Tutsağın tahliyesi gardiyanın keyfine bağlı

Dosya Haberleri —

3 Mart 2021 Çarşamba - 11:08

  • Yılbaşında yürürlüğe giren yeni infaz yasasını Av. Destina Yıldız değerlendirdi: İdare ve Gözlem Kurulları bağımsız değil, başgardiyanın bile içinde olduğu taraflı üyelerden oluşuyor; uygulamayla mahpuslar hiçbir somut delil ve yargılama olmadan hapishanede tutuluyor. Amaç, hem mahpusları hem de tüm toplumu koşulsuz itaate zorlamak.

MIHEME PORGEBOL

 

AKP iktidarının denetiminde adeta yaramaz bir çocuğun elindeki tehlikeli bir oyuncağa dönüşen kanun ve yönetmelikler, iktidarın amaçları doğrultusunda değiştirilip dönüştürülmeye devam ediyor. Bu bağlamda, 2020 yılının son günlerinde Türkiye hapishanelerindeki tutsakların infaz süre ve koşullarını belirleyen "Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesi Yönetmeliği"nde bir dizi düzenlemeye gidildi. 1 Ocak 2021 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan bu düzenlemenin beraberinde birçok sorun getireceği aşikar. Biz de bu konuda aktif çalışmalar yürüten Avukat Destina Yıldız'la yeni düzenlemenin ayrıntılarını konuştuk. Yıldız, bu düzenlemenin özel bir politikanın sonucu olduğunu belirterek, "Muhalefetin tamamen ortadan kaldırılması, iktidarın ise gücünü arttırarak sürekliliğini sağlaması amacına hizmet edecek bir hukuk sistemi oluşturulmak istenmektedir" diyor.

 

Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesi Yönetmeliği nedir, neyi kapsar ve ne işe yarar?

Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesi Yönetmeliği, adı üzerinde hapishanelerde mahpuslar hakkında uygulanacak infaz rejiminin ve “iyi hâlliliğin” belirlenebilmesi amacıyla inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılmasına ilişkin usullerin belirlendiği bir yönetmelik. Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri de hapishaneler içerisinde bu değerlendirmelerin yapılabilmesi için oluşturulmuş bir birim. Mahpusun hapishanede hangi hücrede veya koğuşta kalacağına, hangi etkinliklere katılıp katılamayacağına, açık cezaevlerine geçip geçemeyeceğine, denetimli serbestlik ya da koşullu salıverilmeden faydalanıp faydalanamayacağına bu kurulun düzenleyeceği raporlar doğrultusunda karar veriliyor.

 

Yönetmelikte yapılan düzenleme neyi kapsıyor?

2020 yılında 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda yapılan değişiklikten önce de aslında hapishanelerde İdare ve Gözlem Kurulları bulunmaktaydı ancak yetkileri bu denli geniş değildi. Kanunda yapılan değişiklik ve 01.01.2021 tarihinde yürürlüğe giren "Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesi" yönetmeliği bu kurulların yetkilerini genişletti. Mahpusların “iyi halli” olup olmadıklarının değerlendirilmesinde ise birtakım yeni kriterler getirildi. Bu kriterlerin en önemlisi mahpusun “işlediği suçtan dolayı pişmanlık duyması” kriteridir. Bu çerçevede çizilen yönetmeliğin, kişinin ıslahı veya kanunlara/kurallara uyması ile bir bağlantısı bulunmamaktadır. Kaldı ki bir kişinin pişmanlık beyanının samimiyeti ölçülemez. Bunu ölçebilecek bir kriter de yok. Kişi pişman olduğunu beyan etmesine rağmen aslında hiçbir pişmanlık hissetmeyebilir. Ya da bir erkek tarafından gördüğü şiddet nedeniyle meşru müdafaa kapsamında kendisine şiddet uygulayan erkeği öldüren bir kadından bu fiili nedeniyle pişmanlık duyması beklendiğinde ve kişi bu fiil nedeniyle pişman olmadığını söylediği takdirde açık cezaevi, denetimli serbestlik, koşullu salıverilme gibi kurumlardan faydalandırılmayacaktır.

 

Türkiye'de bir yasa değişikliği veya düzenleme söz konusu olduğunda akla ilk olarak siyasi tutsaklar geliyor. Daha önce de onlara dönük “Pişmanlık Yasaları” gündeme geldi. “Pişmanlık kriteri” bağlamında bu düzenlemenin siyasi tutsaklara yansıması nasıl olacak?

