Rejimin sahte savaşı

Cafer TAR yazdı —

7 Eylül 2020 Pazartesi - 11:18

  • Geçenlerde Alman Die Welt gazetesi çok önemli bir habere imza attı. Habere göre Erdoğan; “Akdeniz'de bir Yunan savaş gemisinin batırılması, eğer bu mümkün değilse bir sav qaş uçağının düşürülmesi emri veriyor; fakat askeri kanat bu emri güya yerine getirmeyi red ediyor!”

Erdoğan ateşle oynuyor; kendisi ve çevresinde toplanmış bir avuç rantiyenin ikbali için kocaman bir ülkeyi ateşe atmakta hiç bir sakınca görmüyor. Fakat işin ilginç tarafı iç kamuoyunda buna ciddi bir tepki yok. Çünkü Türk siyasal elitlerinin tamamı sıkıştıklarında Yunanistan'la gerilimi tırmandırarak içerde iktidarlarını güvenceye alma yoluna gitmişlerdir.

93 Harbinde (1877) Ruslar'a Balkan savaşlarında neredeyse irili ufaklı bütün Balkan devletlerine, bugünkü Libya'da İtalyanlar'a daha sonra dahil olduğu Birinci Dünya Savaşında İtilaf Devletlerine yenilen Osmanlı’inın son üç yüz yıldır hiç bir askeri başarısı yoktur.

Cumhuriyet ise iddia edildiği gibi ‘yedi düvele karşı’ değil Anadolu içlerinde yalnız kalmış Yunanistan'a karşı verilen mücadele ile kurulmuştur. Cumhuriyeti kuran kadrolar yıllarca Yunanistan ile normal komşuluk ilişkileri sürdürmüş; ne 12 Adaları, ne de Kıbrıs'ı dert etmemişlerdir.

Fakat 1950'den sonra Türkiye'de iktidar seçimle el değiştirme sürecine girdikten sonra Türk siyasal elitleri içerde kendilerine puan kazandıracak hamaset arayışlarına girdiler. İlk olarak Doğu Akdeniz'de konumu itibariyle bütün dengeleri değiştirme potansiyeli taşıyan Kıbrıs adasını keşfettiler.

Ada başlangıçta İngilizlerin hakimiyetindeydi; fakat adanın yerlisi olan Rumlar bağımsızlık istiyor ve bunun için örgütleniyorlardı. Türk devleti hiç vakit kaybetmeden Rumlara karşı İngilizlerin yanında tutum aldı.

Ancak bir süre sonra İngilizlerin adada kalıcı olmadığı anlaşılınca Türk devleti Kıbrıs'ın Kuzey ve Güney Kıbrıs olarak ikiye bölünmesini bir devlet politikası haline getirdi. O zamana kadar Yunanistan'la ciddi hiç bir sorun yaşamadan sürdürülen ilişkiler birden bire hızla kötüleşme sürecine girdi.

Devlet bütün propaganda olanaklarını kullanarak Rumları ve Yunanlıları Türklerin ötekisi, düşmanı haline getirdi. Yıllar sonra Türk kontrgerillasını yönetmiş olan Sabri Yirmibeşoğlu'nun övünerek anlattığı 6/7 Eylül olayları bu atmosferde gerçekleştirildi. 6/7 Eylül olayları sonrası binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan Rumlar bir kaç gün içinde doğup büyüdükleri toprakları terk etmek zorunda kaldılar.

Türkiye'de asıl devlet Yunanistan üzerinden kendine yeni bir sözüm ona ulusal güvenlik alanı açtı. İçerde Kürt meselesi, dışarıda Yunanistan ile Ege ve Doğu Akdeniz'de yaşanan sorunlar derin devletin toplum üzerinde kurduğu baskının iki temel enstrumanı haline getirildi.

Başlangıçta Türk derin devletinin her iki yaklaşımını da benimsemiyormuş gibi yaparak iktidara gelen Erdoğan şimdilerde başı her sıkıştığında; Kürt ve Yunan düşmanlığı yaparak iktidarını sürdürmeye çalışıyor.

NATO’nun henüz beyin ölümü gerçekleşmemişken Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan gerilimler daha çok NATO içi bir sorun olarak alılanıyor; bir sorun çıktığında ABD devreye giriyor ve sorunu bir süreliğine öteliyordu.

Fakat son krizde de görüldüğü gibi Türkiye/Yunanistan gerilimi artık boyut değiştirmiş ve Türkiye/AB gerilimine dönüşmüştür. Daha öncesinde sadece Yunanistan ile muhattap olmaya alışmış Türkiye, Fransa'nın askeri olarak soruna taraf olması ve savaş gemilerini bölgeye göndermesi, başta Almanya olmak üzere diğer AB üyesi ülkelerin Yunanistan ile dayanışma içinde olduklarını açıklaması sonrasında derin bir şaşkınlık yaşamaktadır.

Bu kez sahte bir zafer kolay gözükmüyor; fakat başka çaresi de yok. Çok ortada bir durum! Fakat Erdoğan rejimi yıllardır aklıyla hareket etmiyor, her şeye hazırlıklı olmalıyız. Onlar savaşı ve halkların birbirine düşmanlığını propaganda ediyorlar; bizler inadına barışı ve halkların kardeşliğini haykırmalıyız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.