme mesajını taşıyan bir rüzgâr olmak istiyorum."
  • "Bugünden beri istemeyerek idamımı bekliyorum. Ancak, bütün sevgili insanlarıma olan sevgimle, eğer yaşamımı kaybedeceksem, bütün organlarımın onları alınca yaşam bulacaklara gitmesine izin vermeye karar verdim. Ve kalbimin, ondaki bütün sevgi ve tutkuyla birlikte bir çocuğa bağışlanmasına izin verin. Nereden olacağı hiç fark etmez..."

BARIŞ BALSEÇER

İran İslam Cumhuriyeti 9 Mayıs 2010 yılının şafak vakti beş Kürt siyasi tutuklu Shirin Alam Holi, Farzad Kemanger, Farhad Vakili, Ali Heidarian ve Mehdi Islamian’ı aileleriyle telefon görüşmesine izin vermeden, ailelerinin ve avukatlarının bilgisi olmadan Evin Zindanı’nda haklarındaki idam cezasını infaz etti. Shirin Alam Holi, Ferzad Kemanger, Ferhad Wekîlî, Ali Heyderiyan PJAK üyesi, Eslamiyan ise monarşi yanlısı bir grup olan “İran Krallığı Meclisi”nin üyesi olmakla suçlanıyordu. 

Şaho dağı eteğinde dünyaya geldi

Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin Mazlum Doğanlarla başlayan zindan direnişçiliğinin önemli bir halkasını temsil eden Kürt öğretmen ve eğitimci, aydın-yazar ve insan hakları savunucusu Ferzad Kemanger 6 kardeşli yoksul ve yurtsever bir ailenin dördüncü çocuğu olarak, 1976 yılında Doğu Kürdistan'ın Sine ile Kirmanşah şehirleri arasındaki Şaho dağı eteğinde yer alan Kamyaran'a bağlı Afriyana köyünde dünyaya gözlerini açar.

Savaş ile geçen çocukluk

İran’daki gerici devrimle beraber mollalar iktidarı ele geçirir. Şii mollalar kendileri dışında kalan tüm inançları, halkları, demokrasi güçlerini ve devrimcileri baskıdan, işkenceden ve idamlardan geçirir. Uluslararası bir çok bağımsız kaynağın verdiği rakamlara göre sadece 1980-1990 yılları arasında idam edilen kişi sayısı 20 bin civarındadır. Kürdistan üzerinde de hakimiyet kurmaya çalışan molla rejiminin bu baskıları sonrası Afriyana köyü de boşaltılır. Kürt peşmerge güçleri ile rejim arasına çatışmalar şiddetlenir. Ferzad’ın hikayesi milyonlarca Kürt çocuk gibi sürgün, savaş, kan, tüfek ve tank sesleri arasında geçer.

Ablası infaz edilir

Savaş gerçekliği içerisinde büyüyen Ferzad erken olgunlaşmıştır. Çocukluğundan itibaren ulusal direnişe ilgi duyar. Zulüm, baskı ve yaşanan olağanüstü sürecin de güçlü bir tanığına dönüşür. Ablası Nesrin ile eşi Kürt KOMALA hareketinin birer üyesidirler. Eniştesi tutuklanıp zindana gönderilir. Ablası Nesrin ise cezaevi önünde eşinin kız kardeşiyle birlikte yargısız infaz edilir. Babası ise sınır ticareti ile yaşamlarını geçindirmeye, çocuklarına ve ailesine bakmaya çalışır. Halepçe Katliamı sürecinde alana salınmış zehirli gazlardan etkilenir ve hayatını kaybeder. 