Bu düzenleme onlar açısından da ciddi bir sorun teşkil ediyor. Kişi düşünceleri ve bu düşüncelerini açıklaması nedeniyle cezalandırılıyor. En sonunda ise çoğunluğun görüşüne katılmadığı, çoğunluktan farklı düşündüğü, birtakım kişileri rahatsız edecek şekilde düşündüğü için pişman olması isteniyor. Pişmanlık göstermediği takdirde de cezalandırılmaya devam ediliyor.

Pişmanlık, içe dönük ve kişinin vicdanı ile ilgili olan duygusal bir tepkime halidir. Yaşam içerisinde her birey farklı farklı sosyal yaşantılar içerisinde hem karakterini hem de iç dünyasını şekillendirir. Her birey için duygusal tepkimelerin boyutu ve niteliği farklılık göstermektedir elbette. Kimin neye, ne kadar üzüleceğinin sınırını kimse çizemez. Pişmanlık olgusu da içe dönük duygusal bir tepki ve karardır. Bu kavramın, üstten inmeci ve sınırları yasa ile çizilebilecek denli bir anti-bilimselliği mümkün kılma çabası oldukça gülünçtür. Hele de siyasal düşüncelerinden ve kararlarından ötürü cezaya çarptırılmış insanlar için. Meşru olduğuna inandıkları bir mücadelenin parçası olan bu bireylerin pişmanlığını beklemek kelimenin tam anlamıyla politik bir savaştır. Politik bir savaş uğruna çizilen bu anti-bilimsel çerçeveler adalet kavramının içini boşaltacaktır.

 

Anlattıklarınızdan yola çıkarak yeni yönetmelikteki bu değişikliği hukuk felsefesi içerisindeki “adalet” kavramıyla değerlendirebilir misiniz?

Siyasal çekincelerden kaynaklı düzenlenen yasalar sadece siyasal çekinceleri olan kişileri esas alır ve sadece onlar için düzenlenir. Her iktidar saltanatını korumak ister ve bunu yaparken de sürekliliğini kendi yaratacağı insan modelleri ile başaracağını düşünür. Bu yüzden insanları sınıflara bölmek ister ve “iyi çocuklara” yüksek puan verir, “iyi halli” olmayan çocuklara ise ceza verir. Kendi yarattığı insan modelleri vasıtasıyla bu insanları denetlerken tek amaç hasıl olur; sorgulamayan, araştırmayan, eleştirmeyen tek-tip insan yaratmak. Hak, hukuk ve adalet kavramları ise bu ideolojik nedenlerden dolayı felsefesinden uzaklaştırılmıştır.

Basitçe örneklendirecek olursak: Hukuk felsefesi, adalet kavramını bir ekmeği ikiye bölmenin gerekliliği ile açıklar. Sosyalist felsefe, ihtiyacı olana ihtiyacı kadar derken mevcut örneğimizde dalkavuk rejimi ile sürekliliğini sağlamaya çalışan despot iktidarlar ise çok ihtiyacı olana daha az, az ihtiyacı olana daha çok pay vermek ister. Buradaki temel amaç yola getirmek, boyun eğdirmektir. İhtiyacın olan ekmeği ancak iktidarın belirlediği kriterler çerçevesinde “iyi halli olarak” kazanabilirsin, demek istemektedir. Çünkü bilmektedir ki kendi iktidarı da ancak böyle kişiliği bozulmuş, insanlığa yabancılaşmış kişilerce ayakta tutulabilir. Fakat her alanda olduğu gibi burada da karşıt iki düşünce çarpışmaya devam edecektir.

 

Siyasi mahpuslar halay çektikleri gerekçesiyle bile disiplin cezaları alabiliyor. Görüşçüsünün ziyaret öncesi bekleme salonundaki davranışlarından ötürü yine mahpusun cezalandırılabildiği örnekler de var. Bu örnekleri göz önünde bulundurduğumuzda bir nevi "düşman hukuku uygulanan" siyasi mahpusların bu düzenlemeden en çok etkilenecek olan kesim olacağını söyleyebilir miyiz?

Düzenleme her ne kadar herkese uygulanacak şekilde yapılmışsa da en çok siyasi mahpusları etkileyecektir. Zira hapishane idarelerinin keyfi uygulamalarını kabul etmeyen, bunlara tepki gösterenler genelde siyasi mahpuslar oluyor. Mahpusların ceza yargılamasında maruz kaldıkları düşman hukuku infaz aşamasında da uygulanmaya devam ediyor.

 

Teknik boyutuna tekrar dönecek olursak: Yönetmeliğin düzenlemeden önceki haliyle düzenlemeden sonraki hali arasında uygulamada nasıl bir fark olacak?

