Kürt edebiyatına yolculuk: Rengê Hebûnê

Dosya Haberleri —

26 Haziran 2022 Pazar - 20:00

Dilawer Zeraq

Dilawer Zeraq

Rengê Hebûnê kitabı Lis yayınlarından çıkan Kürt yazar Dilawer Zeraq ile konuştuk.

  • Rewşen dergisi dil, kültür ve edebiyat alanlarında yayın yapıyordu. Kaba bir yasaklamadan öte, derginin dağıtımı çeşitli şekillerde ve çeşitli nedenler gösterilerek engelleniyordu. Dergi, 13. sayıdan sonra, ikili sayılarla (14-15 gibi) yayınlandı ve Rewşen dergisinin 22-23. sayısı yayınlanan son sayı oldu.
  • Özellikle Kuzey Kürtleri ve asimilasyon sürecinde olan ve dili yok olmayla yüz yüze kalmış uluslar için bir 'ön çözüm' olabileceği sonucuna vardım. Bu arada, özellikle belirtmek istiyorum, dilsel melezlik, iki dillilik değildir. İki dillilik, asimilasyona uğramış halk ve uluslar için, ölümün, yok oluşun diğer adıdır.
  • Cizîrî’den Tîrêj dergisine kadar olan tarihsel dönemde, sırtını dilsel ve edebi öncülerine dayamış ve Kürtçenin en karanlık ve en zor dönemini yaşadığı bir süreçte yayımlanmış Rewşen dergisini ve onun ardılları olan Jiyana Rewşen ve Rewşen-Name dergilerini, anti-kolonyal direniş bağlamında, inceleyip eleştiriyorum.

MAHİR FIRAT FİDAN/AMED

Dilawer Zeraq’ın son kitabı Rengê Hebûnê Lis yayınları tarafından okuyucu ile buluştu. Şimdiye kadar çeviriden romana, edebiyat eleştirisinden deyimler sözlüğüne kadar bir çok alanda eserler veren Zeraq, son kitabında Kürt dili ve edebiyatı üzerindeki postkolonyalizmin izlerini sürüyor. Rengê Hebunê, yazarın 2018 yılında hazırladığı Bêjara neteweparêz di kovara hawarê de (Hawar dergisinde ulusalcı söylem) adlı doktora tezinin kitaplaştırılmış hali. Zeraq, 1932 yılında Celadet Ali Bedirhan tarafından Şam’da yayına hazırlanan Hawar dergisiyle, Kürtçe'nin yeniden kendi olma sürecinin başladığını ifade ediyor. 1992 yılında Türkiye’de Kürtçe yasağının kalkmasıyla beraber Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) katkılarıyla yayına başlayan Rewşen, Jiyana Rewşen ve Rewşen-Name dergilerinin Kürt dili ve edebiyatına yaptığı katkıları, asimilasyon karşısında tutunduğu edebi tavrı ve bunların gelişim süreçlerini ele alıyor. Uzun ve titiz bir çabanın sonucunda yazılmış Rengê Hebûnê üzerine Dilawer Zeraq ile konuştuk.

Tezle başlayan ve ardından bir kitaba dönüşen Rewşen ve ardıllarının izini süren bu çalışmaya başlama sürecinizi anlatır mısınız?

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Rewşen dergisi dil, kültür ve edebiyat alanlarında yayın yapıyordu. Kaba bir yasaklamadan öte, derginin dağıtımı çeşitli şekillerde ve çeşitli nedenler gösterilerek engelleniyordu. Bu durum özellikle maddi zarara yol açıyordu. Bu nedenle, dergi, 13. sayıdan sonra, ikili sayılarla (14-15 gibi) yayınlandı ve Rewşen dergisinin 22-23. sayısı yayınlanan son sayı oldu. O süreçte sadece okur olarak dergiyi takip ediyordum; özellikle 1980 darbesi ve sonrasında Kürtçenin yasaklanması sürecini birebir yaşayan 14 yaşında bir genç-çocuk olarak, 1992 yılında Rewşen dergisinin ‘Kürtçe ağırlıklı, iki dilli’ yayınlanması, faklı bir ilgi ve heyecan uyandırmıştı bende. Bu ilgi, sonraki süreçte bende, bir ‘dönüştürücü’ etki yaptı. Her türden yasak ve engellemeye karşı bir dilin kendini nasıl koruyup, yeniden var edip geliştirebileceğini gördüm ve anladım. Bu durum, aynı zamanda kişisel tarih ve deneyimlerim ile de bağlantılı. Bunlar birleşince, Rewşen dergisinin yayımlanmasından 30 yıl sonra, Rewşen, Jiyana Rewşen, Rewşen-Name dergilerinde Kürtçenin Kurmancî lehçesinin anti-kolonyal ve anti-asimilasyonist çıkışı ve içeriği ile Kurmancînin nasıl bir gelişim, değişim ve yenilenme sürecini, klasik dönemden başlayarak, örneklendirme, karşılaştırma ve yorum-analiz metoduyla, doktora tezi olarak hazırladım ve sonrasında bu tezi Rengê Hebûnê adıyla kitaplaştırıp yayınladım.

