• Basit bir kaçırılma olmayan Betül vakası, gerginlik içindeki Suriye’yi patlatacak bir volkan gibi büyümeye başladı.

MİHRAC URAL

Üniversite kampüsünden 29 Nisan’da kaçırılarak önce tecavüze uğrayan, ardından ilaçlar içirilerek adeta kobay hâline getirilen Betül Süleyman Alluş, Suriye’de kaynayan bir yara hâline geldi. Cemal Zehriddin adlı şahıs, üniversite korumasında olan birisi olarak Betül'ü kaçırıyor; Banyas’taki villalarına götürüp tecavüz ediyor. Kaçırılan, ailesinden uzakta tutulan, “Pazar günü gelin, kızınızı alıp gidin” denilmesine rağmen aldatılan anne ve baba, son çare olarak Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı Muhammed bin Zaid’de “Zor durumdayız, tehdit altındayız. Kızımızı kurtarmak ve güvenliğimi sağlamak için müdahale ediniz" diye rica ettiler.

Aleviler, Betül ve ailesini sahiplenerek, bunu bir şeref meselesi olarak değerlendirdi. Kızın kaçırılma süreci ciddi sorunları barındırıyor. Kızın tecavüze uğrayıp fiziki olarak tutsak edilmesi; düne kadar normal bir insan olarak yaşarken aniden hicap örtüsüyle yetinmeyip siyah çarşafla, başı, tüm vücudu, elleri eldivenli, kolları ve ayakları tamamen örtülü hâlde, yani nikaba bürünmüş şekilde ortaya çıkarılması; anne ve babasının dehşete düşerek “Kızımız bu değildi” diye feryat etmesine yol açtı. Annenin, “Kızımı bir şeyhten diğerine satmak üzere mi bizden gizliyorsunuz?” diye haykırması, tüm Alevi toplumunun da feryadı oldu.

Betül vakası, gerginlik içinde Suriye’yi patlatacak bir volkan gibi büyümeye başladı. Basit bir kaçırılma olayı değildir. Yüzyıllardır Aleviler üzerinde biriken kalleşçe kıyımların, hâlâ sürmekte olan öldürme ve kaçırmaların sonucunda ortaya çıkan “Artık bu zulüm altında yaşanmaz” feryadının bir sonucudur. Bu satırları yazarken, Suriye’nin nasıl gerildiğini, patlamak üzere kaynayan bir kazana dönüştüğünü anlatmalıyım. Toplum; sadece Aleviler değil, Suriye halklarının tümü (Sünni, Hristiyan, Dürzi, İsmaili, Mürşidi, Kürt ve diğerleri) bu olaya tepki gösteriyor. Olay, patlamak üzere olan bir gerilim hâline dönüşüyor.

Türkiye işaret ediliyor

Hükümetin başı olan Colani, bu sapkınlığın ve akıl almazlığın devamında bir sorun görmüyor. Tüm bu olayların yaratıcısının da, kızın ailesine dönüşünü engelleyenin de kendisi olduğu ileri sürülüyor. Colani’nin ortağı ve yönlendiricisinin MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) olduğu söyleniyor. MİT’in, Suriye’de bir buçuk yıldır yürütülen tüm sorunlu olayların, kıyımların ve düşmanlıkların yaratıcısı olduğu iddiası boşuna değil. 7 Mart 2025 tarihli Alevi kıyımının, on binlerce Alevinin katledilmesi planlarının sahibi olduğu; Kürtlerin katlinde birincil rol oynadığı, Hristiyanların ve Dürzilerin kıyımında da aynı şekilde etkin olduğu, sır değil.

