PKK yasağı: 1220 soruşturmanın 786’sı son 4 yılda

Dizi Haberleri —

13 Ekim 2020 Salı - 22:00

  • Sol Parti soru önergesi verdi, Alman hükümeti yanıtladı: PKK yasağı gerekçe gösterilerek Kürtlerin demokratik eylemlerine yapılan devlet saldırıları, son dört yılda büyük artış gösterdi. Alman Ceza Kanununun 129b maddesi uyarınca 1988’den bu yana açılan 1220 soruşturmanın 786’sı 2016 başı ile 31 Ağustos 2020 arasında açıldı.

OSMAN OĞUZ

Sol Partinin Federal Hükümet’e verdiği soru önergesi, Almanya’da Kürt Özgürlük Hareketine yönelik kriminalizasyonun boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi: PKK yasağı gerekçe gösterilerek Kürtlerin demokratik eylemlerine yapılan devlet saldırıları, son dört yılda büyük artış gösterdi. Faaliyet yasağı veya Alman Ceza Kanununun 129b maddesi uyarınca 1988’den bu yana PKK’ye yönelik yürütülen 1220 soruşturmanın 786’sı 2016 başı ile 31 Ağustos 2020 tarihleri arasında açıldı.
Sol Parti Federal Parlamento milletvekilleri Ulla Jelpke, Dr. André Hahn ve Gökay Akbulut tarafından verilen soru önergesinin girişinde Almanya’daki Yüksek Bölge Mahkemelerinde Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) üyesi oldukları iddiasıyla açılan birçok davanın devam ettiği hatırlatıldı. 

‘Miting yaptın, HDP’yi destekledin…’
Davaların “yurtdışındaki bir terör örgütüne üye olmak” suçunu düzenleyen Ceza Kanununun 129b maddesi uyarınca açıldığını belirten milletvekilleri, devam etti: “Geçtiğimiz aylarda bu davaların birçoğu, sanıkların yıllarca hapis cezasına çarptırılmasıyla son buldu. Sanıklar, Almanya’daki şiddet eylemleri ya da başka bir ülkede Alman hedeflere yönelik eylemler nedeniyle suçlanmıyor. Suçlamalara göre sanıklar, PKK’nin tam zamanlı kadroları olarak eylemlere katılıyor ya da miting ve toplantılar organize ediyor, Almanya’da yaşayan Türkiye vatandaşları arasında Türkiye’de seçimlere giren Halkların Demokratik Partisi (HDP) için seçim çalışması yapıyor ve Sol Parti üyeleriyle görüşüyorlar. Soru önergesini verenlerin gözünden bu eylemler, politik aktif kişilerin normal ve yasal faaliyetlerini ifade ediyor.” 

Yürütme yargıya talimat veriyor
Mevcut faaliyet yasağına rağmen hukuki olarak PKK’ye yönelik destek çalışmalarının da yalnızca dernekler yasası uyarınca soruşturulabileceğini ama “terör suçu” olarak sınıflandırılamayacağını kaydeden milletvekilleri, bugünkü davaların arka planında kararları ise şöyle özetledi: “PKK kadrolarının bu koşullar altında Ceza Yasasının 129b maddesine dayanılarak takibata alınması ve Almanya’da Savcılık tarafından ‘öldürme ve öldürmeye teşebbüs’ olarak sınıflandırılan Kürt gerillalarının Türk asker ve polislerine karşı Türkiye’de yaptığı eylemlerin sorumlusu olarak görülmesi, Federal Adalet Divanının (Bundesgerichtshof) 2010 yılında aldığı kararla PKK’yi ‘yurtdışındaki terörist örgüt’ olarak sınıflandırmasının yanında esas olarak Alman Hükümetinin 2011’de Ceza Yasasının 129b maddesine dayanılarak yapılan takibatların ön koşulu olan kararı, bir soruşturmanın açılması için almasına dayanıyor.” 

‘Politik niyet Türkiye’yle ilişkiler’
Bu karar alma süreçlerinin yürütmenin yargıya müdahalesi anlamına geldiğini de belirten milletvekilleri, mahkemelerin soruşturma yetkisini Adalet Bakanlığının Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık ile birlikte aldığı karar ile almasını eleştirerek, “Soru önergesini verenlerin gözünde bu durum, Federal Hükümetin davalardaki politik niyetinin NATO’daki ortağı Türkiye’yle ilişkilerini gözetmek olduğunu göstermektedir” dedi.

