Siyasi cinayetler ülkesi: Fransa

Dosya Haberleri —

21 Aralık 2021 Salı - 20:00

Paris Katliamı

Paris Katliamı

  • Fransa'nın başkenti Paris, siyasilere ilişkin suikastlar ile nam salmış durumda. 60’lı yıllardan 2013 yılına kadar sayısız siyasi cinayet işlendi. Ve bu siyasi cinayetlerinin soruşturmaları hiçbir biçimde sonuçlanmadı. Fransa hükümeti söz konusu katliamlardaki izleri açığa çıkarılmadığı gibi üstüne örtmek için büyük çaba sarfetti.
  • Tabii son olarak da Kürt kadın siyasetçilerinin katledilmesiyle ilgili yürütülen soruşturma da bir arpa boy yol alınmadı, üstü kapatıldı. 9 Ocak'ta Paris’te katledilen Kürt kadın siyasetçiler, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in dosyası itirafçı MİT elemanlarının söylemlerine rağmen soruşturma yerinde saydı

SELMA AKKAYA/PARİS

Fransa'nın başkenti Paris'te 1970'li yıllardan bu yana sayısız siyasi cinayet işlendi. En son yaşanan siyasi cinayet ise 9 Ocak'ta Paris’te PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve gençlik hareketi üyesi Leyla Şaylemez’e yönelikti. Söz konusu siyasi katliamın ardından açılan ilk  soruşturmada katliamın Türk İstihbarat Teşkilatı MİT tarafından organize edildiği, ilgili hakimin soruşturması sonucu açıklığa kavuşmuştu. Ancak tektikçi Ömer Güney’in cezaevinde öldüğü iddia edildi. Buna rağmen tetikçi Ömer Güney’in ölümünün ardından Fransa yargısı "tetikçi öldü, dava kapandı" demişti.

MİT'çilerin itirafı!

Bu olayın ardından kısa bir süre sonra HPG’nin gerçekleştirdiği Sakine Cansız Devrimci İntikam Operasyonu ile ele geçirdiği üst düzey 2 MİT görevlisi, bu suikastın Başbakan ve Erdoğan’ın bilgisi ve onayı alındıktan sonra yapıldığını itiraf etmişlerdi. Yine Belçika’da Kürt siyasetçilere dair suikast planlarının ortaya koyduğu ve Belçika yargısına taşınan davada, katliamın organizesindeki isimler ve başta dönemin Paris Başkonsolosu İsmail Hakkı Musa’nın da işin içinde bulunduğunu ortaya koymuştu.

'Devlet sırrı' bahanesi

Bütün bu gelişmelerin ardından 2018 yılında aile avukatlarının yeniden yaptığı başvuru sonucu bir soruşturma açılmıştı. Ancak son 3 yıldır  soruşturma hakiminin katliama ilişkin Fransız istihbarat servislerinden istediği bilgiler dosyaya verilmiyor. Fransız istihbarat  servislerinin ellerindeki bilgileri "devlet sırrı" olduğu gerekçesiyle soruşturmayı yürüten soruşturma hakimi ile paylaşmayı reddetmesi, Fransa’nın yargısını karanlıkta bırakırken, soruşturmanın ilerlemesi üzerindeki siyasi baskıyı da ortaya koyuyor. Fransa söz konusu tavrıyla aynı zamanda Türk istihbarat servisi MİT tarafından Fransız topraklarında işlenen bu terör suçunun da cezasız kalmasını sağlıyor.

Fransa suçludur

İlk günden bugüne adaletin sağlanması için alanlarda olan tüm Kürdistani kurumlar bu yıl da 9 Ocak Katliamı'nın yıl dönümü nedeniyle "Adalet karanlıkta kaldıkça Fransa suçludur" şiarıyla eylemlere hazırlanıyor. Kürdistani kurumların işaret ettiği slogan, aynı zamanda Fransa’nın kendi ülkesinde gerçekleşen onlarca siyasi cinayete yaklaşımını gösteriyor. Bask, Filistin Kurtuluş Örgütü, Tamil, Güney Afrika temsilcisi dahil olmak üzere çok sayıda siyasi isim, Fransa’da katledildi. Tüm bu siyasi cinayetlerin soruşturmaları 10 yıllarca sürmüş ve Fransa tarafından dosyaları bir biçimde rafa kaldırılmış! Ailelerin, konuya bakan avukatların söz konusu bu siyasi cinayetlere dair kendi çabalarıyla elde ettiği bilgilerde işaret ettikleri ortak nokta ise  ülkelerindeki gizli servislerinin yanı sıra Fransız gizli servislerinin cinayetlerdeki aktif ve pasif rolü! Bu gerçeklik için sadece Fransa’da işlenen Dulcie September’ın suikastına bakmak yeterli!