Hayalini gerçekleştirdi

İlk ve orta öğrenimini Kamyaran’da gören Ferzad 12 yaşındadır. Babasını kaybettikten sonra hem eğitim ve öğrenimine devam eder, hem de seyyar satıcılık ve diğer işlerde çalışarak ailenin geçimine katkıda bulunur. Sine’de Eğitim Fakültesi‘ni bitirmesine rağmen devrimci kişiliğinden dolayı öğretmenlik diploması kendisine verilmez. İki yıl uğraş sonucu ancak diplomasını alabilir. Çocukluğundan beri aklındaki en önemli planı öğretmen olmaktır. Çünkü Farzad kendi çocukluğunu göz önünde tutarak ulusal, sosyal haklardan, insanca bir yaşamdan mahrum bırakılan Kürt çocuklarına kendi dillerinde eğitim vermek istemektedir. Kendisini bu yola adayan Farzad’ı ölmeden önce anlatan annesi şu cümlelerle ifade etmişti: “Kendi maaşını imkânı olmayan çocuklara defter, kitap ve diğer ihtiyaçlarını almaya harcardı.”

Pusulamız güneşken

O din, dil, ırk ve cins ayrımı yapmadan tüm insanlığın bir arada yaşaması gerektiğini düşünüyor ve bunun mücadelesini veriyordu. Nisan 2010 tarihinde cezaevinden yazdığı mektubunda denizi büyük insanlığa ve halkları da ona akan balıklara benzeterek şunları demişti: “Bir öğretmen olmak ve bu ülkenin küçük balıklarına denize giden yolu göstermemek mümkün mü? Araz’dan, Karun’dan, Sirvan’dan ya da Serbaz’dan olmalarının ne farkı var? Ne farkı var maksat denizken ve bir olmakken, pusulamız güneşken. Sonumuzun zindan olmasının ne önemi var!”

Bir rüzgâr olmak istiyorum

Farzad aynı zamanda Kürt çocuklarına yasaklı dillerini öğreterek asimilasyonun önüne geçmeyi, Kürt çocuklarının kendi anadillerinde yaşama olan sevgilerini haykırabilmelerini sağlamaya çalışır. İdamından önce hücresinde yazdığı mektubunda şu cümleleri tarihe not düşer: “Kalbimin bir çocuğun göğsünde atmasına izin verin ki bir sabah yapabildiğim kadar yüksek sesle ve anadilimde haykırabileyim: Bu uçsuz bucaksız dünyanın bütün köşelerine, bütün insanlığı sevme mesajını taşıyan bir rüzgâr olmak istiyorum.”

Dönüm noktası Rêber Apo olur

O ideallerini öğretmenlikle yavaş yavaş hayata geçirir. Kürtçe'nin Soranice lehçesinde halkının evlerine giderek, insanlara gruplar şeklinde eğitim ve öğrenim verir. Farzad’ın PKK ile tanışması ise 1999 yılına denk gelir. Bu tanışma hayatında bir dönüm noktasıdır. Hem halkının hem de büyük insanlık mücadelesini vereceği felsefeyi Rêber Apo’nun felsefesinde bulur. PKK ile ilişki geliştirdikten sonra Özgürlük Hareketi’ne karşı inanç ve bağlılıkla sorumluluklar alır. Ailesini dönüştürür ilkin. Özgürlük Hareketi’nin aktif bir üyesi olarak Kamyaran, Sine ve Kirmanşah kentlerinde öğretmenler, üniversite öğrencileri-aydınlar ve halk içinde faaliyetlerini yürütür. Sine’de, daha sonra birlikte yakalanacağı Ferhad Wekîlî ile beraber bu çalışmalarını yürütür.

Hücrede son mektubu!

O halkının özgürlük savaşçısı ve bir enternasyonalist devrimcidir. Sadece kendi halkının değil, bütün halkların tarihsel, kültürel ve yaşamsal değerlerine önem verir. Bu fikirlerle sosyalist kişiliğe ve PKK’yi keşfetmiştir. Kurtuluşu kendi halkının özgürlüğüyle sınırlandırmamıştır. Zindanda en ağır işkenceler altında tüm insanlık değerlerini savunmasının temel nedeni de bu devrimci karakteridir. Bu devrimci tutumunu idam edilmeden önce hücrede yazdığı mektubunda şu cümlelerle belirtmiştir: “Hangi dili konuşuyor olursa olsun, kalbimin bir başkasının göğsünde atmasına izin verin. Tek istediğim, onun, nasırlı ellerinin kalınlığı eşitsizliklere karşı öfke kıvılcımlarını canlı tutacak bir işçinin çocuğu olmasıdır.”

