'Direnmeden yenilirsen, bir daha kazanamazsın'

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Direnmediğiniz için yalnız kaybetmiyorsunuz, kazanacak haliniz kalmıyor. Bir de Kürt halkına bakın. Her ayağa kalktığında 'yenildi', her 'yenilgiden' sonra daha da güçlendi. O nedenle sokaklarda “direne direne kazanacağız” diye haykırıyor.

14 Mayıs öncesine bir bakalım:

Saray'ın müttefikleri kararlı.

Kılıçdaroğlu'nun müttefikleri kararsız.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşenleri de...

MHP avazı çıktığı kadar "Reis benim adayım" dedi. Diğerleri bu koroya sesleri yettiğince katıldı.

Millet İttifakı ise Akşener'in masayı tekmelemesiyle sarsıldı. Masaya tekrar döndüğünde ise artık o masa eski masa değildi.

Millet İttifakı’nda mızıkçılığı yalnız Akşener mi yaptı? Hayır. CHP'nin saflarındaki "derin devletle" irtibat ve iltisak içinde olanlar Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerinde bozgunculuğun dik alasını yaptı. Bunların yarattığı Kılıçdaroğlu karşıtı havayla Muharrem İnce yüzde beşlere ve yedilere varan bir oy potansiyeliyle yelkenlerini doldurdu. Çekildiğinde artık CHP'den kopan o oylar bir daha Kılıçdaroğlu'na yönelmedi.

Millet İttifakı da, İttifak’ın belkemiğini oluşturan CHP de şartsız şurtsuz Kılıçdaroğlu'nun etrafında toplanmadı. Kendi adaylarını yıprata yıprata sonunda çaresiz kalınca kerhen "adayımız Kılıçdaroğlu" demek zorunda kaldı.

Daha beteri, Kılıçdaroğlu'na kendi partisinin iki Belediye Başkanı’nı alternatif olarak piyasaya sürmek Kılıçdaroğlu'nu sarstı. Sonunda bu iki Belediye Başkanı’nı "Cumhurbaşkanı Yardımcısı" ilan etmek ise "adayımız kendi başına kazanamaz" demenin şeddeli Türkçesiydi.

Eeee... Ne bekliyordunuz? Bir tarafta tartışmasız bir aday olarak Erdoğan karşısında ite kaka aday ilan edilen Kılıçdaroğlu. Hay aklınıza turp suyu sıkayım. Seçmen sizin bu abuk sabuk halinize baktı, sorunları çözecek olanın "mutlak güce" sahip olması gerçeğini tercih etti.

Öyle değil mi? Bu Millet İttifakı denilen altı benzemez parti ve liderleri daha ilk adımda "Kılıçdaroğlu tek başına karar vermeyecek, Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanmayacak, onu kuşatacağız, biz ne dersek o olacak" benzeri aptallıklar yaptıklarında "biz Kılıçdaroğlu'na güvenmiyoruz" dediklerini bile anlamadılar.

Senin güvenmediğin adama seçmen neden güvensin behey zırtabozlar.

Eh, bütün bu zırvaların sonunda Kılıçdaroğlu da "karınca ezmez Şevki" rolünü oynadı. Parmaklarıyla "I love you" işaretleriyle seçmene öpücükler gönderdi.

Oysa o seçmen ülkenin ve kendisinin karşı karşıya olduğu sorunların "ince narince" yöntemleriyle çözülemeyeceğini, Saray'ın çatısına demir bir yumruk indirmeden, kararlı ve cesaretli adımlar atılmadan, devleti ele geçiren mafyaya karşı amansız bir savaş açılmadan "değişim" laflarının fasarya olduğunu biliyordu.

Pekerlerin, Yeşildağların videolarını milyonlar halinde izleyen bu seçmen, "helalleşme", "Erdoğan'ı emekli etme", "devr-i sabık" yaratmama laflarından sizce ne anladı?

Millet İttifakı'nın diktatör karşısında "tırstığını", kendine güvenmediğini, iktidara gelse de iktidar olamayacağını, bu özgüvensiz takımın daha ilk ayında poliste, orduda, yargıda yuvalanan, ekonominin bütün musluklarını elinde tutan faşist rejimin adamları tarafından teslim alınacağını engin tecrübesiyle gördü.

Görünce de, "boşuna zaman kaybedeceğime statükoyu devam ettireyim" deyiverdi.

Evet, evet... Enseyi karartmayalım elbette. Bu işin bir de ikinci turu var.

Kılıçdaroğlu "zavallı Rüstemlikten" derhal sıyrılmalı. "Zaloğlu Rüstem"e dönüşmeli.

Önce, "hem içeriden, hem de dışarıdan hayasız bir saldırıya uğradığını" millete ilan etmeli. "Yalnız bırakıldım, terörist diye küfrettiğiniz Kürt halkının bana verdiği karşılıksız desteğe  teşekkür ederim" demeli. Devamla seçmenlerine “siz aslında Erdoğan’ı yendiniz, seçimi Erdoğan elinizden almadı, devlet Erdoğan’ı yeniden başınıza bela etmek üzeredir” diye seslenmeli. Ardından da "vatan mafyanın işgali altındadır, tehlike sandığınızdan büyüktür, Üçüncü Dünya Savaşındayız, mafya şefinin Başkomutanlığında Türkiye küresellerin sefil bir oyuncağı oldu, bu gidiş Enverlerin gidişidir, ülke uçurumun kenarındadır, millet sefalete mahkum edilmiş, hırsızdan medet ummaktadır, silkinip ayağa kalkın" diye çağrı yapmalıdır.

Sonra şöyle demelidir: "Bu şartlarda seçimi kaybedebiliriz, Erdoğan ve suç ortakları devlete yeniden el koyabilir. Ama bu dünyanın sonu değildir. Erdoğan'ın siyasi ömrü topu topu bir, en fazla iki yıldır. Ona bu bir-iki yıl içinde dünyayı zehir edeceğim. Zorla çalacağı seçim onun boğazında kalacaktır. Ezcümle bu seçim basit bir sandık meselesi değil, diktatörlüğe karşı savaş meselesidir. Sandıkta demokrasi boğulursa, bu vatan toprağından özgürlük fışkıracaktır. Hodri meydan..."

Aylardır "seçim gecesinde sokağa çıkın, YSK'nın, İl ve İlçe Seçim Kurulları’nın önünde milyonlarla toplanın, seçimde dalevera yaparsanız, sine-i millete çekilir, dünyayı başınıza yıkarız" deyin diye yırtındık.

"Aman ha, sokağa çıkmayın, oy verin, hemen evinize dönün" dediniz.

Laz kardeşimin dediği gibi, "ne oldi?" Şimdi "oylarımız çalındı", "seçimde karşımızda devlet vardı" diye ağlamaktasınız.

Böyle zamanlarda mücadelenin şöyle bir altın kanunu vardır: Direnmeden yenilirsen, bir daha kazanamazsın, direnerek yenilirsen ders çıkarır, bu defa kesinlikle kazanırsın."

Şu halinize bir bakın. Direnmediğiniz için yalnız kaybetmiyorsunuz, kazanacak haliniz kalmıyor. Bir de Kürt halkına bakın. Her ayağa kalktığında “yenildi”, her yenilgiden sonra daha da güçlendi. O nedenle sokaklarda “direne direne kazanacağız” diye haykırıyor.

Bu defa direnin…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.