Kürtaj Hikayeleri: Üç kadın, üç film

Kadın Haberleri —

28 Ocak 2022 Cuma - 23:30

3 kadın 3 film

3 kadın 3 film

  • Amacımız dört haftada bir sizlerle bu sayfada buluşmak. Yeni yılın ilk yazısında geçtiğimiz yıl gösterime giren ve adından söz ettiren başarılı kadın yönetmenlerin filmlerini gözden geçireceğiz.

Susan WEINBLATT*

Bir yıldan biraz fazla bir süre önce başladığımız Mor Kamera yolculuğuna yine kıyıda köşede kalan veya aslında ana akım da olsa ana akımın içerisinde erkek yönetmenler ya da büyük yapımlar kadar kendine yer bulamayan kadın yönetmenlerin filmlerine, biyografilerine ve filmler etrafında dönen tartışmalara odaklanarak devam edeceğiz. Amacımız dört haftada bir sizlerle bu sayfada buluşmak. Yeni yılın ilk yazısında geçtiğimiz yıl gösterime giren ve adından söz ettiren başarılı kadın yönetmenlerin filmlerini gözden geçireceğiz.

Holler (2020)
Holler aslında 2020 yılına ait bir film ancak birçok yerde 2021’de dolaşıma girdi. Filmin yönetmeni Nicole Riegel’in lik uzun metraj filmi ile aynı adı taşıyan bir de kısa filmi bulunuyor. Yönetmen Holler filminin kendi hayatı ile benzerlikler taşıdığını dile getiriyor. Bu filmi kendisi gibi yaşadığı yerin sınıfsal imkansızlıkların kapanına kısılmış genç kadınlara umut olmasını istediğini söylüyor. Filmde Amerika’da Ohio’nun güneyinde yaşayan Ruth ismindeki genç bir kadının hayatını izliyoruz. Amerikan bağımsız sinemasının birçok karakterini başarılı bir şekilde yansıtan film, özellikle filmin ilk yarısında gerilimi ve tekinsizlik hissini çok başarılı bir şekilde kuruyor. Sonlara doğru ise bu gerilim yerini bir kararsızlığa bırakıyor. 
Arka planda önce fabrika işçiliği yaparken yaralanan, ardından sağlık sistemi tarafından başarısızlığa uğratılarak kendisine verilen ilaçlar yüzünden uyuşturucu bağımlısı olan ve en son da hapse giren ihmalkâr bir anne var. Anne karakteri her ne kadar Amerika’da yaşayan milyonların gerçekliğini yansıtsa da aynı zamanda biraz basmakalıp kalıyor. Bunun dışında, kentteki fabrikanın kapatılması, ağır çalışma koşulları, bir yanda radyolarda “herkese iş” diye bağıran Trump Amerika’sı, dalgalanan Amerikan bayrakları da Ruth’un sıkışıp kaldığı atmosferin sistematik arka planını oluşturuyor. Bu atmosferde terkedilmiş binalardan kaçak bir şekilde metal hurda çıkarıp satan çeteler de Ruth ve abisi gibi genç işsizlerin önünde bir seçenek oluyor. Zaten yeterince karanlık bu tablonun içerisinde genç bir kadın olmak, etraftaki erkekler, Hark karakterinin köpeği, Ruth’un elindeki metal kesici alet gibi öğelerin her biri bir tehlike sembolü haline geliyor ve gergin bir şekilde hangisinin bir anda patlayacağını merak ederken buluyoruz kendimizi. Bu anlamda genç bir kadının dünyasını başarılı bir şekilde yansıtıyor film. Komşusu ve iş arkadaşı Linda’nın Ruth’a annelik edişi ve fabrika sahneleri bir şekilde dayanışmanın varlığına işaret ediyor ama tabi ki Ken Loach filmlerindeki kadar umut veren bir dayanışma değil. Nihayetinde beklenen tehlike bir şekilde hiç kimse büyük bir zarar görmeden bertaraf ediliyor ve buradan Ruth’un kendini kurtarmak için girdiği yola hızlı bir geçiş yaşıyoruz. Her an “hiçbir şeyin değişmeyeceği, bu herkesin unuttuğu kentte fakirlik ve şiddet sarmalı içerisinde sıradan hayatların devam edip gideceği” hissi ağır basacak gibi bir hava hâkim filme. Buna rağmen Ruth özgürleşmeye doğru bir adım atabiliyor, nasıl olduğunu tam anlamasak da, belki de yönetmenin söylemek istediği de budur. 
Başrolde “I am not Okay with This” dizisinden tanıdığımız Jessica Barden, filmdeki renkler ve kamera hareketlerinin karakterle uyumu ise filmin eksiklerini kapatır nitelikte.