 Akademi ve edebi alanda Kürtler üzerine yapılan çalışmalarda post-kolonyal yaklaşımdan bahsetmek mümkün mü?

Kürtçe akademik alanında yapılan çalışmalar hala çoğunlukla Klasik Kürt Edebiyatı ve Folklörü üzerine. Kolonyalite ya da post-kolonyal temelde belirlenmiş yaklaşımlarla hazırlanan, Kürtçe dil ve edebiyat alanında yapılmış akademik çalışma sayısı, benim master ve doktora tezlerimin dışında, iki veya üç çalışmayı geçmez. Ama post-kolonyal yaklaşımın benimsenmesinin nedenleri ise cevaplar çok yönlü olmakla beraber, aslında esas yanıt, yaşananların artık başka bir biçimde açıklanamayacağı, anlaşılamayacağı ve analiz edilemeyeceği gerçeğinin apaçık ortaya çıkmasıdır. Örneğin, Rewşen dergisi yayınlandığı süreçte, suya sabuna dokunmadan, yalnızca var olan kısmi dil serbestliğine dayanıp, yayın yapabilir ve günümüze kadar da bunu sürdürebilirdi. Belki, o süreçte yeterince anlaşılmış ve değerlendirilmiş olmayabilir, ama günümüzden 1992 yılı ve sonrasına baktığımızda, aslında Rewşen dergisinin, dil ve edebiyat alanındaki yayınları post-kolonyal sürece ait olması gereken bir çalışma gibi durmaktadır. Rewşen dergisi, devamında gelen Jiyana Rewşen ve Rewşen-Name dergileri, asimilasyonun son hızıyla devam ettiği ve giderek ivme kazandığı süreçte, ‘anti-asimilasyonist’ bir tavır, duruş ve iddiayla yayınlanmakta. Bu da bize, Kürtçenin aslında daha post-kolonyal döneme geçmeden, post-kolonyal dönemin, yozlaştırıcı öğelerden kurtulma, arınma ve ‘xwebûn' (kendi olma) pratiğini yaşadığını ve çoklu yönlü bir ‘kendileşme’ pratiğiyle ‘dekolonizasyonu’ gerçekleştirmeye çalıştığını göstermektedir. Elbette bu durum, hem Bêjara neteweparêz di kovara hawarê de (doktora tezim) hem de Ruhê Xwebûnê adlı çalışmalarımda incelediğim ve analiz etmeye çalıştığım gibi Hawar dergisi ile başlamaktadır.

Kitabınızda bu alana yeni veya pek aşina olmadığımız kavramlar da kazandırdığınızı fark ediyoruz. “Dûrketina ji zanava zimanî”, “dîkebûn”, “durehî”, “nebanbûn” ve “cewêlekî” kavramlarını kitap boyunca açmaya çalışıyorsunuz. Post-kolonyal çalışmaların temel taşları niteliğinde olan bu kavramları irdelemenin sizin çalışmanızda neye tekabül ettiğini açıklar mısınız?

Aslında "Dûrketina ji zanava zimanî" (Dilsel kimlikten uzaklaşma) söylemini “zanav-kimlik kavramı içerisinde değerlendiriyorum. Senin de belirttiğin gibi “zanav (ulusal kimlik), dîkebûn (öteki olma), durehî (melezlik), nebanbûn (yabancılaşma), cewêlek (madun-alt olma)” kavramları post-kolonyal teorinin ana kavramları. Doktora çalışmam zaten, bu kavramlar üzerinden söz konusu dergilerin içeriği, niteliği ve pratiğinin Kürtçenin Kurmanci lehçesi ile yapılan dil ve edebiyat çalışmalarında, anti-kolonyal bir mekan ve uzam oluşturduğunu ve sürekliliği olan sonuçlar doğurduğunu ileri sürmekte. Bir röportaja sığmayacak kadar geniş ve derinlikli olan bu kavramları, sömürgeci ve asimilasyonist pratik ve uygulamaların sonuçları üzerinden ele aldım. Yani, bu kavramlar, aslında sömürgeci uygulamaların eşzamanlı hem başlangıcı hem birbirini doğuran ara durumları hem de sonuçları; yani sömürgeci uygulamalar sürerken ortaya çıkan ve birbirini izleyen durum ve sonuçlar. Bu sonuçlar ve içerikler, post-kolonyal süreçte bile halen devam etmekte ve ortadan kaldırılması o kadar da kolay değil. Rengê Hebûnê adıyla kitaplaştırdığım doktora tezimde, Rewşen, Jiyana Rewşen ve Rewşen-Name dergilerinde, bu sonuçlara karşı dilsel, edebi ve kültürel mücadelenin, direnerek karşı çıkışın ve yeniden kurma-oluşturma çalışmalarının hangi yol ve yordamlarla yapıldığını çözümleyici yöntemle incelemeye çalıştım. 

