Sistemin özünü hedefleyen bir hareket ihtiyacı!

Selma AKKAYA yazdı —

4 Mart 2022 Cuma - 23:40

  • Kadın hareketlerinin, ataerkile yönelik mücadelesini sürdürürken, cinsiyet eşitsizliği sorununun kadının bireysel tabiliğinden ziyade yapısal ve sistematik süreçlerden kaynaklandığı bilinciyle kapitalizme karşı eleştiriyi de hesaba katarak yol alması gerekiyor!

Toplumsal cinsiyet politikaları, iktidar ilişkileri, pandemi, işsizlik, hak budamaları sarmalı içerisinde dünya kadınları yeniden 8 Mart için alanlara inmeye hazırlanıyor. Başta Avrupa olmak üzere dünya çapında yükselişte olan otoriterleşme, sağ popülist hareketler, terörle mücadele bağlamında güvenlik önlemleri, yasaklayıcı devlet politikalarının daha görünür olduğu, savaş tamtamları, zenofobi, transfobi, misojini gibi yaklaşımlar ‘gelişmiş demokrasiler’ dediğimiz ülkeleri dahi tehdit etmeye başladığı bir dönemde dünya kadınları bütün bu sarmalın karşısında son yıllarda daha güçlü eylem ve etkinlikleri  ile alanlarda olmaya çalışıyor. Saldırılar, bir taraftan kazanımları tehdit ederken, diğer taraftan da, küresel ölçekte kadın mücadelesine olan ilgiyi ve mücadelenin tabanını genişleterek yeni bir farkındalığı görünür kıldı. Peki, bu farkındalık nasıl kalıcı hale gelecek!

Etkinliğini yitirdi
Özellikle son 50 yıla baktığımızda kadın hareketleri tarihi anlamaya çalışırken, aynı zamanda kendi dönemlerinde öne çıkan sorunlarla mücadele yürütmeye çalıştı. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok noktasında bulunan kadın hareketlerinin kimisi iktidarı karşısına aldı, kimi düzen içerisinde iyileştirmeler için mücadele etti, kimisi ise sadece kendini çeşitli sorunlar kapsamında yürütülen kampanyalarla sınırlı gördü. Bütün bu hareketler içerisinde en belirgin çizgi feminist ya da mevcut sol örgütlerden etkilenen bir nevi onların kadın çalışmaları diyebileceğimiz oluşumlardı. Gelinen aşamada, kadın hareketlerine yön veren fikir akımları eski popülerliğini kaybetmiş, dünyanın birçok yerinde ve Avrupa’da da tıpkı Fransa’da Nous Toutes (Hepimiz) gibi kadın hareketleri ortaya çıktı. Örneğin Fransa’da ilk çıkışlarında ülke genelinde 25 Kasım nedeni ile 2019 yılında 3 yüz bin kadın sokağa çıkarken, internet ağlarında on binlerce kadın yürütülen kampanyaların parçası oldu. Şimdi ise bu popülerliğini kaybetmiş, "şiddet dışında" hiçbir kadın sorununu kendi sorunu olarak görmeyen bir kadın platformuna indirgenmiş daha dar bir yapı karşımızda duruyor.

Kadın mücadelesi ret ediliyor 
Son yıllarda yaşanan küresel neo-liberal kriz ve onun kadınlara yüklediği yeni sorunlar, yeni tipte kadın örgütlenmeleri ortaya çıkardı. Bugüne kadar feminist hareketlerin mücadeleleri ile elde ettiği pek çok kazanıma rağmen, mevcut feminist örgütlenmeler daha sert tehditlere karşı eski motivasyonunu, kitle tabanını kaybetmiş görünüyor. Çünkü birçok kadın hareketi aynı zamanda bulunduğu ülkelerdeki sol hareketlerle bağlantı içerisindeydi. Sol hareketlerin eski gücünü yitirmesi, güncel politikalar üretememesi vb. doğallığında söz konusu bu kadın hareketlerini de geriye doğru çeken bir etki yarattı. Ancak son yıllarda anlık olaylara tepki etrafında örgütlenen yeni oluşumlar, yüzbinleri alanlara yığarken, bir anda karşımızda popüler kadın hareketleri doğuyor. Söz konusu popüler kadın hareketleri ise ilk çıkış noktalarında yüzbinlerle eylemler örgütlüyor. Sosyal ağlarda kampanyalar yürütüyor, sayısız online toplantı örgütlüyor ve bir süre sonra sönümleniyor. Çünkü bu hareketlenmeler özünde siyasi olan bir kadın mücadelesini baştan ret ediyor. Bu nedenle ufukları kapitalizmin ve devletin kurumlarına erkeği ifşa etme ve devletle diyalog içerisinde kadın-erkek eşitliğini sağlayabilecekleri fikri ile yola çıkıyor. İdeolojilerden bağımsız, sadece sistemin yaratmış olduğu sorunlar yumağını ve neoliberal politikaların kadınlara yarattığı sarmalı "erkeğin suçu" kapsamında değerlendiren bir yaklaşımla karşılaşıyoruz. Gelinen aşamada bütün bu yaklaşımın sonucu popülerleşen hareketlerin en etkili ve başarılı gündem maddesi olan kadına yönelik şiddet etrafında kendini şekillendiriyor. Bu ise süreç içinde, mücadeleyi bireysel mağduriyet ve kültürel alana indirgenerek, kadın hareketlerinin içini boşaltmıştır.

Kitlesel aydınlanma
Küresel çapta feminist hareketler bu nedenlerden kaynaklı, son yıllarda azımsanmayacak kitlesel gösteriler, iletişim ağlarına katılım(networks) gibi alanlarda çalışmalar yürütmüş olsa da devlet güdümlü kapitalist toplumsal koşullardan çıkış için köklü bir mücadelenin sahibi olamadılar. Diğer taraftan yapılan çalışmaların kadın sorunları konusunda kitlesel bir aydınlanma yaşattığını inkar da edemeyiz.

Fırsat değerlendirilmeli
Bugün kadın hareketleri yeniden bir 8 Mart için alanlarda buluşmaya hazırlanırken, neoliberal kriz, dünyanın çeşitli yerlerinde patlak veren, bağımsız kadın protestolarını dönüştürücü bir güce çevirmek ve kadın hareketlerinin radikal, dönüştürücü ve özgürleştirici niteliğini tekrar harekete geçirmek için bir fırsat olabilir. Bu bağlamda, kadın hareketi, ataerkile yönelik mücadelesini sürdürürken, cinsiyet eşitsizliği sorununun kadının bireysel tabiliğinden ziyade yapısal ve sistematik süreçlerden kaynaklandığı bilinciyle kapitalizme karşı eleştiriyi de hesaba katarak yol alması gerekiyor!

Dışarıda Covid, devlet içerde erkek virüsü
Dışarıda Covid-19 ve devlet, içeride erkeklik virüsü ile mücadele edilen, bir süreçte sistemi hedef alan, özsavunmasını geliştiren, bir kadın mücadelesinin tüm zemini mevcut ve bu anlamda öncü bir çıkış ihtiyacı daha da yakıcılaşıyor!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.