Rojava’yı anlatan dizi ARTE’de

Kültür/Sanat Haberleri —

27 Eylül 2020 Pazar - 23:00

  • Fransa-Almanya kültür sanat içerikli televizyon kanalı ARTE’de yayımlanan No Man’s Land adındaki 8 bölümlük dizi, Rojava’da DAİŞ’e karşı verilen savaşa odaklanıyor.

ERCAN JAN AKTAŞ

Antoin: - Ne o, ne yapıyorsun, tezine dair bir şeyler mi karalıyorsun?
Dean: - Kitabım için notlar alıyorum. Biz burada bir tarih yazıyoruz.
Antoin biraz da espirili bir dil ile kendisine takılırken,
Antoin: – Sen asker değil misin?
Dean: – Hayır!
Antoin: – O zaman burada ne yapıyorsun?
Dean: – Etrafına iyi bak. Burada bir savaş yok, burada bir devrim var. 1936 İspanya iç savaşından bu yana böyle bir şey yaşanmadı. Bir halk kendi devrimini yapıyor burada.
Antoin: – Sen anarşist misin?
Dean: – Evet!

2014 tarihinde Rojava’da bir kasaba. IŞİD saldırılarına karşı özsavunma içinde olan Kürt kadınları ve de onların dünyanın çeşitli ülkelerinde gelen yoldaşları büyükçe bir binanın üzerine kumlardan savunma duvarı kurarlarken iki Fransız yani kız kardeşinin izini süren Antoin ve direniş içinde yer alan Dean arasında bir diyalog geçer. Dean saldırılara karşı hazırlanan kum duvarının üzerine küçük not defterini çıkarır ve bir şeyler karalarken yukarıdaki diyalog olur.
No Man’s Land*”, Fransa ve Almanya ortak televizyon kanalı ARTE’de yayınlanan 8 bölümlük bir dizinin adı. Fransızlar, kendilerini İngilizce olarak ifade etmeyi pek sevmeseler de bu dizi için bu adı uygun bulmuşlar. “No Man’s Land” birçok yazar ve akademisyen tarafından “kimsenin toprağı”, “insansız topraklar” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Modern zamanlarda, iki düşman siperi arasındaki araziyi tanımlamak için kullanılmakta olup I. Dünya Savaşı ile bağlantılı bir ifade.
Dizi YPJ’nin bir nehirde verdiği konaklama sahneleri ile başlar. Kadın gerillalar sadece Kürtçe konuşurlar. Kürtler böyle bir dizi ya da film yapmış olsalardı – ki şimdi klavyeleri kullanmakta olan ben de olmak üzere – kesinlikle olmasa da büyük oranda Türkçe konuşurduk. Kadın gerilla birliği içinde olan Avrupalı kadın gerillalar ve de Avrupa’nın başka ülkelerinde gerillaya katılan Kürt kadın gerillaları zaman zaman Fransızca ve de İngilizce konuşurlar. Konuşma ve diyaloglar son derece sağlam. Senaryo/metin çalışmasını kimler yapmışsa adeta içinde olarak/durarak yapmış tabiri caizse hakkını vermiş. Diğer yandan Fransız sinemasının hoşuma giden bir tarafı, ekran ile yüz yüze kaldığında kendini oyuncular ile aynı atmosfer içinde buluyorsun, izlediklerinin bir parçası oluyorsun. Bu dizide de bunu çok iyi yapmışlar. Samimi, sıcak, etkili diyaloglar. Zaman zaman derinlikli değerlendirme ve analizler de aynı şekilde sıcak ve de samimi.
Mekanlar çok iyi kullanılmış. İnsanı yaşanan gerçekliğin içine atan bir mekan çalışması var. Kız kardeşi Anna’nın peşine düşen Antoin’in zaman zaman Paris’teki hayatına dönüyoruz. Bunu aynı şekilde DAİŞ’e İngiltere’den katılan üç kişinin hikayesinde de zaman zaman geriye gidip bir bakabiliyoruz.