Koşullu salıverilme için daha önce mahpusun, infazını hapishanenin düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyarak, haklarını iyi niyetle kullanarak, yükümlülüklerini eksiksik yerine getirerek geçirmesi kriterleri uygulanıyordu. Bunun yanında da mahpusun iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olduğunun gözlemlenmiş olması yeterli oluyordu.

Kanunun 89. maddesine yapılan değişiklikle iyi halin uygulanması ve şartlı tahliye için şu kriterlerin dikkate alınması düzenlendi:

* Mahpusun infazın tüm aşamalarında hapishanenin düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı,

* haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı,

* yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği,

* toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı,

* tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riski,

* iyileştirme ve eğitim-öğretim programları, spor faaliyetleri, sosyal faaliyetler ve kültür-sanat programlarına katılımı,

* aldığı sertifikalar,

* kitap okuma alışkanlığı,

* diğer mahpuslar, hapishane görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri,

* işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlık,

* hapishane kuralları ile hapishane bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu

* ve aldığı disiplin cezaları.

Böylelikle hem değerlendirme süresi hem de iyi halin tespitindeki kriterler genişletildi.

 

Bunu biraz daha açar mısınız?

Örnek vermek gerekirse mahpusların aramalarda gardiyanlara “ekstra” kolaylık sağlamamaları, örgüt propagandası içerdiği ya da devlet aleyhine ifadeler bulunduğu iddiasıyla mektupları hakkında sakıncalı mektup kararı verilmiş olması, mahpusun çıplak aramaya karşı çıkması, açlık grevine başlaması, hapishanede yaşanan hak ihlallerine karşı slogan atması gibi durumlarda iyi halli olmadığı değerlendirilmesi yapılacaktır. Yine bu kapsamda kurullar mahpuslarla mülakat yapabilecek ve burada sordukları soruların cevabına göre iyi hal değerlendirmesi yapabilecektir. Ancak burada mahpusa sorulacak soruların denetlenmesine ilişkin herhangi bir mekanizma bulunmamaktadır. Yorumlamaya, keyfiyete ve kişilerin inisiyatifine bırakılmış bu süreçlerin adalet kavramıyla hiçbir ilişkisi yoktur. Kısacası bu yeni düzenleme birçok hukuksuzluğu ve keyfiyeti beraberinde getirecektir.

 

Bunun infaza etkisi nasıl olacak?

Hukuksuzluğa ve keyfiyete sebep olacak olan asıl önemli husus bu zaten. Kişilerin ileride yeniden suç işleme ihtimallerinin olması öne sürülerek iyi halli olarak değerlendirilmemeleri mümkün olacak. Bu, hukuk güvenliği açısından da oldukça tehlikeli bir kriter. Zira henüz ortada bir suç yokken, şüpheden uzak ve kesin hiçbir somut delile dayanmadan bir ihtimal üzerinden mahpuslar hapishanede tutmaya devam edilebilecek. Üstelik bu karar bir mahkeme tarafından değil, idare ve gözlem kurulunda yer alan kişiler tarafından verilecektir. Mahpusun yeniden suç işleyeceği kanaatinin neye dayandırılarak oluşturulacağı belli değil. Aslında bu kanaat, kurullarda yer alan kişilerin öznel düşüncelerine dayanacak. Mahpuslar işlemedikleri suçlar nedeniyle cezalandırılacak. Bu da Anayasadaki ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesindeki düzenlemelere aykırı bir durum.

 

Bu kurullarda kimler var?

Öncelikle bu kurullar bağımsız ve tarafsız kişiler tarafından oluşmuyor. Kurullar, hapishanelerde mahpusların yaşadıkları sorunlara sebep olan kişilerden oluşmaktadır. Örneğin başgardiyan bu kurulda yer almaktadır. Bir mahpusa çıplak arama dayatan gardiyan, mahpusun yazdığı mektupları sakıncalı bulan memur, mahpusa disiplin cezası veren kurulda yer alan kişiler de bu idare ve gözlem kurullarında yer alacaktır. Bu kişilerin tarafsız olmasını beklemek pek de mümkün olmamaktadır.

 

Tüm bu düzenlemeler ne anlama geliyor sizce?

Yapılan bu düzenlemelerin sorgulamayan ve koşulsuz itaat eden, haksızlıklar ve toplumsal olaylar karşısında ses çıkarmayan, eleştirmeyen tek tip bir insan modeli yaratmayı amaçladığını belirtmiştim. Hapishanelerden başlayarak bütün bir topluma yayılması istenen bir insan modeli yaratma çabasıdır bu. Bu nedenle de özel bir politikanın sonucudur.

