Narko ekonomi

Cafer TAR yazdı —

30 Mayıs 2021 Pazar - 22:49

  • Uzmanlar Türkiye'de her yıl yaklaşık olarak 20 ton eroin yakalandığını; bunun da Türkiye üzerinden Avrupa'ya gönderinen eroinin sadece yüzde onu civarında olduğunu söylüyorlar. Bu durumda Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine 180 ton eroin gönderildiği bilgisine ulaşmış oluyoruz.

Yine aynı kişiler “bu kadar eroinin piyasa değerinin yaklaşık olarak 15 milyar dolar olduğunu, bu paranın da yüzde yirmiye yakın bir kısmının Türkiye'de kaldığını söylüyorlar. Yani bu durumda Türkiye ayağında eroin ticaretinden elde edilen gelirin yaklaşık olarak 2,5 ile 3 milyar dolara civarında olduğu tahmin ediliyor.

Bu çapta bir iş için; bürokraside, güvenlik birimlerinde, yargıda ve daha önemlisi siyaset kurumunda güçlü bağlantıların kurulmuş olması gerekir. Ayrıca hiç kimse bu çapta bir işi tek başına veya bir kaç grupla yapamaz; bu tarz işler güçlü organizasyonlar gerektirirler.

Dolayısıyla başka insanların ölümleri üzerinden kazanılan kirli uyuşturucu parası; önce bürokrasiyi, sonra siyaseti ve en sonunda da bütün toplumu kirletir. Bu gün Türkiye'de yaşanan tam da bu olmaktadır.

Nereden baksanız bakın vıcık vıcık bir devlet-hükümet ve daha kötüsü muazzam dejenere olmuş bir toplum yapısı ile karşılaşıyoruz. Kerelerce “Türkiye'de güvenlik bürokrasinin bir kısmının siyasilerin koordinasyonunda mafyalaştığı; mafyanın ise bu yolla da devletleştiğini” vurguladık.

Aradaki ilişki dışardan birilerinin rüşvet vererek kimi devlet memurlarını ayartması aşamasını çoktan geçip; devlet içinde kimi çevrelerin bilgisi ve koordinasyonu çerçevesinde yürüyen bir sürece dönüşmüş durumda.

Ayrıca günümüz dünyasında uyuşturucu ticaretinin içinde olmak, doğrudan uyuşturucu taşımak ve satmak anlamına gelmiyor. Uyuşturucunun alınması, taşınması ve gümrüklerden geçirilmesi çok daha karmaşık bir örgütlemeyi gerektiriyor.

Hani Sedat Peker, ‘ben uyuşturucu ticaretinin hiç bir yerinde değilim’ diyor ya; bu doğru değil. Kendisi de zaten anlatımlarıyla kendi iddiasını çürütüyor. Bu bir süreç ve onun gibiler de devlet içindeki ilişkilerini kullandırarak, uyuşturucu işi yapanların güvenliğini sağlayarak sektörden kendilerine düşen payı alıyorlar.

Böylece güya hem uyuşturucu işine bulaşmamış; hem de uyuşturucu ticaretinin ortaya çıkardığı ranttan kendilerine düşen payı almış oluyorlar. Türkiye'de devlet yıllardır bu alandan elde ettiği paralarla kendi paramiliter güçlerini finanse ediyordu; fakat daha sonra bu bir sisteme dönüştü.

Öyle anlaşılıyor ki; bu çevreler Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine ulaşan eroin hattına kokaini de eklemek istiyorlar. Bir çoğumuz uzun bir süre Türkiye/Venezüela ilişkisini anlamlandıramıyorduk; buna karşılık havuz medyası ise bu ilişkiyi güya anti-emperyalizm üzerinden ballandıra ballandıra anlatıyordu.

Türkiye ısrarla Venezüela ile ticari ilişkileri geliştirmek istiyor; bu amaçla iki ülke arasında karşılıklı heyetler gidip geliyordu. Hele son noktada Venezüela'dan sıfır gümrük vergisi ile peynir getirme işi tam bir komediydi; fakat buna rağmen bir çoğumuz bu kadar ileri gidebileceklerini tahmin edemiyorduk.

Fakat şimdi artık taşlar yerli yerine oturdu. Türkiye/Venezüela arasındaki ticaret hacmi arttırılarak yasadışı kokain ticareti kolaylaştırılıyor; yani kokain ticareti kamufle ediliyordu. Rejimin bütün önemli şahsiyetlerinin bir biçimde gemicilik faaliyeti içerisinde olması kamuoyu tarafından kuşku ile karşılanır hale geldi.

Binali Yıldırım'ın hayır işlerine ve kumara aynı anda düşkün oğlunun Venezüela ziyareti; ve rejimin yeni ortaklarının marina işletmeciliği merakı artık hepimizce daha anlaşılır hale gelmiştir. Eskiden Türkiye'yi enerjinin toplandığı, dağıtıldığı ve fiyatının belirlendiği bir merkez haline getirmek istiyorlardı.

Fakat öyle anlaşılıyor ki; bu hedef tutmayınca kimileri kolları sıvayıp Türkiye'yi uyuşturucunun toplandığı, dağıtıldığı merkez ülkelerden biri haline getirmiş. Eroin gelirlerine kokaini de eklediğimizde yıllık yaklaşık 5 ile 6 milyar dolarlık bir rakama ulaşıyoruz. Bu da GSMH'nın neredeyse yüzde onu eder. Buna yasadışı petrol ve sigara kaçakçılığını da eklediğimizde Türkiye'de illegal ekonominin büyüklüğünü daha kolay anlayabiliriz.

Kürt sorununu çözemeyen ve dolayısıyla bir türlü demokratikleşemeyen Türkiye tam bir çürüme yaşıyor; Türkiye'nin şimdi her zamankinden daha fazla demokrasiye ve Kürt sorununda hakkaniyetli bir çözüme ihtiyacı var.

İşte tam da bu nedenle şimdi her zamankinden daha fazla demokratik özerklik ve HDP zamanı!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.