‘PKK’yi yeniden değerlendirme vakti’
Aralarında PKK ve Kuzey Suriye’deki Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Kadın Savunma Birliklerinin (YPJ) de olduğu Kürt örgütlerinin DAİŞ’e karşı mücadeledeki rolünü de hatırlatan milletvekilleri, devam etti: “Kürt örgütleri, büyük kurbanlar vererek kendisini ‘İslam Devleti’ olarak adlandıran örgütle mücadeleye büyük katkılar sağladı ve aralarında Kuzey Irak’taki Şengal’de yaşayan Êzidîlerin de olduğu çok sayıda insanı kurtardı. Almanya Parlamentosundaki tartışmalarda -Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlere saldırıları söz konusu olduğunda da- farklı fraksiyonlardan birçok milletvekili dayanışma tavrı gösterdi. Soru önergesini verenlerin gözünde bu gelişme, PKK’ye dair yeni bir değerlendirmenin vaktinin geldiğini göstermektedir.”

Belçika’daki karar
Belçika’daki temyiz mahkemesinin 28 Ocak 2020’de alt mahkemelerin kararlarını görüşürken aldığı “PKK uluslararası hukukun ilkeleri uyarınca bir terör örgütü değil, silahlı bir çatışmanın tarafıdır ve bu nedenle ulusal antiterör yasaları kapsamında takibata alınamaz” kararını da hatırlatan milletvekilleri, Alman hükümetinin bu karara ilişkin tavrına dair bir soru da yöneltti.

Bir yılda dört kat artış!
Alman hükümeti adına soru önergesine verilen yanıtta yıl yıl elektronik kayıt tutulmaya başlanan 1988 yılı başından itibaren açılan soruşturmalara dair verilere yer verildi. Özellikle dikkat çeken veriler şöyle:

  • Hükümetin verdiği bilgilerde “PKK’ye üye ya da destek olmak” iddiasıyla Ceza Kanununun 129b maddesi uyarınca açılan soruşturmaların son üç yıldaki büyük artışı dikkat çekiyor. 2017’de açılan soruşturma sayısı, bir önceki yıla neredeyse dört katına çıktı.
  •  Verilere göre 2015 yılında açılan toplam 21 soruşturmada 22 kişiye suçlamalar yöneltildi; 2016 yılında bu rakam 55 kişiye karşı 36 soruşturmaya yükseldi. 2017 yılında 151 kişiye karşı 131, 2018’de 288 kişiye karşı 270, 2019 yılında ise 203 kişiye karşı 192 soruşturma açıldı. 2020 yılında bu rakam, 31 Ağustos tarihine kadar 89 kişiye karşı 87 soruşturma.
  • 1988 yılı başından 31 Ağustos 2020’ye kadar toplamda bin 519 kişiye karşı bin 220 soruşturma açıldı. (Dernekler Yasası ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası uyarınca açılan soruşturmalar, bu verilere dahil değil.)
* Açılan davaların ikisinden müebbet hapis çıkarken iki sanık hakkında ise takipsizlik kararı verildi. 94 davada ise sanıklar, 8 ay ile 13 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.

129. maddenin tarihi: Baskı geleneği

PKK’ye yönelik soruşturmaların da 2011’den bu yana dayandırıldığı Alman Ceza Yasasının 129. maddesi, gündeme geldiği ilk günden bu yana hak mücadelelerine karşı devletin silahı olarak kullanılıyor.

Almanya’nın Ceza Kanunundaki “terör suçlarını” düzenleyen 129a-b yasasının kökleri, 1878 yılında, Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck’ın çıkardığı “Sosyalistler Yasası”na dayanıyor. Yasa, 1919’da “Cumhuriyeti Koruma Yasası” halini alıyor ve baskılar, sansür, gösteri yasakları, örgütlenme yasağı gibi uygulamalar giderek yoğunlaşıyor. Nazi iktidarı döneminde baskılar, vahşet düzeyine ulaşıyor. Hitler’in çöküşü ardından 1951 yılında Ceza Yasası gözden geçirilse de 129. maddeye dokunulmuyor. Yasa uyarınca 1951’de önce Özgür Alman Gençliği yasaklanıyor ve 1500 üyesi farklı uzunlukta hapisle cezalandırılıyor. Aynı yıl içinde Almanya Komünist Partisine (KPD) ise 129. maddeden tam 125 bin soruşturma açılıyor; bunların yüzde 5’inde ceza veriliyor. İlerleyen yıllarda da soruşturmalar, dönem dönem artan yoğunlukta devam ediyor.

