Van’da adrese teslim bir OHAL

Dosya Haberleri —

8 Şubat 2021 Pazartesi - 23:00

  • Darbe girişimi ardından ilan edilen Olağanüstü Hâl (OHAL), Kürdistan’ın bazı bölgelerinde halen fiili olarak sürüyor. Van’da 1541 gündür, Hakkari’de ise üç yılı aşkındır en temel demokratik hakların kullanımı, yasaklarla engelleniyor. HDP’lilerin bildiri dağıtması bile polis şiddetiyle karşılanırken AKP ve yakınları kongre yapıyor, stant açıyor.
  •  

MURAT SARISAÇ*

 

Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya karşı tarihten günümüze değin egemenler, daima “özel bir ilgi” göstermiştir. Her ne kadar normal şartlarda olumlu bir çağrışım yaratsa da bu “özel ilgi”; Kürtlerin inkarı, Kürtçenin asimilasyonu ve Kürdistan’ın geri bıraktırılması tedbirlerini ifade edegelmiştir. Bunun sonucunda kadim coğrafyanın otokton halkları, tarihin bereketli toprakları üzerinde ve önemli ticaret kavşağında bulunmalarına rağmen yoksulluğa mahkum edilegeldiler. Çünkü bir halkın ekonomik açıdan geriletilip “bağımlı” hale getirilmesi, inkar ve asimilasyon politikalarının bir parçası olarak görülmüştür.

Özellikle Türkiye Kürdistanı’nda ekonomi, adeta bir silah olarak kullanılmıştır. Bu nedenle Şark Islahat Planı, Dersim raporları, Fevzi Çakmak raporu gibi raporlarla halkın sindirilip bir an önce Türklüğe evrilmesi için sosyal ve ekonomik tedbirlere sıklıkla vurgu yapılmıştır. Bu yaklaşım, Türkçülüğün önemli teorisyenlerinden Yusuf Akçura’nın "Türkiye'nin doğusundaki dil sorunu doğu bölgelerinin ülkenin geri kalanına ekonomik bakımdan yeterince bağlı olmamasından kaynaklanmaktadır” sözünde de kendini açıkça göstermektedir.

HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç

Van: Z kuşağı kenti

Şüphesiz cumhuriyetin ilanından itibaren “özel ilgi” gösterilen Kürt illerinden bir tanesi de Van olagelmiştir. Çünkü Van, Ortadoğu ticaretinin tam ortasında yer alan ve çevre illerle de ortak bir ekonomik pazara sahip büyük bir kent. Aynı şekilde dört ilçesi Rojhilat Kürdistanı sınırında ve İran’la 295 km’lik sınırı olan bir ticaret kenti. Yine Van, Türkiye’de en çok küçükbaş hayvan sayısına ve geniş çayır-mera alanlarına da sahip durumda. En önemlisi de Van, yaş ortalaması 20’lerde olan bir Z kuşağı kenti; bu yönüyle Kürt coğrafyasının dinamizmi en yüksek şehirlerinden bir tanesi. AKP iktidarları döneminde Van’ın sorunlarının çözülmesi bir yana daha da büyümesinin nedeni, ancak Van’ın korkulan bu potansiyeliyle açıklanabilir.

 

Van’dan Serhat’ı kontrol çabası

Geldiğimiz aşamada “Z kenti Van”, periyodik bir cezalandırılma ve geriletme politikasıyla karşı karşıya. Kasım 2016’dan bu yana Van’da bin 500 günü aşan “gösteri yürüyüşü, açık hava toplantısı, basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılması, çadır ve stant kurulması/açılması, imza kampanyası düzenlenmesi, bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılması” yasağının kaynağını burada aramak gerekir. Bu aynı zamanda HDP eş genel başkanları ve milletvekillerinin de tutuklandığı 4 Kasım darbesinin de bir parçasıdır. AKP’nin sivil darbesinden bugüne değin kültür – inanç – doğa turizmi konusunda bir ivme yakalayan Şehr-i Van, bir “yasaklar şehri” haline getirilerek bilinçli bir şekilde geriletilmek istenmiştir. Bunun nedeninin de Van halkının son genel (2018) ve yerel (2019) seçimlerde gösterdiği politik tutum olduğu söylenebilir. Çünkü Van, tüm Serhat bölgesini siyaseten etkileyen, moral kaynağı kentlerden biri. Bu nedenle devlet aklının Van'da yasaklardaki ısrarı, aslında tüm Serhat kentlerini moral açısından kontrol etme çabasıdır.