Kalbini bir çocuğa bağışlar

Farzad insana, yaşama karşı büyük bir sevgi beslemiştir her zaman. Zindandan yazdığı mektubunda “Bugünden beri istemeyerek idamımı bekliyorum. Ancak, bütün sevgili insanlarıma olan sevgimle, eğer yaşamımı kaybedeceksem, bütün organlarımın onları alınca yaşam bulacaklara gitmesine izin vermeye karar verdim. Ve kalbimin, ondaki bütün sevgi ve tutkuyla birlikte bir çocuğa bağışlanmasına izin verin. Nereden olacağı hiç fark etmez; Kaaron banklarında, Sabalaan Dağı yamaçlarında, Doğu Sahara kenarlarında veya Zağros Dağları'ndan güneşin doğuşunu seyreden bir çocuk” diyerek, insanlar arasında fark gözetmeksizin organlarını bağışlar. Kalbini, devrimci ve sevgi dolu en özel yeri olan kalbini ise bir çocuğa bağışlar. Bu talebi ise insanlık ve yaşamın karşısında yer alan cellatlar tarafından kabul edilmeyip, yerine getirilmez. 

İlk çocuk resim sergisi

Farzad, Kürdistan İnsan Hakları Derneği’nin aktif bir üyesidir. O çok yönlü bir devrimcidir. Aynı zamanda Kamyaran Öğretmenler Birliği yönetim kurulunda, aylık Rûyan dergisinin yayın kurulundan ve doğal yaşamı koruma derneği Ask’ın da yönetim kurulunda yer alır. Faaliyet yürütüp, yazılar yazar. Yazıları birçok yayın organında çıkar. Kamyaran’da ilk çocuk resim sergisini düzenler. Konusu Halepçe Katliamı olan bir sergide resimleri sergilenir.

* * *

7 dakikalık duruşmayla idam verilir

Özgürlük Hareketi eksenli duruşu ve çalışmalarına İran rejimi tahammül etmez. Çok zaman baskılara  maruz kalır. Tahran’a gittiği bir sırada İran rejim güçlerince Ağustos 2006 tarihinde tutuklanır. PKK’ye üye olmak suçundan 7 dakikalık bir mahkemede idama mahkum edildi. 33 ay boyunca Sine, Evin ve Recayişehr zindanlarında en ağır ve insanlık dışı işkencelere maruz kalır. Nisan 2010 tarihli mektubunda teslimiyeti reddedişini şu cümlelerle direniş tarihine miras bırakır: “Aylardır hapishanedeyim. Hapishanenin benim irademi, sevgimi ve insanlığımı ezeceği ve beni ehlileştireceği sanıldı. Ancak…yeni bir yol seçmek için yeni bir 'ben' doğurdum. “Bu adaletsizlik çağında öğretmen olup umudun ve eşitliğin alfabesini öğretmemek mümkün mü, bunun sonu Evin Hapishanesi’nde idam bile olsa?”

Teslimiyeti reddeder

Farzad, Mazlum Doğanlarla başlayan zindan direnişçiliğinin en önemli temsilcisi olarak inandıklarından, mücadelesini verdiği ideolojiden taviz vermez. Teslimiyeti ve işbirlikçiliği reddeder. Bedeni ve zihninin akan nehrinden direniş barikatları geliştirir. O işkenceye karşı mücadele bayrağını yükseltir. Zindanda da tutsaklar arasında politik çalışmalar yürütür. Zindanı devrimin okulu haline getirmek için 2 bin 500 kitaplık muazzam bir kütüphane oluşturur. 