Çalışmanızda Melaye Cizîrî, Feqîyê Teyran ve Ehmedê Xanî’yle başlattığınız bir varlık bağlamını irdeliyorsunuz. Üç büyük cevher olarak nitelendirdiğiniz ediplerde “durehî”/melezlik emarelerini arıyorsunuz. Sizce kültürel anlamda melezlik ve biyolojik melezlik arasındaki farkların günümüzdeki yansımaları nelerdir?

Evet, onları, “Her Sê Gewreyên Gewherî/Üç Büyük Cevher” biçiminde tanımladım ve aslında onlarda “durehî/melezlik” emareleri aramıyorum, aksine, melezliğin bu üç öncüde mükemmel biçimde gerçekleştiğini ve her birinin melezlikle kalmayıp, bu dilsel ve kültürel anlamdaki çoklu etkileşimin sonucunu bir üst seviyeye çıkarıp, her birinin yine kusursuz biçimde “kreolize olduğunu” söylüyorum. Bu görüşlerim çerçevesinde, Melayê Cizîrî’nîn ilk kreolizeleşmiş (iki ayrı dilin iç içe geçerek yeniden şekillenmesi) Kürt şairi-yazarı olduğunu ortaya koyuyorum.

Sorunun diğer yönüne gelirsek; biyolojik melezlik ile kültürel melezlik arasındaki fark çok belirgin ve farklı biçimlerle açıklanabilir. Biyolojik melezlik, gen, kan, deri rengi vs. gibi özelliklerle belirlenir ve bir karışımla oluşan yeni bir türe, renge ve gene odaklanır ve onu refere eder. Kültürel melezlik, başta dil olmak üzere, diğer kültürel öğelerin birbirlerini tanımaları, tanıdığı diğer/öteki dil ve kültürü, kendi dil ve kültürlerinin dışında var edebilecekleri bir uzama yerleştirmeleri ve yeri geldiğinde onlar arasında, özellikle ana dili ve öz kültür yararına, etkileşim gerçekleştirmeleridir. Bu konuda, Rengê Hebûnê adlı çalışmamda, çok yönlü belirlemelerde bulunuyorum. Fakat daha sonraki okuma ve çalışmalarımda, bu konu üzerine tekrar yoğunlaştım ve aslında bir yönüyle ‘dilsel melezliğin’, özellikle Kuzey Kürtleri ve asimilasyon sürecinde olan ve dili yok olmayla yüz yüze kalmış uluslar için bir “ön çözüm” olabileceği sonucuna vardım.

Bu arada, özellikle belirtmek istiyorum, dilsel melezlik, iki dillilik değildir. İki dillilik, asimilasyona uğramış halk ve uluslar için, ölümün, yok oluşun diğer adıdır. Çünkü, iki dillilik her zaman, egemen dil ya da egemenin dili yararına hep ön plana çıkar ve egemen dil, her zaman, matematiksel deyimle, yutan dil olur. Dilsel melezlik, (dilsel melezlik ikiden fazla dil için de geçerlidir), her koşulda ana dili önceler ve diğer dilleri ana dilin gelişmesi, yerleşmesi ve yeterli duruma gelmesi için, pozitif anlamda, bir yol ve araç olarak kullanır. Bu bağlamda, son olarak şunu söylemekte yarar var. “Her Sê Gewreyên Gewherî”nin her üçü de, Kürtçe, Arapça, Türkçe ve Farsça dillerini karşılaştırmalı biçimde biliyorlardı ve bu dillerle yüksek derecede etkileşim içindeydiler. Bu nedenle, kendi dilleri üzerinden diğer dillerle ilişki kuruyorlardı ve her üçü de, diğer dilleri ana dilleri Kürtçe kadar biliyorlardı ve hiçbir dış etki onların Kürtçesine ve “dil(sel) ruhuna” etki edemezdi; bu nedenle, “Her Sê Gewreyên Gewherî” özellikle Kürt edebiyatının Kurmancî lehçesinin ilk “kreolize” olmuş şairleridir.  