Dulcie September

Gizli silah ticaretine ışık tutan Dulcie!

Tıpkı Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez gibi Dulcie September da Paris’te aynı semtte katledilen Güney Afrikalı bir kadındı. 29 Mart 1988 yılında saat 10.00'da Paris'te 10. bölgede bulunan, "28, rue des Petites-Ecuries" adresinde yaralı halde bulundu. September, ANC'nin dördüncü kattaki bürosunun önündeki basamaklarda vurulmuştu. Polis raporunda, September'in ANC'nin Fransa, İsviçre ve Lüksemburg temsilcisi olduğu kayda geçiyordu.

Güney Afrika'da 5 yıl cezaevinde kalan sonra da sürgüne giden September, önce Zambiya'daki Lussaka, sonra Londra ve son olarak da 1980'li yılların ortasında Paris'e geldi. 1981 yılına kadar ‘terörist örgüt’ olarak değerlendirilen ANC'ye dönemin sosyalistleri Paris'te bir büro açma izni veriyor.

Planlı bir infazdı

Katliamın ardından, 16 Nisan 1991'de Kriminal Tugay'ın yargıç Claudine Forkel'e gönderilen soruşturma raporundaki tespitler ise şu şekilde: "Görünüşe göre Dulcie September cinayeti titizlikle hazırlandı ve saat 09.45'te tanıksız bir şekilde infaz edildi. Olay yerinde bulunan tek materyal, Hirtenberger marka 22 kalibre mermi kovanlarıydı. Asansör üzerinde bir parmak izi, merdivenlerin üzerinde ize iki adet Marlboro sigara izmariti bulundu. Ancak bu parmak izi ve izmaritlerin katil veya katillerle bir ilgisi olup olmadığını söylemek mümkün değil. Öyle görünüyor ki bu eylem ANC'nin sorumlularına yönelik Avrupa düzeyinde yürütülen yok etme geniş planının bir parçası ve Londra ile Brüksel'de ANC yöneticilerine yönelik saldırılar veya saldırı planlarının bir devamı." 

Fransa'nın rolü

Söz konusu soruşturmaya rağmen katiller yakalanmadı ve Fransa’nın söz konusu katliamdaki izleri açığa çıkarılmadı. Dulcie September’in 1988'de Paris'te katledilmesinin üzerinden 33 yıl geçti ve suikastına dair temel soru halen, Fransa’nın rolu neydi? Konuya dair 1997 yılında Hollanda Güney Afrika Enstitüsü müdürü yaptığı bir açıklamada, Fransa'daki ANC'nin temsilcisi olan Dulcie September’ın, Güney Afrika gizli servisleri tarafından Fransız gizli servislerinin pasif suç ortaklığıyla öldürüldüğünü belirtmişti. Aynı şekilde 2016  yılında Pretoria'da açılan arşivlerinde söz konusu tezin aksine durumun pekte pasif bir katılımdan ibaret olmadığına, katliamda Fransa’nın açık rolüne dikkat çekiliyordu.

Fransız servisler yardım etti

“Fransız gizli servisleri suikasta doğrudan katılmadı. Ama hazırlığının farkındaydılar. Apartheid rejimi sürgündeki ANC'yi zayıflatmak isteseydi, daha önemli başka hedefler seçebilirdi” şeklindeki sözler 1997'de Hollanda Güney Afrika Enstitüsü direktörü Peter Hermes'in açıklamasıydı. Ancak cinayetin gerçek nedeni başka bir yerde yatıyordu: Dulcie September’ın katliamına ilişkin, rafa kaldırılmış Güney Afrika askeri istihbarat belgeleri sayesinde, araştırmacı Hennie Van Vuuren NGO Open Secrets’te konuyu ele alan bir makale yayınladı. Söz konusu makalede, Paris merkezli Pretoria ajanlarının Fransız servislerinin yardımıyla nasıl yasadışı olarak silah satın alındığını yazıyordu Vuuren.