Ferzad Kürdistan'da yaşıyor

Devrimci ve devrime olan tutkusuyla, azmi ve durmak bilmez üretkenliğiyle tutukluların büyük sevgisini kazanır. Zor ve ağır zindan koşullarında bir çok yazı ve mektup kaleme alır. Yaşama, insana olan sevgisini; özgürlük, eşitlik ve adalet tutkusunu, halkına olan sevgisi ve sorumluluğunu bu mektuplarda şairane sözlerle dile getirir. İdamı öncesinde uluslararası bir çok kampanya düzenlenmesine rağmen faşist İran rejimi onu ortadan kaldırmaya karar verir. Ferzad Kemanger, 9 Mayıs 2010’da İran’ın Evin Zindanı’nda Ferhad Wekîlî, Şîrîn Elemhulî, Alî Heyderiyan ve Mehdî Îslamiyan ile birlikte idam edilir. Tüm faşist rejimler gibi özgürlüğe düşman olanlar Ferzad’ın direnişinde, dizelerinde, cümleleri ve kelimelerinde, onun sınırsız yaşam tutkusu, devrimci kişiliği karşısında sonsuza kadar mahkûm edilerek tarihin utanç sayfasında yer alırken, Farzad, binlerce Kürt çocuğuna isminde yaşıyor.

* * *

Şirin Elemhuli inkarı kabul etmedi

İran rejiminin 9 Mayıs 2010 tarihinde idam ettiği Şirin Elemhuli (28), kadın özgürlüğünün önemli sembollerinden birisiydi. 2 Haziran 1984’te Rojhilat’ın Maku kentine bağlı Demkişlak Köyü’nde dünyaya gelen Elemhuli 2008 yılında İran pastarları tarafından tutuklandı. Tutuklanışının ilk 25 gününde nereli olduğunu kimse bilmiyordu. 25 günün ardından Tahran’a sevk edilen Şirin ağır işkence ve sürgünlerden geçirildi. 6 ay sonra 29 Aralık 2009’da  götürüldüğü Tahran şehrinin devrim mahkemesinde hakkında idam hükmüne karar verildi. Şirin Elamhuli Tahran’daki Evin Zindanı’nda Ferzad Kemanger, Ali Heyderiyan, Ferhad Wekili ve Mehdi Eslamiyan ile birlikte idam edildi. Şirin Elamhuli, Ferzad Kemanger, Ali Heyderiyan, Ferhad Wekili PKAJ üyeliğinden, Eslamiyan ise monarşi yanlısı bir grup olan “İran Krallığı Meclisi” üyesi  olmakla suçlanıyordu. Şirin, tutsak edildiği süreç boyunca İran molla rejimi askerlerinin tecavüzüne uğradı. Rehin tutulduğu 2 yıl boyunca kimliğini inkâr etmesine karşılık kendisine yaşam vaat edildi. O ise inkâra karşı onurlu bir ölümü tercih etti. Şirin Elemhuli, Leyla Qasim’dan sonra İran rejimi tarafından katledilen ikinci Kürt kadın olarak da özgür kadın mücadelesi ve Kürt direniş tarihine nakşoldu. 

İnfazı sonrası cansız bedenleri otopsi için Şaweyşi merkezine götürüldü. İşgalci ve soykırımcıların yüzyıllardır yaptığı barbarlık burada da tekrar etti. Cansız bedenleri bilinmeyen bir yerde defnedildi. Şirin ve yoldaşlarının mezar yerleri İran rejimi tarafından hâlâ açıklanmış değil. Şirin, sadece idamından 6 gün önce (3 Mayıs 2010) tarihinde bir mektup kaleme aldı. Mektubunda gördüğü ağır işkencelere, inkârı reddedişine de yer veren mektubu, ondan bize kalan son cümleler oldu. Şirin Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) üyesi olmak iddiasıyla 10 dakikalık bir mahkeme sonrasında 29 Aralık 2009 tarihinde yargılanarak idama mahkum edildi. 10 Mayıs 2010 Evin Cezaevi'nde ailesine ve avukatlarına haber verilmeden idam edildi.