Çalışmanızda Rewşen ve ardıllarının kültürel direniş bağlamında Kürt varlığını ne ölçüde etkilediğini ve nasıl yönlendirdiğini detaylıca inceleyen bir bölüm var. Sizce günümüzde Rewşen gibi ekollerin olmaması neden kaynaklı?

Sözünü ettiğiniz bölüm, tez çalışmamın son ve ana bölümü. Bu bölümde, Cizîrî’den Tîrêj dergisine kadar olan tarihsel dönemde, sırtını dilsel ve edebi öncülerine dayamış ve Kürtçe'nin en karanlık ve en zor dönemini yaşadığı bir süreçte yayımlanmış ve yayımlanmakla kalmamış, içeriği, yapmak ve oluşturmak istedikleri ve yaptıkları ve oluşturdukları ile Kürt dili ve edebiyatına çok yeni ve farklı bir uzamda yaşam alanı yaratmaya çalışmış bir dergiyi, Rewşen dergisini ve onun ardılları olan Jiyana Rewşen ve Rewşen-Name dergilerini, anti-kolonyal direniş bağlamında, inceleyip eleştiriyorum. Günümüzde ekollerin olmamasının nedenini yeterince bilemiyorum. Sanırım bu bir süreç meselesi. Ayrıca edebiyatın kendini süreçle eşzamanlı ve eşdeğerli ifade edip yaygınlaşması ile ilgili bir durum. 

Siz aynı zamanda bir çevirmen ve roman yazarısınız. Bunun dışında, Deyimler Sözlüğü çalışmanız ve Kürt edebiyatı üzerine eleştiri kitaplarınız da mevcut. Düşünce ve edebiyat alanında farklı disiplinlerde çalışıp aynı yetkin sonuçları almak zor olmakla birlikte, siz kendi üretim süreçlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu üretim süreçlerinin çıkış ve kaynak noktası, pratik uzam olarak, 12 Eylül öncesi ve sonrası, Kurmancî’de ‘xwebûn’ dediğimiz kavramın içeriğinin ve niteliğinin, teorik ve pratik anlamda bende oluşması ve tamamlanmasında en önemli yer, büyüdüğüm ve geliştiğim yer olan Farqîn’dir. Bununla beraber, yoğun okuma, yazma ve özellikle yaşanan varoluş ve yeniden oluşum mücadelesi süreçlerini kalıpların dışında anlama ve değerlendirme çabası ve isteği, söz konusu üretim süreçlerinin de çok disiplinli ve çok alanlı olmasını beraberinde getirdi. Elbette bu durum kendiliğinden de oluşmadı. Özellikle etkilenme alanlarımın çeşitliliği, hem de bu çeşitliliğin aynılığı ve karşıtlığı ve benim bu çeşitlilikte, aynılık ve karşıtlıklar ile bireysel ve özgün ilişki kurma biçimim, bir tek üretim türünde kalmamam için gereken nedenleri oluşturdu. Çok çeşitli ve çok disiplinli üretim çabasını, aynı zamanda, kendimi tamamlama süreci olarak da değerlendiriyorum. Dışa yansıması ise söz konusu disiplinlerde verilen ürünler olarak ortaya çıkmakta.

Son olarak ileriye dönük çalışmalarınız varsa bize biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?

Hazırlamış olduğum üç eserim yayınlanmayı bekliyor. Biri Şador adında bir roman. Bir diğeri, edebiyat eleştiri-analiz yazılarından oluşuyor. Üçüncü çalışmamda da, dil, kültür ve edebiyat alanlarında yazmış olduğum makaleler yer almakta. Bununla beraber, çeviri çalışmalarım da devam edecek ve en az bir anti-kolonyal romanı İngilizceden Kurmancîye ve bir edebi eleştiri-analiz kitabını da Türkçe veya İngilizce'den Kurmancîye çevirmeyi planlıyorum. Ve ayrıca yaşam koşulları elverirse, “Kürtçede Melezlik ve Kreolize” çerçevesinde dilsel ve edebi eleştiri-analiz kitabını tamamlamayı düşünüyorum. Evet, sadece düşünüyorum…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.