Büyükelçilik rolü!

Arşiv belgelerine göre,  Paris'teki Güney Afrika Büyükelçiliği sıradan bir büyükelçilik değildi. 1980'lerde, silah programlarından sorumlu Güney Afrika kamu kurumu Armscor'un yaklaşık 30 temsilcisinin çalıştığı gizli bir ofise ev sahipliği yapıyordu. Görevleri, Batı Avrupa'nın her yerinden, Apartheid savaş makinesini besleyen silahlar satın almaktı. 1970'ler ve 1980'ler boyunca, bu ajanların nerede olduğu Fransız istihbarat servisleri tarafından iyi biliniyordu. Bazılarının diplomatik pasaportları vardı, günlük işleri gizli savunma izinleri gerektiriyordu. Paris'teki büyükelçilikte gizli bir ofis ve Fransa bağlantısı, BM Güvenlik Konseyi'nin Güney Afrika'ya silah satışı yasağı kararının ardından Pretoria'daki savaş çabaları için çok önemliydi.

Soruşturmayı yürüten de öldürüldü

1980'ler boyunca, Güney Afrika askeri istihbarat ajanları ve Fransız gizli istihbarat servisi olan DGSE ile silah sözleşmeleri ve diğer gizli konuları müzakere etmek için gizli toplantılar düzenledi. Gizliliği kaldırılmış Güney Afrika askeri istihbarat belgelerinde ortaya çıkarılan dikkat çekici örneklerden biri, 22 ve 24 Temmuz 1987'de Paris'te gerçekleşen bir dizi toplantıyla ilgili. Fransız ajanların, ev sahiplerine ultra modern bir füze olan Mistral'ın bir prototipini teklif ettikleri iddia ediliyor. MPLA ve Güney Afrika tarafından desteklenen Jonas Savimbi UNİTA arasındaki Angola çatışmasında test edilmek üzere! Eski Fransız şirketi Thomson-CSF, 1970'ler ve 1980'ler boyunca Pretoria'daki hükümete silah tedarik etmiş. Dulcie September, söz konusu olaya dair soruşturma yapan bir isim olduğu dönemde Paris'te öldürülüyor.

Gizli servisler katletti 

Dulcie cesur bir aktivist kimliğiyle öne çıkmış bir isim. Söz konusu bu kaçakçılığın zirvesi olan 1986-87 yıllarında Fransa ile Apartheid rejimi arasındaki yasadışı silah ticaretini araştırmaya cesaret etmiş. Dulcie, suikastından kısa bir süre önce özellikle Mirage uçaklarının, helikopterlerinin ve karadan havaya füzelerin yasadışı satışını araştırıyordu. Ama aynı zamanda nükleer madde kaçakçılığı konusunda da belli araştırmaları olduğu biliniyor. Paris'teki ANC temsilcisi bu zor ve tehlikeli görevi son derece kısıtlı imkanlarla üstlendiği dönemde 29 Mart 1988'de 10. Paris olarak bilinen merkezi bir sokak olan Rue des Petites Ecuries'deki ofisinin önünde öldürülüyor. Polis Albay Eugène de Kock, Nelson Mandela'nın seçilmesinden sonra kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu önünde, Dulcie September suikastının Komutan Dawid Fourrie tarafından koordine edilen Güney Afrika ordusunun bir operasyonu olduğunu açıklamıştı. Eugène de Kock'un komisyona yaptığı açıklamalara göre, "tetiği çeken" iki adam, Fransız paralı asker Bob Denard'ın yardımcısı olan Komorlar başkanlık muhafızlarının üyeleriydi. Bu Dulcie September’ın Fransa ve Güney Afrika gizli servisleri ortaklığında katledildiğinin resmi belgesiydi.

 

Sayısız cinayet işlendi

Paris'teki siyasi cinayetler Dulcie ile sınırlı değildi. 60’lı yıllardan 2013 yılına kadar sayısız siyasi cinayet işlendi. Ve bu siyasi cinayetlerinin soruşturmaları hiçbir biçimde sonuçlanmadı.

