- Hatay’ın Doğu Akdeniz siyasetindeki önemini koruduğu açıktır. Hatay meselesi, yalnızca geçmişe ait bir konu değil, değişen bölgesel dengeler içinde güncel meseledir de.
MİHRAC URAL
Hatay, Türkiye tarafından gasp edilmiştir. Gaspına neden olan tarihsel veriler, Hatay’ın bağımsızlığını gösteriyor. Bu şehir, devlet kurmuştur. Hatay Devleti, 2 Eylül 1938 ile 29 Haziran 1939 arasında varlığını sürdüren bir devletti.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra Hatay (gerçek adıyla İskenderun Sancağı), Fransa’nın yönettiği Suriye Mandası içinde yer aldı. 1936’da Fransa’nın Suriye’ye bağımsızlık vermeyi planlaması sonucu, konu Milletler Cemiyeti’ne götürüldü ve bölgeye özel bir statü verilmesi kararlaştırıldı. Bu dosyayı Fransız heyeti, “AYRI VARLIK” olarak tanımladı. 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kuruldu. Devlet kendi meclisine, hükümetine ve bayrağına sahipti. Dolaysıyla bugün bu şehir bağımsızlığı ya da federasyon yapısıyla savunulması gereklidir. Bu hatırlatma üzerine, bölgede ve Suriye'de gündeme gelen yeni siyasal değişimler konuyu farklı biçimler içinde ele almamızı gerektirdi.
Hatay (Liva İskenderun) sorunu, uluslararası bir darbeyle Suriye’de başa getirilen Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) ile birlikte, farklı boyutlar kazanmaya başladı. Hatay halkı (Liva İskenderun), Lazkiye ve Tartus şehirlerinde yaşayan Alevi halkının bir parçasıdır. Alevi halkı, bu üç şehirde yaşayan 8 milyon insanın bir parçasıdır. Bu bölünme, toparlanana kadar farklı şekilde tanımlanacaktır. Hatay (Liva İskenderun) halkı, ya bağımsızlığa ya da federal yapıya kavuşturulmalı ve ondan sonra da diğer şehirlerde yaşayan halkıyla birleşmelidir.
Hatay’ın gaspına ilişkin tartışmaların merkezinde üç önemli tarih bulunmaktadır.
29 Kasım 1937
Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen düzenlemeler sonucunda Liva İskenderun için özel bir statü oluşturulmuş ve bölge ayrı bir yönetim birimi olarak tanımlanmıştır. Bu dönemde Fransız Mandası altında yeni bir idari yapı kurulmuştur. Hatay’ın Suriye’den ayrılmasına eleştirel yaklaşan bizler, 29 Kasım 1937 tarihini bölgenin kopuş sürecinin önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendirmekteyiz. Bu nedenle söz konusu tarih, Hatay’ın geleceğini etkileyen gelişmeler arasında özel bir yere sahiptir.
5 Temmuz 1938
Hatay tartışmalarında ikinci önemli tarih, 5 Temmuz 1938’dir. Bu tarihte Türk askeri birliklerinin bölgeye girmesiyle yeni bir siyasi süreç başlamıştır. Eleştirel değerlendirmelere göre, bu süreçte daha önce ortaya çıkan halk iradesinin yeterince dikkate alınmadığı ve sonrasında oluşturulan meclis yapısının büyük ölçüde atamalar yoluyla şekillendiğidir. Bu nedenle bölgenin geleceğinin halkın serbest tercihleri yerine, dönemin askeri ve siyasi dengeleri çerçevesinde belirlendiği açıkça ortaya çıkmıştır. Hatay’ın Türkiye’ye katılmasına karşı çıkan bizler, 5 Temmuz 1938 tarihini bölgenin kaderini değiştiren önemli bir dönüm noktası olarak görmekteyiz. Tezlerimizin ana ekseninde bu tarih yer almaktadır.
23 Haziran 1939
Üçüncü önemli tarih ise 23 Haziran 1939’dur. Fransa ile Türkiye arasında imzalanan deklarasyon, Hatay’ın Türkiye tarafından gasp ediliş sürecinin son aşamasıdır. Bu konuda öne sürülen görüşlerden biri, söz konusu deklarasyonun mandater yönetim çerçevesindeki bazı uluslararası düzenlemelerle çeliştiği yönündedir. Buna göre Fransa’nın, mandası altındaki Suriye toprakları üzerinde böyle bir tasarrufta bulunma yetkisine sahip olup olmadığı uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur. Eski diplomat İsmail Soysal da deklarasyonun Milletler Cemiyeti kayıtlarında yer almaması konusuna dikkat çekmiş ve bunun uluslararası hukuk bakımından incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Soysal’a göre; anlaşmanın uluslararası kayıt sistemine neden geçirilmediği sorusu hukuki tartışmaların sürmesine neden olmuştur. Bu nedenle Hatay meselesinin hukuki boyutu, günümüzde de çeşitli çevrelerde tartışılmaya devam etmektedir.
Günümüz koşulları ve Hatay
Bugün Suriye, geçmişteki bütünlüklü yapısından oldukça farklı bir görünüm sergilemektedir. Ülkede farklı bölgeler değişik siyasi yönelimler izlerken merkezi otoritenin eski gücünden uzaklaştığı değerlendirilmektedir. Bu durum, Hatay meselesinin de yeni koşullar içerisinde yeniden ele alınmasına yol açmıştır. Bugün Suriye’ye hakim olan terör şebekesi HTŞ, bu davadan vazgeçmiştir. Hatay’ı Türkiye’ye hediye etmiş, haritadan da silmiştir. Hatay davası, yalnızca bu topraklarda yaşamını sürdüren Alevi halkın davası olmuştur; onlar kurtaracak, onlar hak ettiği yeri kazandıracaktır.
Suriye’de yaşanan çatışmalar ve toplumsal gerilimler, özellikle kıyı bölgelerinde yaşayan topluluklar üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Bu gelişmeler karşısında Hatay’ın tarihsel kimliği ve bölgesel bağlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyoruz.
Hatay’ın geleceğine ilişkin bölgenin tarihsel kimliğinin, kültürel yapısının ve toplumsal özelliklerinin korunması gerektiği yönündeki düşünceler varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle Hatay meselesinin yalnızca geçmişe ait bir konu olmadığı, değişen bölgesel dengeler içinde yeniden gündeme geleceği ifade edilmektedir.
Özellikle 5 Temmuz 1938 tarihi, ilhaka karşı çıkan bizler tarafından önemli bir dönüm noktası olarak anılmaktadır. Hatay halkının iradesinin yeterince dikkate alınmadığı ve yaşanan gelişmelerin bölgenin tarihsel sürecini derinden etkilediği açıktır.
Tarihsel olaylara ilişkin değerlendirmeler farklılık gösterse de Hatay’ın Doğu Akdeniz siyasetindeki önemini koruduğu açıktır. Bu nedenle Hatay konusu, değişen bölgesel koşullar içinde tartışılmaya devam eden bir mesele olmayı sürdürmektedir. Hatay, er ya da geç varlığını ya federasyon ya da bağımsız kimliğiyle dosta ve düşmana gösterecektir.
Hatay davası bugünün özellikleriyle, Türkiye’de Kürdistan davasıyla omuz omuza yürümektedir. Kürtlerin haklı duruşları, sonuca doğru uzanan yönelimleri, Hatay davasının sahipleri olarak bizleri de temsil etmektedir. Bu iki dava birbirine yakından bağlıdır. Kürtlerin haklı talepleri, Hatay davasının haklı talepleriyle birlikte sonuca gidecek ve her iki dava da kazancaktır.