 

Sorunları tehdide dönüştürüyor

Buna bağlı olarak AKP iktidarı, her seçim öncesinde Van’ın kronik sorunlarını (stadyum, çevre yolu, sınır kapıları vb.) Van halkına karşı bir şantaj aracı olarak kullanmaktan hiçbir zaman imtina etmemiştir. Hatta hiçbir temel soruna derman olmamış rakamları üst üste koyarak her seferinde bunları Van’a adeta “hakk-ı sükût” (sus payı) olarak göstermektedir. Bu yönüyle mevcut yasakları, sadece anayasal bir hakkın (madde 34) (AİHS 10 – 11) kullandırılmaması olarak görmemek gerekiyor. Çünkü Van’da stadyumun yapılmaması, Kapıköy Sınır Kapısı’nın kapalı tutulması, çevre yolunun yapılmaması da özgürlük sorununun bir sonucu olarak görülebilir “yasak” türlerindendir. Hasılı kelam, sosyo-ekonomik hizmetler “Van’a yasak”tır!

 

Amaç sessizliğe gömmek

Van Valiliği, yasaklama kararlarında “milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi” gerekçelerine sığınsa da bunlar soyuttur, ispatlanması imkânsız bahanelerdir. Çünkü hiçbir koşulda yasaklar, yurttaşların anayasal haklarını tamamen ortadan kaldıramaz. Kaldı ki yasakların hukuki gerekçesi olarak gösterilen kanunlarda bile yasaklama, “belirli ve sınırlı bir mekân, toplantı, zaman” ile sınırlandırılmaktadır. Dolayısıyla Van’da bin 500 gündür süren yasakların temel amacı, kentin demokratik damarlarını tıkamak ve toplumu bir mezar sessizliğine gömmektir. Bugünse Van Valiliği, Covid-19 salgınını özgürlükleri ortadan kaldırmak için yeni bir bahane olarak keşfetmiş durumda. Buna karşı Van Barosu’nun 14 defa açtığı iptal davaları ise yasakların “ölçülü ve orantılı” olduğu iddia edilerek reddediliyor. Ama bu, bir kentte bin 500 günü aşkın yasağın olağan hayatın akışına aykırılığını ortadan kaldırmıyor.

 

Hedef HDP ve DBP

Tabii Van’da Anayasa’nın bilfiil ortadan kaldırılarak adeta adrese teslim bir OHAL düzeninin inşasında hedef, AKP değildir. Bilakis söz konusu yasaklar, AKP/MHP’yi bağlamamakta. Çünkü adrese teslim bu OHAL düzeninin adrese teslim amacı da HDP ve DBP başta olmak üzere tüm muhalif seslerdir. Bu nedenle Van’ın işlek caddesinde AKP İpekyolu İlçe Teşkilatı stant açıp çalışma yapabiliyorken aynı amaçla başvuru yapan HDP İlçe Örgütünün talebi reddedilebiliyor. AKP, Van’da geniş katılımlı kongreler yapabiliyorken HDP ve demokrasi güçlerinin kadına yönelik şiddet ve tecavüzü protesto etmesi polis şiddetine maruz kalabilmektedir. Buna rağmen Van halkı, kayyumları aylarca protesto ettiği gibi ulusal birlik yürüyüşünü de coşkuyla gerçekleştirerek yasakları boşa çıkarmıştır.

Türk polisi, “saldırıdan korunmak” için tasarlanan kalkana yeni bir fonksiyon “kazandırdı”! Kalkanlar, HDP ve DBP’lilerin görünüp duyulmasını engellemek için kullanılıyor. Fotoğraftaki polisler, HDP heyetinin Van’da helikopterden atılan köylüler için yaptığı açıklamada gazetecilerin görüntü almasını engellemeye çalışıyor.

Kayyum da yasağı savunuyor

Ama belirtmek gerekir ki AKP iktidarı, Van’da STK’ların etkisizleştirildiği, belediye meclislerinin kayyumlarla lağvedildiği, siyasi partilerin yasaklarla baskılandığı ve sadece atanmış vali/kaymakamların söz sahibi olduğu bir sistemi kurmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla Van’ın yerel dinamikleri yok sayılarak bir kentte bir bürokrasi oligarşisi inşa edilmek istenmektedir. Dolayısıyla her türlü barışçıl ve demokratik hakkın yasaklanması, Van’ı yandaşlarına peşkeş çekmeyi amaçlayan, rant sahaları yaratmak isteyen atanmış oligarklarca da ısrarla savunulmaktadır. Bu nedenle AKP’nin halk iradesine düşman ve yasakçı tutumu, kayyum ve çevresince cansiperane savunulmaktadır.