Karanlık Kız (The Lost Daughter – 2021)
Lost Daughter filmi, Elena Ferrante’nin aynı adı taşıyan romanının yönetmen Maggie Gyllenhaal tarafından sinema perdesine uyarlanmış hali. Filme dair daha ayrıntılı bir analiz feminist websitesi Çatlak Zemin’de de okunabilir. Bu filmde tek başına Yunanistan’a giden Leda’yı tatil sırasında etrafında bulunan insanlarla ilişkileri hem de bu ilişkiler sırasında hatırladıkları üzerinden gördüğümüz geçmiş anıları ile birlikte izliyoruz. Filmin açılış sahnesinde filmin sonunu görüyoruz, bu da bize günlük güneşlik bir tatil filmi izlemeyeceğimizi gösteriyor. Kalabalık ve gürültülü aileler, ağzı bozuk ve cinsiyetçi ergen erkekler, yaşlı ve yalnız adamlar, gece gelen böcekler, yakındaki deniz fenerinden çıkan siren sesleri, ağaçtan düşen kozalakların hepsi Leda’nın kendi bedeninde huzur içinde kendi oluşuna engel teşkil ederek araya giriyorlar, sinir bozan ve bir kadının tek başınalığını kesintiye uğratan öğeler olarak karşımıza çıkıyorlar. Peki bir kadının “kendi” olması, kendi işine, üretimine bakması, canının istediği sırada canının istediği şeyi yapmasına engel olan bu çirkin rahatsız edici şeyler değil de doğurduğu çocuklarının ta kendisi ise o zaman ne yapacağız? Annelik, anne-kız ilişkileri üzerine kadın bakış açısını tüm yönleriyle ve samimiyetle sunmaya çalışan ve klişelerden uzak bir hesaplaşma sağlayan filmin başarısı da bu sorunun yanıtında gizli. Leda bir yandan kendi geçmişi ve kendi kızlarıyla ilişkisi ile hesaplaşırken bir yandan da adada birbirlerini gözetlerken tanıştığı Nina ve Nina’nın çocuğuyla ilişkisine müdahil oluyor. Bu iki kadının birbirine bakışı da yine ne anneliğin ne de kadınlığın öyle güllük gülistanlık yollar olmadığını ortaya koyuyor. Kadınların birbirlerini sevmeleri önce kendilerini sevmelerinden geçer, belki bu kabulleniş de biraz zaman gerektirir, bu yüzden de kuşaklar arası ilişkilerde farklı kuşaklardan kadınların birbirlerini sevmesi o kadar kolay olmaz her zaman. Nina karakterinin Leda’ya filmin sonunda yaptığını bu perspektiften düşünebiliriz. Bu film, Holler’a kıyasla internette ya da sinema salonlarında bulması daha kolay olduğu için gerisini siz okuyucularımıza bırakalım. 

Kürtaj (Happening – 2021)
Son olarak sizlere 2021 yılının Venedik film festivalinden Altın Ayı ödülü ile ayrılan Happening filminden bahsedeceğim. Mor Kamera’da daha evvel çokça işlediğimiz kürtaj filmlerinin sonuncusu olan filmin yönetmeni, Lübnan asıllı Fransız yönetmen Audrey Diwan. Geçtiğimiz günlerde ünlü filozof Slavoj Žižek en yeni Matrix filmi için bir yazı yayınladı ve filmin izlemeye değmeyeceğini dolayısıyla kendisinin de yazıyı filmi izlemeden yazdığını söyledi. Ben de bizim gibi yazıp çizen kadınlarda Žižek’in özgüveninin yüzde biri olsaydı şimdiye nerelere gelmiştik diye bir yorum yapmıştım. İşte şimdi o özgüvenle diyorum ki, Kürtaj/Happening filmini izlemedim, ancak hakkında yazılanlar ve fragmanlarına dayanarak kesinlikle izlemeye değer bir film olduğunu iddia ediyorum. Bu filmde kürtajın henüz yasallaşmadığı 1960’lar Fransasında istenmeyen gebeliğini sonlandırmaya ve hayatına devam etmeye çalışan bir kadının başına gelenleri izliyoruz. Hem Venedik’te hem Antalya’da filmi izlerken çok etkilenip bayılan seyirciler olmuş. Umarız bizler de yakın zamanda filmi izleyip bayılabiliriz. 

*Susan Weinblatt, Kasım 2020 tarihinde Mor Kamera’da tanıttığımız 1978 yılı yapımı Kız Arkadaşlar filminin gözlüklü, sevimli, fotoğrafçı baş karakteri. Bundan sonra Mor Kamera köşesini bu karakterin takma adıyla yayınlayacağız. Belki arada sürprizler olur ve başka kurmaca kadın karakterler aramıza katılır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.