 Şirin Elemhuli'nin mektubu

"Tutukluluk sürecim üç yıla doğru gidiyor. Yani üç yıl zorlu bir yaşam içerisinde geçti. Evin Cezaevi'nin demir parmaklıkları ortasında, iki yıl boyunca avukatsız ve hükümsüz yeri belli olmayan muğlak bir yerde yaşadım. Bu muğlaklık esnasında pastar güçlerinin işkencesinin altında oldukça acılı günler geçirdim. Bu süreçte her gün yargılamam hakkında verilen kararın belli edilmesini istememe rağmen, bu talebim cevapsız bırakılmıştır. Yargılamam sonucunda adaletsiz bir şekilde idamıma karar verilmiştir.

Acaba sebebi Kürt olmamdan mıdır? Eğer öyleyse ben de diyorum ki anamdan Kürt olarak doğdum. Kürt oluşum nedeniyle çok zahmetli bir yaşam içerisinde, her şeyden mahrum bırakıldım. Dilim Kürtçedir bu dille ailem, arkadaşlarım ve tanıdıklarımla ilişki geliştirdim ve bu şekilde büyüdüm. Bu yol ilişkilerimin köprüsü oldu. Şimdi de kendi dilim ile konuşmam yasaklanmıştır. Kendi dilimle okuyamıyor ve yazamıyorum. Bana 'Kürtlüğünü inkar et' diyorlar, ben de 'Öyle bir şey yaparsam kendi varlığımı inkar etmiş olurum' diyorum.

Soruşturmamı yürüttüğünüzde kendi dilimle konuşma hakkına bile sahip değildim. İki yıl tutukluluğum sürecinde, Evin Cezaevi'nin, kadın bölümünde arkadaşların yoluyla Farsça dilini öğrendim. Ancak siz kendi dilinizle beni soruşturup mahkememi yürüttünüz ve yine kendi dilinizle hükmü belirlediniz. Bu öyle bir şekilde geçti ki etrafımda nelerin olup bittiğini bile bilemiyordum ve savunmamı yapamıyordum. Bana karşı yürüttüğünüz işkence gece uykularımın kabusu olmuştur. Bu soruşturma esnasında her gün yaşadığım acılı günler şimdi de benimle birlikte devam ediyor. İşkence esnasında kafamda aldığım darbeler nedeniyle kafamda hastalıkların oluşmasına yol açmıştır. Bazen bu ağrılar şiddetlenince etkisini gösteriyordu. Kendimden-geçip etrafımda neler olup bittiğini bilmiyor ve saatlerce öyle kalıyordum. Bu başımdaki darbeler ağır hastalıklara neden olurken, burun kanaması geçiriyordum. Bu kanama sonucunda kendime geliyor ve normal halime dönüyordum. Bu işkenceler esnasında bende oluşan hastalıkların diğer bir etkisi de, gözlerimin görme oranının düşmüş olmasıdır. Bu oran gittikçe düşüyor, gözlük istememe rağmen bu talebime cevap verilmedi. Zindana ilk girdiğimde saçlarım simsiyahtı, ancak her geçen gün saçlarıma aklar girdiğini gördüm. Biliyorum bunu sadece bana ve aileme karşı yürütmüyorsunuz. Bu işkenceleri bütün Kürt çocuklarına karşı (Zeynep Celaliyan, Ronak Seferzade vs…) yürütüyorsunuz. Kürt anaları her gün çocuklarının akıbetini merak ediyorlar. Her telefon çalışında çocuklarının idam edildiğinin haberini duyma korkusuyla yaşıyorlar. Onlarla işbirliği yapmamı istediler. Bunun karşısında idamımın kaldırılabileceğini söylediler. Bu talepleri hangi anlama geliyor bilmiyorum. Daha önce onlara söylediklerim dışında farlı bir şey söylemiyorum. En sonunda onların dile getirdiklerini tekrar etmemi istediler. Ancak bunu yapmadım. Ben onların elinde bulunan bir tutuklu olarak, amaçlarını gerçekleşmeyene kadar, beni bırakmayacaklarını ya da idam edeceklerini söyleyerek 'asla özgürlük' sözlerini dile getirmişlerdir."

* * *