 

Van’daki “eylem-etkinlik yasağı”, sokaklardaki zaten yoğun olan polis görünürlüğünü daha da artırıyor.

AKP, cumhuriyetin kurucu mantığının bugünü

Sonuç olarak resmin tamamına bakıldığında AKP iktidarı, Kürt coğrafyasında güçlü bir yerel yönetimi, anayasada karşılığı olsa bile istememektedir. Bu nedenle ülkenin bir parçasında anayasal düzenin, bir halkın seçme ve seçilme hakkının ortadan kaldırılması suretiyle askıya alınmasından imtina edilmediği açıktır. Çünkü cumhuriyetin ilk yıllarındaki mantık, AKP iktidarında vücut bulmuştur. Buna göre nasıl ki cumhuriyetin kuruluşuna değin Diyarbakır ve Mardin, Irak ve Suriye Kürtleriyle yaptıkları ticaretle gelişmiş şehirler idiyse Van’ın da Rojhilat Kürtleriyle ticaret yaparak gelişmesi mümkündü. Ama Van, şehir merkezinde ve meralarda süren yasaklarla, Kapıköy Sınır Kapısı’na getirilen yasaklarla bilinçli bir geriletilmenin parçasıdır. Tam da bu nedenle Van’ın tüm sosyo-ekonomik sorunlarını etkileyen temel sorun, özgürlük sorunudur ve bunun köklerini de devletin Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü yerine devreye koyduğu tecrit politikasında aramak gerekiyor.

 

* Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili

 

 

 

1541 gündür yasak!

 

  •  Van Barosu, kentteki yasaklara karşı tam 14 kez mahkemeye başvurdu; başvuruların 12’sini mahkeme, yasakları “orantılı ve ölçülü” bularak reddetti.

 

Van’da halen süren yasaklara dair ilk karar, Valilik tarafından 21 Kasım 2016 tarihinde, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi gerekçe gösterilerek alındı. Aradan geçen zamanda yasağın kapsamı genişletildi; yasak, kentteki demokratik eylemlerin, sivil toplum kuruluşları ve hükümet bloğu dışındaki siyasi partilerin çalışmalarının engellenmesinin aracına dönüştü. Koronavirüs salgını ise Van Valiliğine yasağı sürdürmenin yeni bahanelerini sundu.

Yasağın başından bu yana iktidar partisi ve ona yakın sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü çalışmalar hiçbir engelle karşılaşmazken Halkların Demokratik Partisi (HDP) başta olmak üzere muhalif parti ve sivil toplum kuruluşları, yasak gerekçe gösterilerek polis engeline takılmaya devam ediyor. HDP’liler, bildiri dağıtmaya çıktıklarında dahi engelleniyor; yetmiyor, polisler HDP’lilerin etrafında çember oluşturup kalkanlarını havaya kaldırarak “kimsenin görüp duymamasını” sağlamaya çalışıyor.

 

Yasak ihlalleri artırıyor

Yasaklar, kentteki insan hakları ihlallerini de artırıyor. İnsan Hakları Derneği Van Şubesinin yayınladığı “2020 Hak İhlalleri Raporu”na göre kentte 2020 yılında 2 bin 140 hak ihlali kayıtlara geçti. Dernek, durumu şu sözlerle özetledi: “Ulusal boyutta yaşanan hak ihlalleri bilançolarının bir benzeri, hatta daha da ağırı, 2020 yılı içerisinde Van’da seyretmiştir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, kadına yönelik şiddet, cezaevlerinde yaşanan ihlaller, sınırda yaşanan yaşam hakkı ihlalleri, bir türlü hakkında düzenlemeler yapılmayan sığınmacılara yönelik gerçekleşen hak ihlalleri, aynı şekilde gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalar, bu yıl içerisinde sürekli gündem olmuştur. Bu durum Van’da bir türlü bitmek bilmeyen eylem ve etkinlik yasaklarıyla daha da çekilmez bir hal almıştır.”