* 29 Ekim 1965'te Fas Kralı II. Hasan'a muhalif olan sosyalist Mehdi Ben Barka Paris'in göbeğinde kaçırıldı. Barka'nın Fransa topraklarında mı öldürüldüğü konusu henüz netlik kazanmazken, onun dışındaki yabancı muhalifler ise olay yerinde infaz edilmişlerdi. Ben Barka, Ocak 1966'da Afrika, Asya ve Afrika halklarının kurtuluş hareketlerinin temsilcilerini Havana'da bir araya getirecek olan Üç Kıta Konferansı'nın hazırlık komitesine başkanlık ediyordu. Sömürgecilik karşıtı hareketin entelektüel ve siyasi figürü ve Fas Kralı II. Hasan'a muhalif olan Mehdi Ben Barka, 29 Ekim 1965'te Paris yakınlarında suikasta uğradı. Cesedi ise bulunamadı.

Mehdi Ben Barka

Cinayetler dizisi

* Münih Olimpiyat Oyunları'nda İsrailli atletlere yönelik saldırılardan bir kaç ay sonra 8 Aralık 1972'de Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) temsilcisi Mahmud El Hamşari, Paris'teki evine yönelik bombalı saldırının kurbanı oldu. Bu saldırı, MOSSAD'ın Münih saldırılarına karıştıkları gerekçesiyle Fransa topraklarında işlediği cinayetler dizisinin ilki olarak değerlendirildi. Bunlar Steven Spielberg'in "Munich" isimli filmine de konu oldu. Hamşari'den sonra Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) Iraklı bir üyesi olan Basil El Kubeisi 5 Nisan 1973'te öldürüldü.

Üst düzeyler öldürüldü

* 70’li yıllarda çok sayıda İran rejim muhalifi Fransa'ya aktı. Fransa’da bulunan Şah dönemi eski Başbakan Yardımcısı Redza Mazlumam Paris'in Créteil banliyösündeki evinde 1976'da öldürüldü. Eski Başbakan Şapur Bahtiyar ise 1991'de Fransa’da Suresnes'deki evinde vurularak öldürüldü.

Failler hiç bir zaman bulunamadı!

Fransız makamlarının ETA'ya karşı İspanya ile işbirliği sonucu, 1983 ile 1987 arasında Fransa'da 30 dolayında kişi katledildi ve failleri hiçbir zaman bulunamadı.

* Katliamların bir diğer hedefi ise Filistinliler. 23 Temmuz 1982 tarihinde Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) vekili Fadi Dani, Paris’in 15. bölgesinde evinin önünde bomba yüklü bir aracın patlaması sonucu öldü. 1972'den beri Paris'te öldürülen sekizinci Filistinli yetkiliydi. Yine 8 Şubat 1984’te Birleşik Arap Emirlikleri'nin büyükelçisi Abdel Aziz Al-Mubarak, Paris 7. Bölgede evinin önünde kafasına sıkılan iki kurşunla vurularak öldürüldü. 7 Nisan 1987’te Cezayir asıllı Fransız avukat Ali Mecili, Saint-Michel bulvarı binasının lobisinde vurularak öldürülmüştü. Sahiplenilmeyen bu suikast, Mecili’nin yakınları ile İçişleri Bakanlığı arasında hala tartışma konusu. Aile Mecili’nin insan hakları aktivisti kimliği nedeniyle Cezayir özel servislerinin emriyle öldürüldüğünü iddia ederken, Fransa konuyu kapatmaktan yana seçti.   

2 militana suikast

* Fransa topraklarında katliamların hedefinde olan bir diğer halk ise Tamil halkıydı. 1996 yılında da Paris'te Tamilli iki militan suikasta uğradı. Ardından bir diğer Tamil halkı temsilcisi ise üç Kürt kadın devrimcinin Paris’te katledilmesinden hemen önce  8 Kasım 2012 tarihinde katledildi.  Uluslararası Tamil Eelam Konseyi'nin Fransa seksiyonu olan Tamil Koordinasyon Komitesi Başkanı Nadarajah Mathinthiran, Paris'teki Pyrénées sokağında komiteden çıkarken 9mm kalibrelik silahla kasıklarından ve sırtından vuruldu.

Onlarca cinayette ortak noktalar; askeri üst olarak kullanılan büyükelçilikler, silah ticareti, gizli anlaşmalar, Fransız istihbarat birimlerinin yabancı gizli servislere açtığı yol! Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez için açılan soruşturma dosyasının özetini de bu oluşturuyor!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.