• 'Çerçeve yasa', yüzyıllık çatışma dönemini demokratik hukuk düzeni içinde sonlandırmayı hedefleyen tarihsel bir kapı; güven veren, eşitliği gözeten ve kalıcı barışı esas alan olmalı.

MİHRAC URAL

'Çerçeve yasa', çatışmalı dönemin barışçıl ve demokratik yöntemlerle sona erdirilmesini amaçlayan temel hukuki düzenleme olmalıdır. Böyle bir yasanın belirsiz, dağınık ve farklı yorumlara açık hükümler taşıması, amacına ulaşmasını engeller. Toplumun tüm kesimlerine güven verecek açıklıkta hazırlanmalı; barışın hukuki güvencesi olacak net ilkeler içermelidir. Bu nedenle yasa hazırlanırken öncelikle Başkan Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu “kök yasa”da gösterdiği yaklaşım dikkate alınmalı, ardından sürecin tarafı olan siyasi aktörlerin görüşleri alınmalıdır. Sürecin asli taraflarının iradesi gözetilmeden hazırlanacak bir düzenlemenin toplumsal meşruiyet kazanması güç olacaktır. Anlaşılması gereken temel konu mutabakatın olmasıdır. Bu olmadan yasa, tek taraflı olacak ve işlevsiz kalacaktır, yeni sorunlar yaratacaktır.

Taslakta yer aldığı belirtilen “suça karışan” ve “suça karışmayan örgüt üyeleri” ayrımı, sorunlar doğurma potansiyeli taşıyor. Uzun yıllar devam eden silahlı çatışmanın tarafı olan insanların, bugün hukuki düzenlemelerle birbirinden ayrıştırılması gerçekçi değildir. Dağlarda mücadele etmiş gerillalar kendilerini bu sürecin eşit parçası olarak görüyor. Aynı safta yer almış kişilerin farklı hukuki statülere tabi tutulması yalnızca hukuki değil, vicdani ve onursal açıdan da kabul görmeyecektir. Böyle bir yaklaşım, toplumsal uzlaşmayı güçlendirmek yerine yeni kırgınlıkların doğmasına neden olacaktır.

PKK çevrelerinden yapılan açıklamalarda da Başkan Abdullah Öcalan ve Hareket'in görüşü alınmadan hazırlanacak herhangi bir düzenlemenin dayatma olarak değerlendirileceği bilinmelidir. Bu nedenle yasa, taraflardan birini dışlayan veya ayrıştıran bir anlayışla değil, barış sürecinin ruhuna uygun biçimde hazırlanmalıdır. Aynı mücadele içerisinde yer alan insanlar arasında yeni ayrımlar oluşturulması, çözüm sürecinin toplumsal kabulünü yok sayacaktır.

Güven inşasına katkısı

Başkan Öcalan’ın kamuya açıklanmamış “kök yasa” olarak tanımlanan temel ilkeler dikkate alınmadan hazırlanacak bir düzenlemenin eksik kalacağı açıktır. Barış, ancak tarafların birbirini eşit muhatap olarak kabul ettiği ve karşılıklı güven oluşturduğu koşullarda kalıcı olabilir. Devletin geçmiş süreçlerde güven sarsıcı uygulamalarda bulunduğu yönündeki kaygılar da dikkate alınmalı; bu yasa, geçmişte yaşanan güvensizlikleri ortadan kaldıracak açıklıkta ve bağlayıcılıkta hazırlanmalıdır. Türkiye, bugün önemli bir siyasal ve toplumsal eşiktedir. Farklı toplumsal kesimler üzerinde baskı bulunduğuna ilişkin eleştiriler sürerken, Kürt toplumunda da çözüm sürecinin geleceğine ilişkin güçlü bir beklenti oluştu. Bu nedenle çıkarılacak yasa yalnızca teknik hükümler içeren bir metin olarak görülmemeli; demokratikleşmenin ve toplumsal barışın hukuki temeli olarak değerlendirilmelidir.

Sürecin temel başlıkları

Yasanın en temel başlıklarından biri Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsünün açık biçimde düzenlenmesidir. Bu konu çözüme kavuşturulmadan gerillanın ülkeye dönüşünün ve toplumsal normalleşmenin sağlıklı biçimde gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Kürt toplumu da sürecin en önemli göstergelerinden biri olarak bu başlığı yakından takip ediyor. PKK Kongresi’nin kendisini feshetmesi, silahların yakılması, Türkiye sahasındaki güçlerin geri çekilmesi ve Zap’tan çekilme kararının açıklanması, çözüm sürecinin somut adımları olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık devletin de hukuki ve siyasal alanda güven oluşturacak adımlar atması beklenmektedir. Bu çerçevede Başkan Öcalan’ın statüsünün belirlenmesi, Selahattin Demirtaş ile süreç kapsamında değerlendirilecek diğer siyasi tutuklu ve hükümlülerin hukuki durumlarının yeniden ele alınması, kapsamlı çözümün temel başlıkları arasında yer almalıdır. Sürecin diğer ayrıntıları ise taraflar arasında müzakere edilerek ortak mutabakatla belirlenmelidir.

Kalıcı barış için olmalı

Çıkarılacak 'çerçeve yasa', yalnızca bugünkü ihtiyaçları karşılayan geçici bir düzenleme olmamalıdır. Belirsizlik yerine hukuk güvenliğini, ayrımcılık yerine eşitliği ve çatışma yerine ortak geleceği esas alan bir yaklaşım benimsenmelidir. Bu yasa, gelecek yasalar için “kök yasa” olmalıdır. Demokrasi bir yasayla gelmez, bir dizi yasa ardı arkasına durmadan çıkan yeni yasalarla gerçekleşir. Bu anlamda 'çerçeve yasa', bir kapı olmalı, gerçek olumlu yasaların açıcısı konumunda olmalıdır. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un “yasa çıkacak, gelen gelir, gelmeyen olursa onlara karşı gereken yapılır” demesi, gerçeklere, sosyal mesajlara, halka karşı sorumluluğa aykırıdır.

Kürt tarafının bugüne kadar attığı adımlar ve gösterdiği özveri dikkate alındığında, yasanın gecikmeden çıkarılması önem taşıyor. Düzenleme, hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine uygun biçimde hazırlanmalı; aynı süreçte yer alan kişiler arasında ayrım yapılmamalıdır. Eğer bir af düzenlemesi yapılacaksa bunun kapsayıcı ve eşitlik ilkesine uygun olması gerekir.

'Çerçeve yasa', günü kurtarmaya yönelik bir siyasi metin değil, yüzyıllık çatışma dönemini demokratik hukuk düzeni içinde sonlandırmayı hedefleyen tarihsel bir kapı olmalıdır. Toplumun tüm kesimlerine güven veren, taraflar arasında eşitliği gözeten ve kalıcı barışı esas alan bir yaklaşım benimsendiği ölçüde gerçek anlamına kavuşacaktır.