70’li yıllar: ‘Terör’ anlatısı
129. madde, 1970’li yıllara kadar “suç örgütü kurmak, yönetmek ve üyesi olmak” suçlamasını kapsıyordu; yani fiil “terörist” değil “kriminal” olarak değerlendiriliyordu. Almanya solunun 1970’li yıllarda radikalleşmesi ve ev işgalleri ile Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF), 2 Haziran Hareketi (Bewegung 2. Juni), Devrimci Hücreler (RZ) ve Rote Zora gibi örgütlenmelerin ortaya çıkması gerekçe gösterilerek yasa genişletildi; 129a’nın eklenmesiyle “terör suçlarını“ da kapsar hale getirildi. Bu durum, devrimci hareketlerin marjinalleştirilmesinin bir yöntemi olarak kullanılan “terörist” anlatısıyla da eşgüdümlü gelişiyordu.

11 Eylül’den sonra: 129b
Maddenin b bendi ise 2002 yılının Nisan ayında, ABD’deki İkiz Kuleler’e yönelik saldırı gerekçe gösterilerek çıkarıldı. Ne var ki bu madde, 2011 yılına kadar yalnızca Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’ne (DHKP-C) yönelik soruşturmalarda dayanak olarak kullanıldı. Bu tarihe kadar PKK dosyalarında ise -1993’te PKK’nin “ülke içinde” özel olarak yasaklanması gerekçe gösterilerek- 129a dayanak gösteriliyordu. 2011’den sonra ise PKK dosyaları da 129b uyarınca görülmeye, cezalandırmalara PKK’nin Türkiye’deki eylemleri de gerekçe gösterilmeye başlandı.

Yanlış yasa doğru uygulanmaz
129b, yurtdışındaki bir “terör örgütü” adına dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanda suç işleyenlerin Almanya’da soruşturulması ve ceza almasını düzenliyor. Madde kapsamında yargılanmak için bahse konu örgütün herhangi bir “terör örgütleri listesine” dahil olması, bahse konu fiilin ise herhangi bir mahkeme tarafından mahkum edilmiş olması gerekmiyor. Almanya, suç işlendiği iddia edilen ülkedeki (sözgelimi Türkiye’deki) olaylarla ilgili detaylı bir soruşturma yürütemeyeceğine göre, geriye “suçluyu”, “teröristi” tespit etmek için iki yöntem kalıyor: Afaki, genel değerlendirmeler ya da ilgili ülkenin istihbarat raporu! Bu iki yöntemin de uluslararası hukuk normlarıyla ilgisi yok. Yalnızca Almanya’da uygulanan ceza yasası, bu nedenle hukukçular tarafından sert biçimde eleştiriliyor; fakat bu, durumu değiştirmiyor. Avukatların yasanın kaldırılması için Anayasa Mahkemesine yaptığı tüm başvurular da geri çevriliyor.

‘Güçler ayrılığı’ hiçe sayılıyor
129b soruşturmalarının hukuka aykırılığına ilişkin bir başka kanıt da dava açılmasının bir savcıya değil Adalet Bakanı’na -yani yürütme erkine- bağlanmış olması. Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık ile de görüşerek bir örgütün ya da faaliyetin 129b uyarınca takip edilip edilmeyeceğine karar veriyor, mahkemeler ardından harekete geçiyor. Bu durum, Alman hükümetinin siyasi pozisyonlarının hukuki süreçlere doğrudan etki etmesi anlamına geliyor. 
Avukatlar yıllardır bu uygulamanın hukukla hiçbir ilgisi olmadığını söylüyor ve böylelikle yürütmenin “suç oluşturma mekanizmasına” dönüştüğünü ve yargının alanına girdiğini belirtiyor. 