Engin Sustam: İyi bir senaryo

Dizi için akademisyen Engin Sustam’ın ne düşündüğünü sordum ve oldukça kapsamlı ve geniş bir değerlendirme yaptı:
”No man’s Land dizisi belki de Avrupa alanında ama özellikle Fransızlar tarafından çekilen en iyi senaryolardan biri demeliyim. Bunu söylememi sağlayan belirli tespitler var; birincisi diğer filmlere göre dizinin oyuncularının inanılmaz gerçeğe yakın performansı, ikincisi savaşın ortasında seyreden pratogonistlerin yaşama ve çatışmaya dair etkili sahneleri ele veren müzakereleri.
Kimsenin Toprağı (‘İnsansız toprak veya tarafsız bölge’ anlamına gelen bu söz aslında savaş alanında kullanılan bir ifadedir. Örneğin iki sınır veya iki cephe hattı arasındaki alana dair bir durumu işaret eder. Dizi’de Paris’te ve Londra’da başlayan, aynı kuşaktan farklı antagonistlerin hayatı bir şekilde DAİŞ ve YPJ-YPG hattında buluşuyor. Dizinin başından beri Parizien kahramanı olan en sıradan haliyle oynayan ilişkisel bir konumda kalmış Antoine’in inanılmaz serüveni. Belgesel hassasiyeti özellikle dikkate alınmış gibi yapılmış dizi ama diğer yandan bu dizi bir polisiye roman gibi casusluk sahneleri, jeopolitik konumlanışlar ve aile entrikalarını içeren bana göre iddialı bir kurgu işi de.
Belki de asıl mesele şu dizinin oyuncuları çok samimi hem de evrensel bir fresk olan bir söylem üzerinden bir coğrafyanın trajedisine ve direnişine tanıklık ettiriyor: Kürdistan aslında ‘No Man’s Land’ olan bir yerdir şuan. Dizide tanınan oyuncular yanında amatör oyuncuların Kürtçe konuşma performansına hayran kalmamak elde değil.
Oyuncular çatışma sahnelerinin geriliminin nasıl yönetileceğini iyi biliyorlar, amatör ama iyi bir performans da var. Ve elbette her sahnenin içine yerleşen bizi militarist bir vurguya hiç götürmeyen, klişelerden arındırılmış duyguların nasıl damıtılacağını bu oyuncular pek iyi biliyor. Diğer yandan işin içinde sınırlar, devletler, gizli servisler ve başka anlatılar elbette var ve hatta dizinin içine sinmiş Mossad’in her şeyi örgütlediği anlatı ise bana göre sanki bilerek komplonun bulvarlarında gezme arzusu gibi geldi.
Yani her şeye muktedir bir gizli örgütün CIA değil de Mossad olması bir yandan DAİŞ’in Rakka sorumlusunu başından örgütlemesi, diğer yandan şans eseri Rojava’ya giden ve militan olan bir enternasyonalistin geçmişinin karanlık ilişkiselliği. Aslında Rojava ve Kuzey Suriye alanı zaten son yedi yıldır bu eklektik komploculuğun, farklı ilişkilerin Kürtlere rağmen sızmaya çalıştığı bir strateji alanı. Ama dizi tam da bir dokümanter gibi bunu işliyor, hakikati yüzümüze vururken, güç ilişkilerinin tam ortasında hem de cephede romanını yazan anarşist çocuğun dediği gibi Madrid direnişinden sonra bu bir savaş değil ‘bir devrim’ lafını çoğaltan anti-kolonyal bir kalkışma şahasını da ele veriyor.”

Rojava kadın devrimi izlenmeli

Dizi için gene kaliteli bir yayın olan France Culture’de denk geldiğim iki değerlendirmeyi paylaşmak istiyorum: “Dizi, zamanlarını bugünün bir tür “İspanyol Savaşı”nın romantik klişesini sorgulayan bir yapım olmuş”.**
“Özellikle sevdiğim şey, ilk önce - kayıp kız kardeşin hikayesi - çok hızlı bir şekilde patlak veren, jeopolitik ve uluslararası meseleleri, aile meselelerini karıştıran bir savaşın çok daha geniş resmini çizmek için bir bahane haline getirilmesidir”.***
Dizi oldukça kaliteli yapılmış. Bu alanda çalışan Türkiyeli ve Kürdistanlı bütün sinema emekçilerinin izlemelerini isterim. Öte yandan elbette bütün bu yaşananların içinde yer alanların izlemesi de önemli. Özellikle de Fransız sineması ve de televizyonları başta olmak üzere dünyanın başka başka ülkelerinde, başka başka dillerinde bizler Rojava kadın devriminin insanlık için ürettiklerini izlemeye devam edeceğiz.

* “Kimsenin toprağı”
** Antoine Guillot; 20 yıldır France Culture kanalında program yapan gazeteci.
*** Sarah Ihler-Meyer, Sanat Tarihi ve estetik alanında yüksek lisans derecesine sahip olan Sarah Ihler-Meyer, bağımsız bir sanat eleştirmeni ve küratörüdür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.