 

Peki uluslararası sözleşmelere de aykırı olan bu düzenlemeye itiraz kapıları açık mı? Bu düzenleme bu saatten sonra geri çektirilebilir mi? Bu düzenlemeye karşı ne yapılmalı ve ne yapılıyor?

Yönetmeliğin iptali için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 60 gün içerisinde Danıştay’da iptal davası açılabilirdi. Bu süre 01.03.2021 tarihi itibariyle sona erdi ancak Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, İnsan Hakları Derneği gibi kurumlar yönetmeliğin iptali için dava açtılar. Ayrıca daha önce söz konusu yönetmeliğin dayanağı olan 5275 Sayılı İnfaz Kanununda yapılan değişikliklerin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla CHP, Anayasa Mahkemesine başvuru yapmıştı. Yine İnfaz Yönetmeliğinin iptali için HDP, Danıştay’a iptal davası açmıştı. Siyasi partiler ve hukuk kurumları düzenlemeye karşı kanun yollarını kullanmaktadır. Ayrıca iyi hale ilişkin hapishane idare ve gözlem kurulları tarafından verilen olumsuz kararlara karşı her zaman itiraz yolu açık. Hem meslektaşlarımızın hem de müvekkillerimizin bu itiraz yollarını sonuna kadar kullanması gerekir. Düzenlemenin geri çektirilip çektirilemeyeceği biraz da toplumun vereceği tepkiye bağlı. Doğru tepki verilebilirse yeniden düzenleme yapılabilir veya Anayasa Mahkemesi yönetmeliğin dayandığı kanun maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verebilir. Bu durumda yönetmeliğin de yeniden düzenlenmesi gerekir.

 

Bu yeni düzenleme mahpusu olduğu kadar mahpus yakınlarını da etkileyecektir. Onlara yansıması nasıl olacak?

Aile kavramı, aralarında kan bağı olan ve üretim sürecine de birlikte katılan insanların bir araya geldiği feodal bir organizasyonu ifade eder. Süreç emek üzerine kurulu olduğu için duygusallığın ön planda olmaması mümkün değildir. Mevcut konumuzla alakalı olarak da serbest bırakılmak için “iyi hallilik” şartı isteyen yönetmelik, yanına mahpus yakınlarını da çekmeye çalışmaktadır. Mahpusu tamamen yalnızlaştırmak üzerine kurulu bu politika ile ailelerle mahpusu karşı karşıya getirmek hedeflenmektedir. Doğası gereği olaylara duygusal yaklaşan ailelerin hedefinde aile ferdinin serbest bırakılması vardır. Bu sebeple de mahpusa “iyi halli” olması için “ne gerekiyorsa yapmasını” telkinlemek isteyecektir. Bu da iki karşıt düşüncenin savaşımında aileleri yanlarına çekme oyunudur. Aileyi düşmanlaştırma çabası olarak da nitelendirilebilecek bu düşünce, ancak duygusallık bir kenara bırakılıp bilinçli tartışmalar yürütülerek aşılabilecek bir süreçtir.

 

 

 

Sadece mahpusa değil, HERKESE TEHDİT

 

Av. Destina Yıldız: “Aslında hukuk burada bir araç. Muhalefetin tamamen ortadan kaldırılması, iktidarın ise gücünü arttırarak sürekliliğini sağlaması amacına hizmet edecek bir hukuk sistemi oluşturulmak istenmektedir. Hapishaneler iktidarların gücünün en yoğun hissedildiği yerler. Hapsedilen kişilerin temel hak ve özgürlükleri çok ciddi oranda kısıtlanmış ve hatta ellerinden alınmıştır. Bu kişiler kapalı kapılar ardında ve toplumdan uzakta tutulmaktadır. Toplumun hapishaneleri denetleme imkânı olmadığı gibi çoğu zaman hapishanelerde yaşanan olaylardan haberi dahi olmamaktadır. İktidar, topluma uygulamak istediği şeyleri önce hapishanelerde uygulamaktadır. İçerideki kişilere sorgulamadan itaat eden insan modeline uymamaları halinde hiçbir zaman temel hak ve özgürlüklerine kavuşamayacakları tehdidinde bulunurken dışarıdaki kişilere de sorgulamadan itaat etmemeleri halinde hapsedileceklerinin mesajını vermektedir. Bugünkü mevcut hukuk sistemi bu şekilde işlemektedir. Hiçbir şeyin öngörülebilir olmadığı, tamamen keyfiyetin hüküm sürdüğü ve iktidarın saltanatını sürdürmesine yardımcı olan bir hukuk sistemi.”

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.