Kürt karşıtı ırkçılığın parçası

Kürt karşıtı ırkçılık, demokratik hakların kolaylıkla ortadan kaldırıldığı bir istisna mekânı ortaya çıkarıyor. Söz konusu Karl May’ın tarifiyle ‘yarı vahşi’ Kürtler olduğunda miting düzenlemenin, seçim çalışması yapmanın suç kategorisine alınması, çok az kişiyi şaşırtıyor.

PKK yasağı ve Kürtlerin Almanya’daki politik çalışmalarına yönelik engellemeler, ırkçılığın kendine has dinamikleri olan özel bir formu olarak sınıflandırılabilecek “Kürt karşıtı ırkçılığın” en önemli görüntülerinden biri.
Kürtler, dünyanın en büyük ve ayrıca transnasyonal ağları sayesinde en aktif devletsiz diasporasını oluşturuyor. Almanya ise Kürtlerin diasporada en yoğun biçimde yaşadığı ülke. Mülteci olarak ya da başka gerekçelerle Almanya’ya gelen Kürtlerin “Kürt olarak” kayıt altına alınmaması net istatistiki verileri olanaksız kılsa da Suriye’den gelişen son göçler ardından ülkede en az bir milyon Kürt’ün yaşadığı tahmin ediliyor. (Almanya Göç ve İltica Bakanlığı, 2016 yılında ülkeye giriş yapan Suriyeli mültecilerin yüzde 29’unun Kürt olduğu bilgisini vermişti. 1987 ile 2000 yılları arasında ise 300 bin kişi, Kürt olmalarından kaynaklanan ayrımcılık dolayısıyla iltica başvurusu yaptı.)
Ülkedeki en büyük göçmen topluluklarından birine dair kamusalda üretilen imaj ise Kürt karşıtı ırkçılığın temel karakterini gözler önüne seriyor: Kürtler, sürekli olarak “terör” sözcüğüye bağlantılandırılarak anılıyor, Kürdistan’daki sömürgecilerin ürettiği söylem de büyük oranda üstleniliyor.
Bu tutum, yalnızca güncel politik kaynaklara değil, ayrıca tarihi referanslara sahip bir tutum. Saksonyalı yazar Karl May’ın 1800’lü yılların sonunda yayımladığı, bugün hala sömürgeleştirilmiş toplumların oryantalist betimlemesi konusunda en iyi örneklerden biri olan “Vahşi Kürdistan’ın İçlerinde”, bugünkü Kürt imajının halen kaynağını oluşturuyor. May, Kürtleri “yarı vahşi, şiddete eğilimli sürü” olarak tanımlıyor ve Ortadoğu’daki başka toplumlarla da çeşitli açılardan karşılaştırıyor. Ortadoğu’yu hiç görmemiş ama sorun değil: Kürtleri tanımlamak hakkını gözlemlerinden değil iktidarından alıyor.
Özellikle 80’li yıllardan, Kürtlerin politik çalışmalarıyla Alman kamusalında görünür olmaya başlamasından bu yana geliştirilen imaj da bir “yarı vahşi, şiddete eğilimli sürü” imajı. 1993 yılında yürürlüğe giren PKK yasağıyla birlikte ise Kürtler, Alman medyasında temel olarak “terörist” olarak görünür olmaya başlıyor. Gazeteciler, “Bu insanlar neden bu denli öfkeli? Meselenin sosyal ve politik kaynağı nerede?” gibi soruları sormak yerine şiddet sahnelerini skandallaştırmayı tercih ediyor. Bu, kamusal alanda Kürtlere karşı adeta bir korku dalgasının örgütlenmesi anlamına geliyor. Stern dergisinin 1999 yılındaki karikatürü de bu resmi özetliyor: Darmadağınık odasının ortasında ağlayan çocuk, kızgın gözlerle bakan annesine “Kürtler yaptı!” diyor.
Bu durum, Kürtlerin demokratik haklarının kolaylıkla ellerinden alındığı bir istisna mekânı yaratıyor. Söz konusu Kürt olduğunda miting düzenlemenin, seçim çalışması yapmanın suç kategorisine alınması, çok az kişiyi şaşırtıyor. Kürtler, dünya halklarının saygısını ve ilgisini kazandıkları bütün anları ise bu yoğun ırkçılığı boşa düşüren öz örgütlülükleri ve mücadeleleri sayesinde elde ediyor.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.