 

Baronun başvuruları sonuçsuz

Kentteki yasaklara ilişkin yargıya yapılan başvurulardan da şimdiye kadar hiçbir sonuç alınamadı. Van Barosu, yasaklara karşı 2019’un Nisan ayından bu yana Van İdare Mahkemelerine ayrı ayrı 14 iptal davası açtı. Mahkemeler, kararları “orantılı ve ölçülü” ve “demokratik toplum gereklerine” uygun bularak başvurulardan 12’sini reddetti. Baro, ret kararlarını Erzurum Bölge İdare Mahkemesine taşıdı ancak şimdiye kadar herhangi bir yanıt alamadı.

 

AKP’ye serbest, HDP’ye yasak

Yasakları geçtiğimiz yılın sonunda Evrensel gazetesine değerlendiren Van Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Mahmut Kaçan, şunları kaydetmişti: “Bu yasaklara tabi olamayacak 2911 sayılı toplantı ve gösteri, yürüyüşleri kanununda düzenlenmeyen siyasi parti faaliyetlerine dahi uygulanmaya başlandı. İl ve ilçelerde faaliyet yürüten siyasi parti üyelerine idari para cezalarının kesildiğini görüyoruz. Yasaklar, artık diğer tüm temel haklarımıza dokunan, onları kullanmamızı engelleyen bir niteliğe gelmiş durumda.”

Demokratik Bölgeler Partisi Van İl Eşbaşkanı Çetin Uyar ise yasakları ilan eden Van Valiliğinin AKP’nin kontrolünde olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “AKP, üyelik ve stant açma çalışmalarını, miting ve kongrelerini gayet rahat bir şekilde yapıyor ama konu biz olunca polisler yasakları dayatıyor. Yasaklar sadece muhalif partiler için var.”

 

 

Hakkari’de aynı yasakçılık

 

Hakkari’de de “eylem-etkinlik yasağı”, Valilik kararıyla üç yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Valilik, yasakları her seferinde 15 veya 30 gün uzatan kararını açıklıyor. Son karar 31 Ocak 2021’de açıklandı ve yasaklar 14 Şubat 2021 tarihine kadar uzatıldı.

Hakkari’deki durum da Van’dakinin tıpatıp aynısı. Başta darbe girişimini bahane eden Valilik, bir süredir koronavirüs salgınını da yasaklara gerekçe gösteriyor. Yasaklar kentteki bütün etkinlikleri, demokratik hakların kullanılmasını engelliyor.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Hakkari Şube Başkanı Süleyman Aşkan, “Yasağın nedenleri çok absürt, hiçbir hukuki mantığı yok. Ne anayasadaki ilgili maddelerin, ne Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunundaki haklarımızın ne de uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımızın kısıtlanması için bir neden var. Bu kararların alınması tamamen iktidarın toplumu yönetme biçimiyle ilgili” diyor.

 

‘Bir metre kar var,

ne güvenlik sorunu?’

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şube Eşbaşkanı Musa Bor ise genel merkezlerinden genel basın açıklamalarını bile dernek içinde okumak zorunda kaldıklarını ama o durumda bile kapının önüne polis ve zırhlı araçların getirildiğini belirtiyor ve ekliyor: “Yasağa gerekçe olarak ‘başkasının hak ve özgürlüklerini koruma’ deniliyor; oysa tam tersi bizim haklarımız engelleniyor. Biz sivil toplum kuruluşları olarak toplumun sesiyiz. Yapacağımız açıklamalar kimseyi tehdit etmiyor. Bir de kış olması nedeniyle Hakkari’de bir metreyi aşkın kar var. Bir basın açıklaması ile neyin güvenliğini tehdit ediyoruz?”

 

‘Güvenlik bölgesi’ ihlali derinleştiriyor

İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube Yöneticisi Pınar Yılmaz ise kentteki eylem yasağının “güvenlik bölgesi” ilanlarıyla başka bir boyuta taşındığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Güvenlik bölgesi ilan edilmesi kış sezonu olması itibariyle kişisel dolaşım özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Can güvenliği bakımında da risk oluşturmaktadır. OHAL sürecinden sonra bu ihlaller başladı; ancak 3 yıldır OHAL kalkmasına rağmen halen OHAL süreci fili olarak uygulanmaktadır. Bu da bir hak ihlalidir. Bir an önce son bulmalı ve demokratik çerçevede bu yasaklar kaldırılmalı.”

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.