Ulusal birlik ve gelecek

Ava Neşe KALP yazdı —

17 Ağustos 2022 Çarşamba - 08:30

  • Türklerdeki sahte milliyetçilik gibi Kürdistan Bayrağına sarınarak verdikleri pozlar dışında, ulusal görüngülerini yitiren, rehin düşen bu kesime değil, bu kesimin üzerinde hüküm sürdüğü ve durumun farkında olan halkın direk katılımını sağlayacak mekanizmalara dayanmak gerekir. 

Son gelişmeler bize, Kürdistan üzerinden Ortadoğu’nun yeni bir düzenlenmeye doğru evirildiğini göstermektedir. Bütün sosyal olgular, etkiler ve toplumsal dinamiklerce gelişen tepkiler, ofis ortamlarında güçlü devletlerce dizayn edilen planların bozulmasında ya da revize edilmesinde en etkili mekanizma ulusal refleks göstermektir. Bu toplumsal reflekslerin Kürtlerin geleceğinde çok belirleyici olacağını söylemeye gerek yok.
 
Bölgedeki kolonyal güçlerin, Kürtleri katsayısı artacak şekilde parçalama ve bölme faaliyetleri işte bu etkili kolektif refleksi önlemeye yöneliktir. Birlikte hareket edildiğinde nelerin gerçekleşebileceğinin farkında olarak, Kürtler arasına sürekli olarak çatışmalara vardıracakları ayrışmaları örgütlemektedirler. Bunun en somut örneği Güneydeki ikili bölünmüşlüğün bugün giderek daha da derinleşmesinde vardırılan düzeydir. Yine Türklerin Êzîdîleri, Zazaları Iran’ın Goran, Lorlar ve Bextiyarileri Kürtlerden ayrıştırma, Başûr’da Soran-Kurmanc ayrışması, aşiret kavgaları ve bunların yazılı kaynaklara çevrilerek kalıcılaşması, uluslar arası alandan fonladıkları akademisyenlerce de desteklenecek şekilde hızla sürdürülmektedir. 
 
Dinsel ayrıştırmalar da hızla sürüyor. Başûr’da Êzîdî ve Kakailere yönelik tutumlar ile Bakur’da da Alevileri ayrıştırma bir nebze sekteye uğrasa da Türk devletinin en önemli ayrıştırma projelerinden biridir. Şu anda özellikle Türk Aleviler arasında bir anti-Kürt ayrıştırma hattını kurmayı başarmış görünüyorlar. Aleviler, kendilerini katleden M. Kemal’in fotoğraflarını Cemeveleri’nin başköşesine koymak zorunda hissetmeye devam etmektedirler.
 
Bu projeler tüm hızla devam ederken, bunlara karşı da toplumsal refleksler gelişmekte ve elbette ofis ortamlarında devletin derin ellerinde şekillenen bu projeler, her zaman istendiği gibi ilerleyememektedir. Ancak unutmayalım her zaman ciddi bir zarara uğratılma tehlikesi bakidir. Her durumda Kürtlerde insan, enerji ve umut kaybına yol açmaktadır. 
 
Türk devletinin Kürtleri toplumsal olarak ahlaki erozyona uğratma çabaları da bu çerçevede hız kazanmış durumdadır. Burada sadece toplumsal bir çürüme sağlanmıyor, bu çürümede enstrümana çevrilmiş bireyler ve kurumlar aracılığıyla önemli bir kitle de etkilenmektedir. Örneğin son Rojava’da yakalanan Türk istihbaratına çalışanlarda olduğu gibi.
 
Başûr’da en az kırk yıllık fermantasyondan sonra koca bir Kürt elit sınıfı öyle anlaşılıyor ki tamamen rehin alınmış durumda. İstenildiğinde ayağına çağrılıp diğer Kürtlere karşı savaş talimatları verilebilen, kendi topraklarında direnmeye çalışanlara yönelik düşmanının dilini kullanarak “terörist” olarak damgalayabilen, onları “yabancı” olarak adlandırabilen, Türk devletlerinin suçlarını onlara yıkmaya çaba gösteren bir dibe vurma hali var. 
 
Rehin alınmanın iki yolu var: Para ve cinsel zaaflar. Dolayısıyla kırk yıllık süreçte sistemli olarak yürütülen özel bir savaşta, Kürt elitlerinin kendileri ve/ya da yakınları üzerinden, bu her iki alandaki zaafları kayıt altına alınarak şu anda Kürtlerin ulusal bütünlüğüne karşı içeriden koruculaştırılmada etkili olarak kullanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla ulusal birlik çalışmalarında bu kadrodan fazla bir beklenti içine girilmesi, mevcut haliyle çok mantıklı değil. O yüzden, bu alanda toplumsal olarak çürümüş bu elit kesimden öte, içeriden gelişen tepkinin yarattığı yeni kadroların ulusal birlik çalışmalarında önem kazanması gerekir. 
 
Şurası açık ki artık ABD gibi ülkelerin de kabul ettiği “Öcalan’a bağlı güçler” ve onlarla ulusal birlik temelinde ortaklaşan diğer Kürt oluşumlarının ulusal birliğin fiili anlamda temsilcileri olarak görülmesine dönük netleşen bir seyir var karşımızda. Bu psikolojiyi dağıtmak için de sadece sömürgeci güçler değil, yıllardır bu sömürgeci güçlerin birer uydusuna dönüşen Kürt yapılanmaları da rahatsız olmakta ve onlarla iş birliğine gitmeyi kendileri açısından bir çıkış yolu olarak görebilmektedirler. Dolayısıyla, içinde bulundukları korkunç durumu gösterdiği için de özellikle Rojava’ya yönelik nefret söylemleri sadece sömürgeci güçlerden değil, bazı Kürt gruplarından da gelmektedir. Rojava’da gerçekleştirilen devrimin görünürlüğü, ötekilerin yıllardır bu alanda içine yuvarlandıkları çürümüşlüğü görünür kıldığı için de hedefteler. 

Dolayısıyla, Türklerdeki sahte milliyetçilik gibi Kürdistan Bayrağına sarınarak verdikleri pozlar dışında, ulusal görüngülerini yitiren, rehin düşen bu kesime değil, bu kesimin üzerinde hüküm sürdüğü ve durumun farkında olan halkın direk katılımını sağlayacak mekanizmalara dayanmak gerekir. Kürdistan +4’ün, yani ulusal birliğin oluşumu her dört parçadaki Kürtlerin güvenliği için son derece hayatidir. Güney’de, mevcut rehine konum nedeniyle tabandan yeniden yapılanacak bir mekanizmaya bu dört parçanın ortaklaşmasındaki boşluğu kapatmak için acil ihtiyaç vardır. Bu anlamda temiz kalan ve tepki gösteren her iki partiden insanlarla hızlı bir ortaklaşmaya varacak mekanizmaların geliştirilmesi önemlidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.