 Son günlerde Lazkiye’de konsolosluk açmaya çalışan Türkiye Büyükelçisi’nin, Dışişleri Bakanlığındaki görevinden Suriye Büyükelçiliğine atanması ve orada oynadığı iddia edilen rollerin bilinmesi gerekir. Kürt düşmanlığı ve yürüttüğü ileri sürülen gizli ilişkiler nedeniyle Nuh Yılmaz’ın, Suriye’de sürmekte olan tüm kirli MİT işlerinin düzenleyicisi olduğu ileri sürülüyor. Şimdi ise sıranın, Betül vakasında belirginleşecek olan MİT faaliyetlerine geldiği ifade ediliyor. Bu basit olaydan iç savaşa doğru bir gidiş planlandığı öne sürülüyor. Betül vakası çözülmeden, hiç kimsenin Alevilerin iç savaşa doğru sürüklenmesini durduramayacağı ifade ediliyor. Bunun sorumlusu olarak da Colani ve MİT gösteriliyor.

Esirler, köleler ve cariyeler

 İslam hukukunda genellikle “mâ meleket eymânukum” ifadesi geçiyor. Türkçeye çoğu zaman “Sağ ellerinizin sahip olduğu”, “Mülk-i yemin”, “Cariyeler/köle statüsündekiler” diye çevrilir. Bu kavram, tarihsel olarak savaş ve kölelik düzeninin yaygın olduğu dönemlerde ortaya çıkan bir hukuki kategoriyi anlatır. İslam toplumlarında savaş esirleri, köleler ve cariyeler bu kapsamda değerlendiriliyor. Buna göre kadının, erkek yanında bir mal gibi görülmesi ve nikapla, yani gözleri hariç her tarafını siyah çarşafla örterek yaşamasının dayatıldığı ileri sürülüyor. Betül'e tecavüz ettiği iddia edilen şeyhin, üniversite yurdunda egemen olan kişi olduğu belirtiliyor. Bu şeyhin kirli düşüncelerinin, kölelik düzeninden doğan anlamsız “Mülk-i yemin” tezlerini erkek egemenliğini göstermek amacıyla dayattığı savunuluyor. Betül, bu akıl dışı gösterilerden uzaklaşıp ailesine döndüğünde neler olduğunu daha yakından öğreneceğiz. Bu kirli oyunların kurucularının ve uygulayıcılarının cezasız kalmayacağını ifade ediyoruz. Bu akıl dışı ve dehşet verici olaylar, kadın hakları açısından ciddi sorumluluklar taşımaktadır. Betül, ne olduğu belli olmayan bir grup insanın önüne; her tarafı siyah çarşafla, siyah eldivenlerle ve kolları tamamen örtülü şekilde çıkarıldı, oysa Sünni mezhepten olsa bile hicap takması normal karşılanabilirdi. Bir gün içinde yaşanan bu çarpıcı değişimin ne iman gücüyle ne de başka bir inançsal dönüşümle izah edilemeyeceği açıktır. Sünni olarak imanın neresindedir, neyi bilmektedir, fıkıh konusunda ne kadar bilgi sahibidir ki böyle ani ve anlamsız değişimlerle rol model bir kadın gibi sunulmuştur? Alevi toplumunun bu gösterilere karnı toktur. Aleviler tarih boyunca bu tür çirkin gösterilerden uzak kalmıştır.

Ayrı varlık bağımsızlıktır

Betül'ün kaçırılmasına kadar olan fotoğraflarla belirginleşen sosyal yaşamı, normal bir insan yaşamını yansıtıyor. Şeyhler, bu çirkin algılarıyla Betül’ü teslim alamayacaktır. Bunun için tüm Alevi topluluğu mücadele verecektir. Aleviler artık bunlarla bir arada yaşamaz. Ayrılma hakları vardır ve bunu seçecektir. Federal yapı kabul edilmez ise geriye bağımsızlık kalır. Aleviler artık tarihlerinin bu aşamasında “Ayrı Varlık” olarak yaşamlarını bağımsızca belirleyecektir. Bunun için ne gerekiyorsa, karşılığında ne olacaksa hiç düşünmeden bu adımı atacaktır. Bunun için toprakları ve nüfusu yeterlidir; dünya ilişkileri ve yetişmiş kadrolarıyla bu bağımsızlığı yönetecek kudrettedir.

Sonuç olarak Suriye’de gündeme gelebilecek direnişe hazırlıklı olmalıyız. Bu haklı direnişe desteğimizi ve yardımlarımızı sonuna kadar sunacağız.